Eğitimde ezber bozma zamanı

Mehmet Acet
Mehmet Acet

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Fizik dersinden ‘çaktığı’ için liseyi 3 değil, 4 senede bitirebilmiş.

 

 

“Parlak bir öğrenciliğim olmadı. Okulla aram çok iyi değildi” diyor.

Ezberler üzerinden gittiğiniz takdirde, “Zamanında veremediği ders nedeniyle okulunu uzatmış birisi nasıl Milli Eğitim Bakanı olabilir” diye düşünürsünüz.

 

 

Ama tersinden baktığınızda da, okul karnesi zayıf gelen bir öğrencinin, hayatının ilerleyen bölümlerinde eğitim alanında uzmanlaşıp, aynı alanda yüksek kademelerde görev alıp, eğitim bakanı bile olabileceğinin bir örneği karşımıza çıkıyor.

Dün sabah Kanal 7’de yaptığımız Başkent Kulisi programında Bakan Selçuk’a espriyle karışık, “Bunu açık yüreklilikle söylüyorsunuz ama insanlar ‘Eğitim Bakanı çocuklara kötü örnek oluyor’ diye düşünmezler mi” diye sordum.

Selçuk, biraz kendi hikayesini de işin içine katarak şöyle bir yanıt verdi: “Çocuk, kendisine anlamsız gelen konularla, zorunlu olarak yapması istenen şeylerle uğraştığında yaptığı iş daha da anlamsız hale gelmeye başlar ve okul açılmadan soğur. Çocuğun sosyal alanda gelişmemesi karnesi ne kadar iyi olursa olsun onun hayat başarısına hizmet etmiyor.”

ÜNİVERSİTE DEMEK ARTIK MUTLAK ‘EKMEK KAPISI’ ANLAMINA GELMİYOR

Üniversite eğitimi konusunda da ezberleri bozmanın vakti geldi de geçiyor.

Bizim zamanımızda her yüz öğrenciden 2’si üniversite sınavını kazanabiliyordu.

İlkokulda, ortaokulda çocuğun durumuna bakılırdı.

Okuyacak gibiyse, önü açılır, meslek edinme garantisi yüksek olduğu için üniversiteye gönderilirdi.

Değilse, ya meslek liselerine, ya da ‘vakitlice’ meslek edinebileceği bir alana yönlendirilirdi.

Şimdi üniversitelere giriş kolaylaştı, herkes üniversite diploması alabiliyor ama buralardan mezun olanların büyük bölümü ‘İşsizler ordusuna’ katılıyor.

23, 24 yaşına gelmiş ‘vasıfsız mezunların’ o yaştan sonra her mesleği yapabilmesi mümkün olur mu?

Örnekler verelim…

Kimya alanında dünya birincisi olan Almanya’da, üniversiteler yılda 600 mezun veriyor.

Bizim üniversitelerde ise, aynı bölümden bunun on katı öğrenci diploma alıyor.

Eğitim fakültelerinden mezun olan 450 bin öğretmen adayı, Şubat aylarında yapılan öğretmen atamalarında kendilerine bir yer açılması için çırpınıp duruyor.

İletişim fakültelerinin sayısı o kadar çoğaldı ki, sadece bir fakültenin mezunları bizim sektörün yıllık ihtiyacını rahatlıkla karşılayabilecek durumda.

Demek ki üzerinde durmayı gerektiren bir takım terslikler var.

Üniversite okumak kötü bir şey dediğimiz sanılmasın.

Ama salt meslek edinme, iş bulma mecrası olarak düşünüldüğü takdirde, üniversite mezunu olmanın ‘ekmek kapısını’ sonuna kadar açtığı da düşünülmesin.

Türkiye’deki bu üzerinde durduğumuz konu bağlamında temel bir sorun var.

Eğitim hayatı ile çalışma hayatının ideal bir biçimde örtüşmemesi.

Bir tarafta istenilen nitelikler olmadığı için iş bulamayanlar var, öbür tarafta aradığı halde yeterli oranda vasıflı çalışana ulaşamayanlar.

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, iki elinin parmaklarını açıp birleştirerek bu ‘kesişme’ sorununa dikkat çekiyor.

Normalde o hareketi yaptığınızda iki elin 5 parmağının birbiriyle kesişmesi gerekirken, Türkiye örneğinde sağ elin 5 parmağı sol elin bir parmağı ile birleşebiliyor.

Yani, eğitim hayatı ile çalışma hayatının kesişme oranı yüzde 20’lerde kalıyor.

MESLEKİ TEKNİK EĞİTİMİN ÖNÜNÜN AÇILMASI İHTİYACI

İşte bu noktada, bir zamanlar ‘Üniversite baskısını’ yumuşatan meslek liselerini canlandırma fikri akıllara geliyor.

Tabii zamanın koşullarına uygun olmak kaydıyla.

Yaptığımız sohbet sırasında Bakan Selçuk’un mesleki teknik eğitimin yeniden güçlendirmesi için bir takım çalışmalar yürüttüğünü fark ettim.

9’uncu sınıftan itibaren ilgili sektörün taleplerine uygun düşecek bir müfredatla yeni okullar açılacak.

Öğrenciler o yaştan itibaren hem maaş, hem meslek sahibi olmaya başlayacak.

Milli Eğitim Bakanı bu işin önemini anlatmak için şunları söylüyor: “Eğer biz mesleki teknik eğitimi bir yola koymazsak bu sefer toplumdaki gelir dağılımındaki eşitlikler, eşitsizlikler ya da toplumdaki rol ve görevlere dair bazı problemler daha da büyüyecek. Herkes yükseköğretim mezunu olmak gibi bir hedefe kilitlenecek ki şu anda öyle zaten. Bunun önüne geçebilmek için insanlara sahici, işe yarayan birtakım somut çözümler üretmemiz gerekiyor.”

Yazıyı bitirmeden önce, öğrencileri yakından ilgilendiren, önümüzdeki yıldan itibaren devreye girecek birkaç haber daha verelim:

*Liselerde şu an 15-16 ders var. Bu sayı indirilecek. Nihai karar Mart ayında açıklanacak ama ders sayısının 8’e düşmesi gibi bir ihtimalden söz edebilirim.

*Sayısal, sözel, eşit ağırlık gibi alan seçimleri lise eğitiminin başlangıcına konacak. Yani bu alanlardan biri için seçim yapan öğrenci, lise hayatı boyunca kendi alanı üzerinden ders alacak.

*Lise son sınıfta öğrencinin sınav hazırlıklarını kolaylaştıracak yeni bir takım uygulamalar devreye girecek.

YENİ ŞAFAK GAZETESİ

yazının devamını okuyun