Mustafa Erdoğan'ın köşe yazısı
Sol’dan gelen kimi demokratlar, geleneksel sağcıların veya muhafazakárların ‘Ergenekon’ diye bilinen devlet içindeki çetenin soruşturulmasını bu kadar hararetle desteklemesine pek anlam veremiyorlar. Gerçekten de, bir zamanlar ‘komünizmle mücadele’ ettikleri için bu tür yasadışı teşekküllerden hoşnut olanların şimdi birdenbire ‘Ergenekon’un amansız hasmı haline gelmeleri açıklanmaya muhtaç bir durum.
Ben bunu şöyle açıklıyorum: Bir kere, nasıl ki bugün ‘soldan gelen’, hukuk devleti fikrine bağlı demokratlar varsa, aynısı sağcılar için de geçerlidir. Malum, insanlar tecrübelerden öğrenirler. Herhalde, ‘bu ikisini nasıl karşılaştırırsın, sol zaten demokrattı(r)!’ da denemez; çünkü, özellikle Türkiye’de solculuğun tanımı gereği demokratlık anlamına gelmediği açıktır. Hatta denebilir ki, faşizan marjı bir yana bırakılırsa, Türkiye ‘sağı’ toplumsal tabanı itibariyle demokrasiye ‘sol’dan daha yakındır.
İkincisi, Ergenekon çetesi sadece hukuk-dışılığı ve gizli-kapaklılığı temsil etmiyor; eğer hakkındaki iddialar doğruysa, bu aynı zamanda darbeci bir çetedir. Sağ-muhafazakár kesim ise zaten şimdiye kadar genellikle darbelere karşı olmuştur. Dolayısıyla, iktidarda muhafazakár bir partinin bulunduğu bir dönemde muhafazakárların Ergenekon soruşturmasını heyecanla desteklemeleri daha da anlaşılabilirdir.
Bu aynı zamanda demektir ki, tehdit altında olan kendilerine yakın olan iktidar olmasa, muhafazakárların bir kısmı darbeci girişimlere karşı kayıtsız kalacaktı. Ama ‘milliyetçi’ kökenden gelen kimi Ergenekon karşıtlarının görünüşteki anlaşılmaz tutumlarının bazı özel nedenleri olmalıdır. Çünkü, demokratik siyaset yerine ‘Devlet’in yanında saf tutmalarını sağlamak üzere, milliyetçilerin ‘devletin bekası’nın tehdit altında olduğuna ikna edilmeleri zor değildir.
Öte yandan, yine kimi ‘demokratlar’ ve ‘liberaller’, sadece sağcıların değil, fakat bazı solcuların da Ergenekon soruşturması karşısındaki tutumlarını anlaşılmaz buluyorlar. Malum, solun önemli bir kısmı bu soruşturmayı devletin hukuk-dışılıktan arındırılmasına ve demokratikleşmeye hizmet edebilecek bir girişim olmak yerine, AKP ile karşıtları arasındaki bir iktidar mücadelesinden ibaret görüyor.
Bana göre bu ‘tuhaflık’ı da açıklamanın bir yolu var. Her şeyden önce, Türkiye solu öteden beri Kemalizm tarafından kısmen ‘enfekte edilmiş’ olup, solculuk büyük ölçüde kimi sol-sosyalist temalarla Kemalist fikirlerin harmanlanmasından oluşmaktadır. Böyle bir ‘sol’ anlayışın, ‘láiklik’in iktidardaki muhafazakár çoğunluk tarafından tehlikeye atıldığı duygusuyla mobilize edilmesi de, ‘dinciler’i alaşağı edecek láikçi-devletçi bir darbeye sempati duyması da doğaldır.
Son bir nokta: Solcuların çoğu Susurluk’taki heyecanlarını bu sefer yitirmiş bulunuyorlar; çünkü, Ergenekon eski MHP’lilerin veya ‘ülkücüler’in başını çektiği bir çete olarak görünmüyor. (Kimi eski ‘ülkücüler’in Ergenekon karşısındaki celádetleri de belki aynı nedenle ilgilidir.) Bazılarının Susurluk zamanında ve şimdi yazıp-çizdiklerinden benim edindiğim izlenim, solcuların önemli bir kısmının bu gibi meseleleri ‘faşistler’le aralarındaki ‘kan davası’nın gözlüğünden görmeye devam ediyor olduklarıdır. Yani, bana öyle geliyor ki, Ergenekon’un MHP’liler veya ‘ülkücüler’le bağlantısı olsa -veya ortaya çıkarılabilse- bugün solda Ergenekon karşısında gözlediğimiz suskunluktan pek eser kalmaz.
(Star)
Bu haber 23008 okundu.