80'lerin sonunda Istanbul'a geldiğimde, Vezneciler'deki 'mahle'miz Kürtlerin yaşadığı bir muhitti. Çanakkaleli bir köy çocuğunun arkadaşları Diyarbakır, Adıyaman, Siirt, Malatya gibi şehirlerden tası tarağı toplayıp umut yolculuğuna çıkan Kürt ailelerin çocuklarıydı.
Konfeksiyon atölyelerinde ara ütücülük, overlokçuluk yapan, inşaatlarda çalışan, İstanbul sokaklarında, elarabalarıyla öteberi satan, aksam temizliğine giden evin resileri, onların hamarat hanımları ve kendi aralarında bağıra bağıra Kürtçe konuşan serazad çocukları, benim bu arkadaşlarım, ne mesut insanlardı! Hiç bir ayrılık
gayrılığın hissedilmediği 'hey gidi günler'... Geçenlerde, Süleymaniye, Vezneciler, Beyazıt gibi yerlerde dolaşırken o geçmis zaman insanlarını hatırladım.
Türkiye'nin aydınları Kürt Sorununu üzerinde enineboyuna konuşurlarken, duygu fırtınası, düşünce harmanını savurdu; duygulanıldı, derin düşüncelere dalındı, ezberler bozuldu. Bir Abant klasigi daha yaşandı.
Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar'ın protokol konuşması ilk güne damgasını vurdu. ' Italya, Almanya gibi ülkeleri geçelim; en azından Yunanistan kadar bir demokrasimiz olsun' cümlesi genç valimize ait... İlhan abinin genç emniyetçileri öve öve bitiremediğini hatırladım da ' Ne varsa gene gençlerde var' dedim kendi kendime...
Evet sorun, demokrasi sorunu. Kürt sorununu alevi sorunundan, başörtüsü sorunundan tefrik edebilir miyiz! Topyekün bir demokratik yapılanma , toplumsal mutabakat ve demokratik kültürün tesisi...Birlikte Yaşama Projesi olarak geçen şey de elbette bir sürece vabeste. Bence, sorun artık çözümlenebilir bir kıvama da gelmiştir.
Tek Türkiye ailesinde, huzur-suz ekrad varken, ailenin diğer efradı rahat olabilir mi!
Dağa giden yolları kesmedikçe dağdakileri şehre indirebilir miyiz!
Haftasonum güzel geçti. Yeni arkadaşlar edindim. Cengiz Çandar'ın kalender üslubu, Leyla Ipekçi hanımın 'haddeden geçmis nezaket'i, Bejan hanım'ın 'şairane müfekkire'si, Mümtazer bey'in ezberbozanlığı, Harun bey'in
deruni sükuneti'Ve Altan Tan bey'in tatlı şivesi Kürt tınılardan ziyade Anadolu dobralığını taşiyordu. Şahin Alpay, Cevat Öneş, Naci Bostanci, Osman Güzelgöz, Salih Yaylacı, Ünal Tanık, Nasuhi Güngör, Mehmet Kamış, Bülent Korucu, Abdülhamit Bilici'Güzel bir mekan , güzel insanlar; insan başka ne ister ki!
Ve benim yüreğim, hala Kürt acısını bir ateş topu gibi yüzümüze çarpan Rojbin Tuban hanımın 'çığlık'larıyla yanıyor. Bu içten ve bizden sese iyi kulak verilmeli'