Türk'ün Türk'ten başka dostu mu, yoksa düşmanı mı yoktur?
06 Temmuz 2008 06:00
Sabah
Bu niteliklerin varlığına ve yokluğuna bağlı olarak, bazı insanlar "Açıksözlü" bazıları da "Densiz" olurlar.
Günümüz Türkiye'sinde siyaset ve medya dünyası, bu ayrımı büyük ölçüde unutmuşa benziyor.
Yanlış, dayanaksız, kırıcı, aşağılayıcı içerikli hakaret cümlelerini seslendirmenin "Açıksözlülük" olduğunu zannedenlere fazlaca rastlamaya başladık.
Siyaset ortamındaki gerginliğin aktif tarafları bile olaylara kesin teşhis koyamazken, kendilerine bir tarafın tetikçileri olarak rol biçenler, meslektaşlarının ileride yüzlerine bakamayacakları hesabını hiç yapmadan, ağızlarına geleni söylüyorlar. "Seslidüşünmek" sanki bir cesaret gösterisi gibi sunuluyor.
Öfkeyi azdıran vücut salgıları, bilgiyi, araştırmayı, gerçeği aramayı ve en önemlisi "Kuşku" yu eritip yok ediyor.
Bu duruma ilk kez tanık olmuyoruz.
Demokrasinin "Farklıdüşünenlerinbirlikteyaşaması" mesleği olduğunu geçmişte de defalarca unuttuk. Ama bu süreçlerin hepsi demokrasinin rafa kaldırılması ile son buldu.
Birlikteyaşamak
Bir anım var.
1975'te Adalet Partisi Genel Başkanı olan Süleyman Demirel, "1'inciMilliyetçiCephe" nin kurulacağını açıklamıştı. Milliyetçi Cephe içinde, 1970'te Adalet Partisi'nden kopanların kurduğu Demokratik Parti de vardı.
Demokratik Partililer, o güne kadar Demirel hakkında söylenmemesi gereken şeyler söylüyorlar, ailesini, icraatını, çevresini çeşitli aşağılayıcı eleştirilerle yıpratmaya çalışıyorlardı.
Demirel'i ziyaret ettiğimde bu durumu hatırlatıp, sordum: - Siziböylesinekuraldışıifadelerlehedefalanbirkadroilenasılkoalisyonkurabileceksiniz?
Demirel şu cevabı vermişti bana: - Sivilsiyasetinözü,birgünöncebirbirlerinehakaretedenlerin,ertesigünkolkolagirmeyibaşarabilmeleridir. Başkamesleklerdensiyasetinfarkıbudur.
Evet. Demirel o dönemde iki Milliyetçi Cephe kurdu.
Ama toplum tepedeki cepheleşmenin, ertesi gün kol kola girmekle sonuçlanması gerektiğini algılayamadı. Cepheleşme ülke kentlerinin ve hatta polisin bile farklı kamplara ayrılmasına dayandı ve süreç 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi ile noktalandı.
Demek istediğim şu.
Ne Tayyip Erdoğan ne de Deniz Baykal, birbirlerine düşman iki ülkenin liderleridir.
Düşmankamplarmı?
Veya farklı sermayelere ait medya grupları, birbirlerine kan davalı gazeteci ve yazar kadrolarının üslendiği düşman kamplar değildir.
Sabah'ta haber ve yorum konusu edilen olguları Doğan Medyası'nda da okumuyor musunuz? Hasan Cemal, Taha Akyol, Perihan Mağden, İsmet Berkan ve Cengiz Çandar, Engin Ardıç'tan, Ergun Babahan'dan, Emre Aköz'den, Ahmet Kekeç'ten, Ahmet Altan'dan farklı şeyleri mi savunuyor?
Aynı şekilde Hıncal Uluç çizgisini de Ertuğrul Özkök'te, Özdemir İnce'de, Oray Eğin'de veya Tufan Türenç'te bulmuyor musunuz?
Yargı kararına bağlanmamış iddianamelerin içeriklerine dayalı olarak birbirlerini manen veya siyaseten boğazlamaya dönük kamplaşmalar, ne ülkeye, ne de siyaset ve gazetecilik mesleklerine bir katkı sağlar.
Demokrasi çok sesliliktir.
Kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve sivillik, çoğulcu demokrasinin temel taşlarıdır.
Densizlik açık sözlülük, hakaret de eleştiri değildir. "TürkünTürk'tenbaşkadostuyoktur" sözü de galiba tarihi bir yanılgıdır.