25 Temmuz 2008 07:33
- 4 Yorum
- 12,447 Okunma
Süren soruşturmaların yandaşlık veya karşıtlık duygularıyla örselendiği günümüzde vicdani muhasebeye daha fazla ihtiyaç var... Keşke bunlar yaşanmasaydı...
Yüz insan öldürdüğü mahkemece sabit olmuş bir suçlunun arkasından “kaaatil” diye bağırabilirsiniz. Ama eğer yapmadıysa “hırsızzz, sahtekâr
” diye bağıramazsınız. Azılı bir katil için bile, suçlu kişiliğinden yola çıkarak işlemediği bir başka suçu kendisine atfetmek bir zulümdür, bir adaletsizliktir.
Binaenaleyh, tanımadığım, hatta gıyaplarında kendileri hakkında zerre kadar pozitif kanaat taşımadığım insanlar için bile, haklarında ne tür bir suçlamada bulunulmuş olursa olsun, şimdiye kadar gözaltına alınan hiç kimse hakkında “oh canıma değsin” duygusu yaşadığımı hatırlamıyorum.
Devamlı surette, inşallah kendileri hakkında iddia edilen şeyler doğru değildir beklentisi içinde kalmayı daha insani buldum. Çünkü iddia edilen şey sadece suçlananın hayatını karartmıyor ki
Yakın aile ve dost çevresi de büyük yara alıyor. En azından eğer varsa eş ve çocuklarının hallerini bir düşünsenize
Okulda ve mahallede arkadaşları arasında ne hale gelirler.
İddia; adı üzerinde iddiadır. Gerçekler ancak adil bir yargılama sonucunda ortaya çıkar ve hâkimler önlerine konulan delillerden yola çıkarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Eğer iddia edilen şeyler daha baştan doğru kabul edilseydi, yargılamaya ne gerek kalırdı
Ya o değilse
Tanınmış bir adam çıksın, Taksim Meydanında kalabalıkların ortasında birini silahla tarasın. Görünüşte cinayeti o işlemiştir. Olayın ardından kaçmış, daha sonraki saatlerde veya günlerde diyelim ki yakalanmıştır. Şimdi nerden bileceğiz gerçek katilin o olduğunu.
Teknolojinin nimetlerinden yararlanarak gerçeğe yakın yapay bir yüz maskesi ile suçlanan kişiye benzemek suretiyle cinayeti işleyen bir başkası olamaz mı gerçek katil
Demek ki göz neyi görmüş olursa olsun, suçlananlara kendilerini savunma hakkı vermek önemlidir. ‘Herkes görmüş kardeşim, daha neyi savunacaksın’ dememelidir.
Bu değerlendirmeyi sadece gündemdeki tartışmalarla ilgili olarak değil, sıradan suçlamalardan sansasyonel davalara kadar her türlü dava için bir etik yaklaşım olarak ele almayı bugünlerde gerekli gördüm.
Bilgi kirliliğinin yaşandığı, süren soruşturmaların yandaşlık veya karşıtlık duygularıyla örselendiği günümüzde bu noktaları hatırlatmayı vicdani bir sorumluluk addettim.
Anadolu’da yaygın olduğu şekliyle, tüm suçlananlar için Allah kurtarsın temennilerimizi bu vesile ile ifade etmiş olalım. Sevmediğiniz, hatta nefret ettiğiniz insanlar bile olsa, kimsenin gereksiz yere mağdur olmasına ve hak ettiğinden daha fazla ceza almasına razı olunmamalıdır.
Milli Çözüm ölçüyü kaçırınca
Gazetecilerin bazı avantajları vardır. Periyodik yayınların birçoğu ve yeni çıkan kitaplar adreslerine ücretsiz gönderilir. Bu sayede ülkenin dört bir yanında çıkan dergi ve kitaplardan haberdar olurlar.
Kaçıncı sayısı idi bilmiyorum ama bundan 3 yıl kadar önce Milli Çözüm dergisi de birkaç sayı adresime ulaştı. Derginin üslubu çok rahatsız ediciydi. Bir Müslüman’a yakışmayacağını düşündüğüm ağır üslup, iddia ve ithamlarla bazı isimler sürekli karalanıyordu.
