Kürşat BUMİN
Cumhurbaşkanı'nın 1993'te Refah partisi milletvekiliyken Demirel Hükümeti'nin Ermenistan politikası hakkında verilen gensoru görüşmelerinde yaptığı konuşmayı ilk hatırlatan Milliyet yazarı oldu.
Alıntı Yazarlar

Yavuz DONAT
Kızılcahamam sözlüğü
Ahmet Turan ALKAN
Şiddetin yüzüne tükürmek
Semih İDİZ
Sınır ötesi için Bağdat’ın izni gerekmiyor
Nasuhi GÜNGÖR
Kürtlerin Ateşle İmtihanı
Yusuf Ziya CÖMERT
Cemevi'nde hepimiz 'cem'olabiliriz
İbrahim Öztürk
İşadamına krizden 'kader' dersleri...
Haber7 Yazarları

Ünal TANIK
Boyner ve YKM de bunu yaparsa
Prof. Osman ÖZSOY
Devlette tutan millette tutmayan isim
Prof. Nevzat TARHAN
Korkma sayın General TSK yıpranmaz
Hüseyin YAYMAN
AK Parti'nin İstanbul adayları kimler
Ayhan KISKAÇ
AK Parti'nin önündeki seçim engelleri
Fatih BAYHAN
Gani Müjde'den paramı istiyorum!
Saim ŞENDİL
Aile hekimliği dönemi başladı
Mustafa YÜREKLİ
Deniz Feneri’ne İsrail saldırıları
Resul KURT
Sadece sağlık primi ödenebilir mi?
Uzaklardan Mektuplar

Cemal DEMİR
Amerika'yı kim keşfetti?
Engin SEZEN
Satelate diasporalar
Ayşenur KAHVECİ
Müzdelife’de piknik
Adil DÖNMEZ
Noel ve kurban ya da 'Bayram gelmiş neyime'
M. Fatih ÖZTARSU
Azerbaycan ve Türkiye askerî ilişkileri
Konuk Yazarlar

