Atatürk’ün bu sözü, dün yeni bir dönemin başlangıcına tanıklık eden Genelkurmay Başkanlığı’nda devir teslimin yapıldığı Orbay Salonu duvarında yazılıydı.
Fiilen 46 yıldır askerlik mesleğinin içinde bulunan Orgeneral İlker Başbuğ, tam 53 yıl önce askeri okula giren Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan görevi dün akşam itibariyle devraldı. Yaşar Büyükanıt kendi ifadesiyle tören sonrasında üniformasını çıkararak sivil hayata “merhaba” dedi.
Tarihi töreni izlemek için Orbay Salonu’nda komutanların silah arkadaşları ve eşlerinin dışında, Cumhurbaşkanı Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Talat, TBMM Başkanı Toptan, Başbakan Erdoğan, KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş hazır bulundular. Devletin zirvesinin bütün önemli isimleri, üst düzey bürokratlar, gazeteciler ve sanatçıların haricinde Fenerbahçe ve Beşiktaş Başkanları töreni izleyen renkli simalardı.
Yaşar Büyükanıt, duygu yüklü konuşmasında askerlik kariyerinin, özellikle de iki yıllık genelkurmay başkanlığı döneminin bilançosunu çıkardı. Üniter devlet yapısına, laiklik ilkesine ve cumhuriyetin kazanımlarına yönelik tehditleri vurgulayan Büyükanıt, ciddi uyarılarının sonunda Türk milletine güvenini ifade ederek iyimser bir bakış açısını yansıttı.
Büyükanıt, “Atatürkçü düşünce sistemini ve onun kazanımlarını korumak sadece TSK’nın değil, tüm Türk milletinin görevidir” cümlesiyle son derece yerinde bir tespit ve bir anlamda toplumsal bilinç çağrısında bulundu.
Büyükanıt kendisinin de hayli duygulandığı konuşmasını “askerler ölmezler sadece gözden kaybolurlar. Ben de gözden kaybolacağım” diyerek bitirdi, uzun alkışlarla uğurlandı. Büyükanıt, “40 yıldır tanıdığım İlker Başbuğ’a bu görevi devretmekten onur duyuyorum” diyerek yeni genelkurmay başkanını onore etti.
Başbuğ “yol haritasını” açıkladı
Genelkurmay Başkanlığı’na atanan Orgeneral İlker Başbuğ ise adeta “bir manifesto niteliği taşıyan” konuşmasıyla kendisinin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yol haritasını açıkladı. Teorik düzeyi çok yüksek olan konuşmasında Türkiye’nin yakın ve uzak bütün tehdit noktalarının altını çizen, çözüm önerilerini dile getiren Başbuğ, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası ve milletin refahı için düşüncelerini ortaya koydu. İyi hazırlanmış, dengeli ve yer yer sert bir konuşmaydı.
Sözlerine “coğrafya ülkelerin kaderini belirler” deyişini hatırlatan tespitleriyle başlayan Başbuğ “bu durum değişmeyecek” diyerek içinde bulunduğumuz bölgede devletin güçlü, Silahlı Kuvvetler’in caydırıcı olmasının önemini vurguladı.
Cumhuriyetin kuruluşunu “devrim” ve “mucize” olarak tanımlayan Başbuğ, Cumhuriyetin kazanımlarının korunmasında TSK’nın her zaman taraf olduğunu söyledi.
Son 6 yıldır küreselleşme ve onun tehdit ve fırsatları konusunda kafa yoran ve okumalar yapan İlker Başbuğ, Habermas’tan alıntılar yaptığı, ortak bilinç, ortak vicdan ve siyasal erdem gibi kavramlara başvurduğu konuşmasında, ulus devlet konusuna detaylarıyla yer verdi. Başbuğ küreselleşmeye toptan karşı çıkmanın gerçekçi olmadığını belirtti ve kendisinin en çok kullandığı sözlerden olan “küresel düşün, ulusal hareket et” şiarını hatırlattı.
Üniter devlet yapısı, laiklik ve ulus devletin önemini sık sık vurgulayan İlker Başbuğ toplumun bir kesiminin bu konularda endişe içinde olduğunu hatırlatıp, Anayasa Mahkemesi karar ve açıklamalarını referans gösterdi ve “bu endişeler ciddiye alınmalıdır. Toplumsal huzur için bu zorunludur” sözleriyle gecenin flaş cümlesini sarfetti.
İlker Başbuğ’un, tartışılacağını düşündüğüm diğer saptaması ise “giderek güçlenen bazı cemaatler” diye başlayan cümlesiydi. Paşa, “bu oluşuma karşı alınacak tedbirlerin başarı şansı ancak bu yapıların iyi analiz edilmesiyle gerçekleşebilir” dedi.
Başbuğ’dan Irak’ın toprak bütünlüğü ve ABD ile ilişkilerin önemi hakkında da çok önemli açıklamalar geldi. Başbuğ “Türk-ABD ilişkilerini köklü, tarihi, kapsayıcı ve tek bir konuyla sınırlandırılamayacak kadar geniş” diye tanımladı.
Detaylarını göreceksiniz, İlker Başbuğ’un AB ile ilişkiler ve demokrasi-laiklik bağlantısı hakkındaki sözleri üzerinde uzun uzun konuşmayı zorunlu kılıyor. Devam edeceğiz...
NOT: Gecenin sonunda Gül, Erdoğan ve Başbuğ ayaküstü 15 dakika konuştular. Sonra yanlarına Talat geldi, dörtlü sohbet de 10 dakika kadar sürdü. (Başlığın altındaki sözü hatırlatırım)
İSMAİL KÜÇÜKKAYA - AKŞAM