Maraş'ta katliama çağıran anonslar

Maraş katliamı öncesi taş dolu tabutlerla halk kışkırtıldı. Belediye hoparlöründen 'Üç din kardeşimizi komünistler öldürdü', askeri telsizde 'Aleviler kışlayı bastı' anonsları geçti.

Eklenme: 23 Aralık 2011, 13:13 / Güncelleme: 23 Aralık 2011, 13:13 / 9,788 Okunma / 6 Yorum
Maraş Katliamının görüntüleri Haberinin Videosu

Abdulllah Kılıç ve Ayça Öner'in haberi

Maraş olaylarında en kanlı sahnelerin fitili, öldürülen iki sol görüşlü öğretmenin cenazesinin kaldırıldığı akşam saatlerinde ateşlendi. Maraş’ta üç Sünni gencin öldürülmesi kentte infiale neden oldu. Bu infiali bir katliama dönüştürecek anons ise 22 Aralık gecesi belediyenin hoparlöründen geldi: “Üç Müslüman din kardeşimiz komünistler tarafından öldürüldü. Bunların kanı yerde kalmayacak!”

Bu anons peşi sıra cami hoparlörlerinden de yapıldı. “Dünkü olaylarda komünist ve Aleviler tarafından şehit edilen üç din kardeşimizin cenazesi kalkacaktır. Bütün din kardeşlerimiz buna katılsınlar, son görevlerini yapsınlar” seklindeki anonslar, kentte artık geri alınamaz bir savaşın habercisiydi. Belediye hoparlöründen yapılan anonslar sabahın erken saatlerinden itibaren devam etti. Halk ölen Sünni vatandaşların cenazesinin kaldırılmasına çağrılıyordu. Asker, yayının yapıldığı belediyeye gittiğinde yayın odasında kimse yoktu. Kime sorulduysa, yayını kendilerinin yapmadığını söylüyordu. Tahrik olan halk, provokatörlerin liderliğinde saldırıya geçti. Trabzon Caddesi’ndeki dükkânlar tahrip edildi.

Yörükselim yerle bir

Aynı saatlerde sloganlarla yüzlerce kişi, Alevi mahallesi Yörükselim’e yürüyüşe geçti. Ellerinde Türk bayrağı, taş ve sopalar bulunan grup içerisinden bazıları, “Yörükselim’de arkadaşlarımız şehit edildi. Haydin” diyordu. Yörükselim, ellerinde uzun namlulu silahlar, tabancalar, av tüfekleri, benzin bidonları bulunan bu kalabalığın saldırısına uğradı. Birçok kişi öldü, pek çok kişi yaralandı. Onlarca ev yakıldı.

Serintepe Mahallesi’nde de kanlı çatışma başlamıştı. Tam bu sırada ikinci öldürücü anons yapıldı. Askerler, “Kışla’ya saldırı oldu. Kışla’yı Aleviler bastı” şeklinde telsiz çağrısı alınca olay yerinden ayrıldı. Bu provokasyon planı harfiyen işledi. Asker gitti, katliam başladı. 93 ev tahrip edildi, 13 kişi öldürüldü. Aradan 33 yıl geçmesine rağmen askerin oradan uzaklaşmasını sağlayan telsiz anonsunu kimin yaptığı da hâlâ meçhul.

Sıradaki mahalle ise Alevi nüfusunun az olduğu Yusuflar’dı. Ellerinde silah ve sopalar bulunan topluluk daha önceden belirlenen evlere girip, içerideki Alevileri darp ediyor, öldürüyor, sonra da evlerini ateşe veriyordu. Kaçmaya çalışan Aleviler de bu saldırılardan nasipleniyordu. Akşama doğru Yusuflar Mahallesi’ndeki kanlı bilanço şöyleydi: 16 ölü, çok sayıda yaralı.

Sakarya, Yenimahalle, Mağaralı, İsadivanlı ve Dumlupınar mahallelerinde de tam bir vahşet yaşanıyordu. Ne yazık ki, asker ve polis yine ortada yoktu. Bütün bu saldırılara rağmen Maraş’ta katliama katılmayan çok sayıda Sünni vatandaş da vardı. Hatta birçok Alevi vatandaşı evlerinde sakladılar.