Herhangi bir vesile bana e-mail atan okuyucularım bilirler. Eğer e-mailleri spam’a düşerek herhangi bir şekilde gözümden kaçmamışsa, ağır eleştiri, hakaret, sövgü içeren e-maillere bile iki kelime de olsa usulünce cevap vermişimdir. Gmail gönderilen e-maillerin adreslerini otomatik tuttuğundan, sadece okuyucu ile yazışmak için kullandığım
yazaramesaj@gmail.com adresimde bakıyorum 4 binden fazla e-mail adresi birikmiş. Yani o kadar okuyucuya cevap vermişim.
Sözü şuraya getirmek istiyorum.
Atalarımız “keskin sirke küpüne zarar” derken ne güzel söylemişler. Hakikaten sivri dilli olmanın kimseye faydası yok.
Basına yansıyan haberlere göre, Ergenekon iddianamesinde yer alan en esaslı gerekçelerin başında, ‘halkı meşru hükümete karşı tahrik ve isyana teşvik etmek’ suçlaması da yer alıyor.
Malum, hafta başında Konya merkezli 5 ilde düzenlenen operasyonda aralarında Milli Çözüm Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Akgül'ün de bulunduğu 7 kişi gözaltına alındı. Akgül, gazetecilerin iddialar hakkındaki soruları karşısında, ''Hakkımdaki iddiaları ben de bilmiyorum''
demiş.
Tercüman’da yazdığım günlerde 3 yıl önce Milli Çözüm dergisi elime ilk ulaştığımda, hem bir teşekkür etmek, hem de dergi hakkındaki genel izlenimimi aktaran bir e-maili derginin iletişim adresine göndermiştim. Bir sonraki sayıda fark ettim ki, derginin editörü o sayının sunuş yazısında e-mailime yer vermiş.
Önce o satırları aktarıp, ardından bir çift kelamla yazıyı bitirmek istiyorum. Derginin Haziran 2005 sayısında şöyle
yazmışlar;
“Halka ve Olaylara Tercüman’dan Osman Özsoy Bey'in yaptığı gibi, samimi ve seviyeli tenkit ve tekliflerden ötürü, elbette memnun olmaktayız ve bunları dikkate alıp yararlanacağız.
Yani, "Usül hatırına, "asıl"ı fedaya kalkışmamalıyız".. Ve tabi ki "usülsüzlüğün vusülsüzlüğe sebep olacağı da, aklımızdan çıkarmayacağız...
Bu sözlerimizle, yapıcı ve yararlı eleştirilerden gocunup kızdığımızı ve mazeretler uydurup arkasına sığındığımızı sanmayınız... İyi niyetle, hatalarımızı hatırlatan kimselere sadece hürmet ve hayranlık duyanlardanız!.. Osman Özsoy Bey'i de bu hassasiyetli ve faziletli tavrından dolayı kutlamakta, haklı ve hayırlı noktalarına katılmaktayız... Ve lütfedip, ara sıra da olsa, bu gibi tenkit ve tavsiyelerini esirgememesini arzulamaktayız ve kendilerine duacıyız.”
Keşke sadece o derginin değil, bilumum neşriyat sahipleri üslup açısından biraz daha hassas olabilseler. Eleştiri ile hakaret birbirine bu kadar yakın iki kavram olmasa. Keşke düşmanımın düşmanı dostumdur zihniyeti ile her şey birbirine bu kadar çok karıştırılıp ülke kamplaşmasaydı.
Ben yaptım oldu anlayışı uzun zamandır ülkemizde pek bir revaçtaydı.
Dileriz ülkemizde son yaşananlar herkese ders olur. Dileriz herkes ve her kesim olan bitenden kendince bazı mesajlar çıkarır.
Keşke tüm bunlar hiç yaşanmasaydı. Bari bundan sonra hiç yaşanmasa
Bu son olsa
Keşke