Sayın Orgeneral İlker Başbuğ’un üzerine basarak söylediği Türkiye’nin zor ve kritik günlerden geçtiği görüşüne katılmamak mümkün değil.
Böyle dönemlerde herkesin yüksek sorumluluk duygusu ile hareket etmesi büyük önem taşır. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adaletin önünü açıcı davranması Ergenekon olayından daha önemli bir olaydır.
Okuyucularımın bu duyarlılıkla hareket ettiğimi bilmelerini istiyorum. Yazılarımın bir kısmı çok ezber bozucu oluyor ve “Bu adam ne yapmak istiyor, siyasi bir hesabı mı var?” diyenleri duyuyorum. Burada size açıkça deklare ediyorum ki; ‘Siyasi hiç bir hesabım yok, beklentim yok, hedefim yok ve gelecek teklifler olursa onlara da kapalıyım.’ Tek amacım siyasi ahlaka hizmet etmektir. Batılılardan ‘Adalet ve Dürüstlük’ dersleri almak çok ağırıma gidiyor. Batı’da en azından kendi iç politikalarında Makyevelist siyaset prim yapmazken bizde neden prim yapsın?
Gelelim konumuza… Geçenlerde rahmetli olan ağabeyimiz Sağlık Eski Bakanı Meslektaşım Dr. Yıldırım Aktuna’dan söz etmek istiyorum. Sayın Aktuna hiç bir rüşvet ve yolsuzluğa bulaşmamış ayrıca kitabına uydurulmuş dahi olsa komisyonla ihale almaya tenezzül etmeyen bir vekil idi. Dürüstlüğü ile bilinen Sayın Aktuna 28 Şubat döneminin bakanı idi ve gemiyi terk edenlerdendi. DYP milletvekili idi. 28 Şubat döneminde meşhur Çankaya brifingleri ile psikolojik savaşa maruz kalmıştı. Geçtiğimiz yıl haftalık bir dergiye “Biz o dönemde maalesef yanıltıldık” demişti.
Çankaya brifingleri şöyle olmuştu. Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel milletvekillerini tek tek çağırıyordu. Bir General tarafından verilen brifingle sayın vekiller ‘aydınlatılıyordu.’ Bu yöntem o tarihte çok etkili oldu. Türkiye’nin ne kadar sıcak ve yakın tehlikede olduğu ‘Power Point’lerle etkili bir şekilde anlatıldı. Şimdi anlaşılıyor ki o bilgiler Batı Çalışma Grubu’nun sahte belgelerinden ibaretti. Sonuçta Sayın Tansu Çiller’in yazılı listesi delinmiş ve hükümet yıkılmıştı.
O tarihte siyasi irade ve Çankaya darbe korkusu ile hareket etmeseydi, delilleri ve bilgileri açık ve net olarak konuşabilselerdi gerçekler ortaya çıkardı. Ancak toplumsal fayda odaklı değil bireysel fayda odaklı politikalar nedeniyle demokratikleşme fırsatı kaçırıldı. Yok edilmek istenen siyasi grup beş sene sonra daha güçlü olarak geldi. Şu fayda da oldu Milli Görüş çizgisinde olup demokrasiye samimi inananlar güçlendi.
Entellktüel bir tecessüsle konuları incelediğizde inanmamız istenen fikirlerin aslında psikolojik savaş propaganda malzemesi olduğu hemen ortaya çıkar. Bugün ile bağlantı kurarsak akıl yürütme yöntemleri ile şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. ‘Siyasetin bu derece içinde bir silahlı kuvvet bugün de Anayasa Mahkemesi üyelerini brifize etmiştir’
En azından böyle ihtimalleri ortadan kaldırmak için TBMM inisiyatif kullanıp araştırma komisyonu kurmalıdır. Bu fırsatı kaçırmak Susurluk için ‘faso fiso’ demekle aynı anlama sahiptir.
İsmet İnönü’ye atfen söylenen bir söz vardır “Şartlar oluştuğunda ihtilal kaçınılmazdır” şeklinde. İhtilali seçenek olarak düşünen bir anlayış, çok tehlikeli bir anlayıştır. Bir ailede veya iş yerinde şiddeti, dayağı seçenek olarak düşünmekle ülke yönetiminde darbe ve ihtilali seçenek olarak düşünmek aynı şeydir. Çağdaşlık farkı böyle anlaşılır. Ha sinirlendiğinde komşusuna maganda kurşunu sık, ha kendini tehdit altında görüp darbe yap. Hiçbir farkı yoktur.
Darbecilik siyasi magandacılıktır, bunu kabul edelim artık.
‘Açık Toplum Açık Devlet’ derken toplumsal barışı, yeteneklerin önünün açılmasını, güvenin artmasını amaçladığımız takdirde yurdumuz daha yaşanılır olur.
Bu yazı 12186 okundu.