Ecevit’in anonsu işe yaramadı

Maraş’ta katliam devam ederken kentte Başbakan Ecevit’in sesinden halkı sakin olmaya çağıran anonslar da yapılıyordu. Şehirde sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen saldırganlar rahatlıkla eylemlerini gerçekleştiriyordu. İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, Adalet Bakanı, Sağlık Bakanı, Milli Eğitim Bakanı da şehre gelmişti. Ancak onların gayreti de katliamı önlemeye yetmedi. 2. Ordu Komutanı, Jandarma Genel Komutanı ve Vali ile olayları yatıştırmak için toplantılar yapan bakanların çözüm önerileri sonuç vermedi.

Maraş olaylarını “Solcular çıkardı” diyen dönemin CHP’li İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, Kahramanmaraş’a geldiğinde durumun ciddiyetini anlamıştı; ancak iş işten geçmişti. Özaydınlı, tepkiler üzerine yerini Hasan Fehmi Güneş’e bıraktı.

MİT her şeyi önceden biliyordu

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e gönderilen 3 Ocak 1979 tarihli rapor, olayların organize edilmesinde MİT’in rolüne işaret ediyor. Gazeteci Rıdvan Akar ve Can Dündar’ın Ecevit’in arşivinden elde ettiği raporda, “Yeni vuku bulan Kahramanmaraş olayı başta Türkeş, Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Yusuf Ö. olmak üzere, MİT’ten Şahap H. Ali K., Mehmet K., Avukat Metin E., Nart K.’nın müşterek planlamaları ile çıkarılmış” deniliyor.

Katliamın simgesi o fotoğraf

kullan

Esma Suna ve karnındaki bebeği (yukarıda) kurşunlanarak öldürüldü. Bu fotoğraf Günaydın gazetesinde yayımlanınca, Maraş olaylarının vahameti de daha iyi anlaşıldı.

kullanSuna ailesinin bir başka ferdinin (sağda) ise sünnetli olup olmadığına bakılmış.

Maraş’taki vahim tabloyu en çarpıcı biçimde gösteren fotoğraflar Suna ailesine ait. Esma Suna, karnında bebeğiyle beraber kurşunlanarak öldürüldü. Esma Suna’nın karnındaki 8 aylık bebeğini doktorlar ameliyatla çıkararak göstermişti. Katliamdan sonra gazetelere yansıyan haberlerde, Musa Suna’nın sözleri yaşanan trajediyi gözler önüne seriyordu: “Kapıyı kırarak eve girdiler. ‘Size bu dünyada yer yok’ diye bağırıp üzerimize saldırdılar. Evimizi ateşe verdiler. Sonra silahlarını ateşlediler. Gözümü hastanede açtım.” Suna ailesine yönelen saldırganların işlediği cinayetler, daha sonra Maraş Davası gerekçeli kararında şöyle anlatılacaktı: “Esma Suna’nın ‘Kardeşler yapmayın bu vicdansızlığı, biz de Müslümanız, yarın pişman olursunuz, bizim ölümümüzde ne var, biz ölürüz, geri kalanlar yine beraber yaşayacak, yapmayın bunu’ dedikçe saldırganların ‘Neren Müslüman senin, besmele çek bakalım’ dediklerini; besmele çekmesine rağmen inanmadıkları; bu şekilde saat 16.30’a kadar eve saldırdıklarını; saldırganların ‘Size bir şey yapmayacağız, dışarı çıkın, teslim olun’ diye bağırmaları üzerine kızı Fidan Suna ve yeğeni Aziz Tüzün’ün balkona çıktıkları sırada vuruldukları...”