Arifhan AKPINAR
Dilimizdeki Arap düşmanlığı
Mustafa GÖKTAŞ
Hormonlu Kurban'a dikkat!
İsmail KARA
CHP’ den temel fıkrası
Ümit DEMİR
2010 reklamında verilen mesaj
Emrah İRİÇ
Kırca Ergenekon ağzıyla konuşuyor
Hüseyin ACI
Eliniz hangi konuda cebinize gidiyor?
Akif KAPLAN
Çarşafı maske yapmak!
Dönemin Refah Partisi milletvekili Abdullah Gül'ün konuşmasından aktarılan en “vurucu” bölümü şöyle:
“Siz bana bir ülke gösterin ki, kardeşleriniz savaş halinde olacak, kardeşleriniz katledilecek ve onlar katledilirken, 'Bunun müsebbibi Türkiye'dir' diye demeçler verecek, (...) Kars'ın Ermenistan toprağı olduğunu iddia edecek, bütün bunlardan sonra o adam Türkiye'ye gelecek ve siz de elini sıkacaksınız...”
Gensoruya neden olan gelişme, Ermenistan Cumhurbaşkanı'nın Özal'ın cenaze törenine katılması.
Milliyet yazarı bu hatırlatmadan sonra soruyor: ”Evet... Sayın Gül 15 yıl önce Ermenistan'dan Cumhurbaşkanı'nın değil maç, cenaze için bile Türkiye'ye gelmesini eleştirmiş.... Arada değişen bir şey olmadı... Şimdi onun elini sıkmaya Ermenistan'a gidiyor.”
Milliyet yazarının bu karşılaştırmayı yaparken içine düştüğü en büyük yanlış, “Arada değişen bir şey olmadı” hükmüne varmasıdır.
Yanlış anlaşılmasın, ben demiyorum ki “Ermenistan baştan sona değişmiştir”. Ermenistan da o günden bugüne tabii ki değişmiştir. Ama benim burada dikkat çekmek istediğim “değişenler” bambaşkadır.
O günden bugüne (ya da Milliyet yazarının ifadesiyle söyleyecek olursak: “Arada değişen”) Abdullah Gül'dür, eskinin Refah Partisi milletvekillerinin büyük bölümüdür, eskinin Refah Partisi seçmenlerinin neredeyse tamamıdır, “sokaktaki adam”dır, yani sonuç olarak Türkiye toplumunun büyük bölümüdür.
Ve gecikmeden söyleyelim ki, bu “değişim” Türkiye toplumunun geleceğine umutla bakabilmesi için en önde gelen etkendir. Ne mutlu ona...
Geçen gün açıklanan bir anketin sonuçlarını hatırlıyorsunuzdur: Toplumun yüzde 67'si, Cumhurbaşkanı'nın Erivan ziyaretini olumlu bulmaktadır.
Oysa benzer bir anketi 1993'te yapsaydık sonuç ne çıkardı dersiniz? Olumlu bakanların oranı yüzde 20'yi ulaşır mıydı acaba?
Abdullah Gül'ün 1993'te hatırlatılan sözleri sarf ettiği bir sır değil. Aynı Gül, o dönemde Avrupa Birliği'ne dair de bugün yüzümüzü buruşturacak sözler ediyordu. Benzer açıklamaları da arayıp bulmak zor değil. Sonuç olarak “siyasi İslam”la henüz doğru dürüst hesaplaşılmamış bir dönemden söz ediyoruz.
Peki, bu “değişim”i bir sevinç vesilesi olarak değerlendirmek mi akılcı bir yoldur, yoksa işi gücü bırakıp “Bakalım önceden aynı konuda neler dediler” merakıyla meclis zabıtlarına dalmak mı?
Bu soruyu dillendirmek bile abes... Tabii ki “değişim”i alkışlayacağız; tabii ki yerinde sayanları kınayacağız.
Bir tarafta yeni şeyler öğrenip eski bildiklerini unutanlar, öte yanda ise bildikleri hiçbir şeyi unutmadıkları gibi yeni hiçbir şey de öğrenmeyenler. Seçim sizin...
Milliyet yazarını anlayabiliriz. O hep böyle idi, bugün de böyle, yarın da böyle kalacaktır...
Peki ya kendisini sosyalist sanan ana muhalefet partisi başkanı? Onun dilinin de mi kemiği yok?
Başkan, Milliyet yazarının “buluşu”nu hatırlattıktan sonra sosyalistlerin yüzünü kızartacak cinsten şu sözleri etmeden de duramıyor: “Bari Ermenistan'a gitmişken soykırım anıtına da bir çelenk koysun.”
MHP'nin akıl edemeyip ya da fazla kaçacağına hükmedip kullanmaktan kaçındığı bu sözleri “Sosyalist Enternasyonal”e üye bir partinin genel başkanı göğsünü gere gere söyleyebiliyor.
Söylediğim gibi toplum olarak umudumuz yaşamakta-geçirmekte olduğumuz “değişim”dedir. Ziyareti olumlu bulan yüzde 67'lik çoğunluk aslında hemen her şeyi anlamıştır artık. Niçin hür olmadığını, niçin yoksul olduğunu, niçin bugüne kadar içine bin çeşit düşmanlıklar tıkıştırıldığını...
Cengiz Çandar dünkü güzel yazısında ısrarla hatırlatmayı unutmamış. Bu gezi gerçekten de “Hrant'ın rüyası” içinde yer alabilecek bir girişimdir. Çandar'ın Hrant'ın yayımlanan tek kitabında (İki Yakın Halk İki Yakın Komşu) yaptığı şu alıntı da yerine oturmuş: “Her iki halimle de Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin düzelmesi ve Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi için gayret göstermek, önümdeki en vazgeçilmez görev olarak durur.”
Cumhurbaşkanlığı sitesinde Ermenistan Gezisi'ne ilişkin yer alan metni de sözünü ettiğimiz “değişim”in bir işareti olarak okuyabiliriz. Açıkçası, alışmadığımız ölçüde temiz ve içerikli bir metinle karşı karşıyayız. “Söz konusu maçın ortak tarihi olan iki halkın yakınlaşmasının önünü tıkayan unsurların ortadan kaldırılmasına ve yeni bir zemin hazırlanmasına vesile teşkil edeceğine inanılmaktadır. Bu ziyaretin iki ülke halklarının birbirlerini daha iyi anlamaları için bir fırsat oluşturacağı ümit edilmektedir.”
Bakın burada da “ümit”ten söz ediliyor. En başta toplumun içine girdiği “değişim” sürecinin taşıdığı bir ümit bu.
Cumhurbaşkanı'nın Ermenistan gezisini, devletin Hrant'a borçlu olduğu yüzlerce özürden birisi olarak yorumlayalım isterseniz...
KÜRŞAT BUMİN - YENİŞAFAK
Toplam 6679 kez okundu.
özür dileme erdemi
boynu bükük değil tam bir alın açıklığı ile ziyaret edilse bir hahzuru yok.. Ama bir haksızlık veya yanlışlık 'varsa' da buna karşı özür dilemek müslümanlık ve insanlık gereğidir. Görüşmeler her iki devlet ve sınırdaki bölge halkının yararına olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.
İÇERDE İRTİCA,DIŞARDA DÜŞMAN ÇOK,PARALAR LOP LOP
Yıllardır bu siyaset güdüldü ve milletimiz adeta tavuk gibi yolundu.Kasıtlı olarak eğitimsiz bırakıldı,yanlış bilgilerler zihinleri bulundırıldı.Halada bazı palyaçolar aynı siyaseti gütmeye çalışıyorlar,üstelik bunu devletin gücünü kullanarak,yani milletin paraları ile ayakda duran kurumlarını kullanarak. UYANIN MİLLET UYANINI,Etrafımızda ne düşman var nede içimizde irtica.Sadece bulanmış kafalar ve ilişkileri ekonomiye,geleceğe dönüştüremeyen siyasetçiler vardır.Şuanki hükümete herkesin destek vermesi ge
İç ve dış düşman diyerek, bizi hep hortumladılar
Eski anlayışın iç yüzü şu günlerde bütün açıklığıyla ortaya çıkmıştır. Ergenekon iddianemesi, ülkede yıllardır çetelerin ne denli söz sahibi olduğunun resmidir. Bu çeteci sistem, ülkeyi hortumlamak için sürekli düşman üretmiştir.Onlara göre herkes düşmandır. Bu ucuz siyaset bugün deşifre edilmiştir.Bu hortumcular ilahi okyan çocukla uğraşır.Ama ülkenin onlarca bankasının hortumlanmasına ses çıkarmaz.Çünkü hortumlamanın bir parçasıdırlar.Amaçları milleti soymaktır.
Yazının özeti
Yazının özeti bu cümlede gizli. "Cumhurbaşkanı'nın Ermenistan gezisini, devletin Hrant'a borçlu olduğu yüzlerce özürden birisi olarak yorumlayalım isterseniz..." Türk devleti yakında soykırımı da kabul edip özür dilemeye kalkarsa şaşmayalım






Söz sizde!
HABER7 üyesiyseniz haberimize yorum yapabilirsiniz. Henüz üye olmadıysanız lütfen üye olmak için tıklayın.