RADİKAL

Taş dolu tabutlarla halkı galeyana getirdiler

Nurullah Kaya'nın haberi

12 Eylül darbesi öncesinde 105 vatandaşın hayatını kaybettiği kanlı Maraş olaylarının 33. yıldönümü. Olayların tanıklarından millî güreşçi Güngör Gencay, o güne kadar Alevi ve Sünnilerin şehirde kardeşçe yaşadığını belirtiyor. Gencay, ortaya konan oyunu çarpıcı bir örnekle anlatıyor: "Ulu Cami'nin avlusuna tabut getirmişler, millet aşağıdan yukarıya hücum edince tabutu koyup kaçıyorlar. Tabutları açınca içinden taşların çıktığını gördük." O günlerde esnaflık yapan Alaaddin Karakoru da tabutlardan taş çıktığını doğruluyor.

Olayların yaşandığı güne kadar Alevi ve Sünnilerin şehirde kardeşçe yaşadığını belirten milli güreşçi Güngör Gencay şöyle konuşuyor: "Her iki tarafla alakası olmayan şer insanlar vardı. Olayların olduğu günlerde bunlar halkı galeyana getiriyorlardı. Ne kadar komşum varsa, bunları bir alanda toplamışlar. Ellerine birer beyaz kâğıt vermişler. Herkese sağ görüşlü komşusundan tanıdığı kim varsa buraya yazsınlar demişler. Boş kâğıtlara herkese bir suç isnat etmişler. Bana da 'Bu judocu, elinde makineli tüfekle damdan atlayarak herkesi taradı' demişler. Halbuki benim için 'atladı' dedikleri duvarların arası 15 metreden fazla. Zaten ben askerde de silah kullanmadım. Silah söküp takmayı bile şu gün olsun bilmem. Daha sonra bizleri cezaevine aldılar. İçeride bize yapmadıkları işkence kalmadı."

Gencay, olaylarda ne tür oyunların oynandığını şu sözlerle aktarıyor: "Ortamda çok fazla söylenti vardı. Kimler olduğunu bilmediğimiz insanlar gelerek iki kardeşimizin öldürüldüğünü ve cenazelerin Ulucami'ye getirileceğini söyledi. Hepimiz birden gerildik. Cenazeleri almak için kalabalık bir şekilde Ulucami'ye yürüdük. Şekerdere'den aşağıya doğru, 2 tabut cami yönünde kalabalıkla birlikte geliyordu, tam o esnada kargaşa oldu. Daha sonra tabutları atıp herkes bir tarafa kaçıştı. Sonra tabutların içerisine taş doldurulmuş olduğunu gördük."

Alaaddin Karakoru, o günlerde esnaflık yapıyordu. "Alevilerin bir suçu da yoktu. Bizim Alevi kardeşlerimizle alışverişimiz vardı. Birbirimizin düğünlerine, cenazelerine gider gelirdik." diyor. Karakoru şöyle konuşuyor: "Alevi genci askeriyenin bahçesine çağırmışlar. 'Oğlum kimleri tanıyorsan isimlerini yaz da ver' demişler. Ama ne için olduğunu söylememişler. O yazılan isimleri alan avukatlar o kâğıtları suç isnadıyla doldurmuşlar. Bana da 'otomatik silahla ev bastılar' diye suç yazmışlar. Olaylarda benim gibi 4 kişiyi suçlamışlar. Halbuki biz askeriyeye malzeme veriyorduk. Yani devamlı yanlarındaydık. Ticaret için askeriyeye gidince nezarethaneye attılar beni. 40 gün boyunca içeride kaldıktan sonra mahkemeye çıkarıldım. Alevi gencin mahkemede ifade vermesiyle kurtuldum. Alevi çocuk mahkemede, 'Ben bu amcadan alışveriş yaparım ama avukatlar bana tanıdığım isimleri yazmamı istedi. Sonrasını avukatlar doldurmuşlar' dedi. Bu kez çocuğa yalancı şahitlikten 6 ay verdiler."

RADİKAL - ZAMAN

Yorumlar Yorum Yaz
  • SİYASET
  • GÜNCEL
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • DÜNYA
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
Mekke ve Medine'den Canlı Yayın
Gazete Manşetleri
Piyasa Verileri