Ayşenur KAHVECİ
Onbir ayın sultanıdır Ramazan, tadı başkadır. Hele Mekke’de bambaşkadır. Bu mübarek ayın ilk Cuma gününde Mekke’ye gidip, umre yapmak nasip oldu çok şükür.
Alıntı Yazarlar

Yavuz DONAT
Kızılcahamam sözlüğü
Ahmet Turan ALKAN
Şiddetin yüzüne tükürmek
Semih İDİZ
Sınır ötesi için Bağdat’ın izni gerekmiyor
Nasuhi GÜNGÖR
Kürtlerin Ateşle İmtihanı
Yusuf Ziya CÖMERT
Cemevi'nde hepimiz 'cem'olabiliriz
İbrahim Öztürk
İşadamına krizden 'kader' dersleri...
Haber7 Yazarları

Ünal TANIK
Boyner ve YKM de bunu yaparsa
Prof. Osman ÖZSOY
Devlette tutan millette tutmayan isim
Prof. Nevzat TARHAN
Korkma sayın General TSK yıpranmaz
Hüseyin YAYMAN
AK Parti'nin İstanbul adayları kimler
Ayhan KISKAÇ
AK Parti'nin önündeki seçim engelleri
Fatih BAYHAN
Gani Müjde'den paramı istiyorum!
Saim ŞENDİL
Aile hekimliği dönemi başladı
Mustafa YÜREKLİ
Deniz Feneri’ne İsrail saldırıları
Resul KURT
Sadece sağlık primi ödenebilir mi?
Uzaklardan Mektuplar

Cemal DEMİR
Amerika'yı kim keşfetti?
Engin SEZEN
Satelate diasporalar
Ayşenur KAHVECİ
Müzdelife’de piknik
Adil DÖNMEZ
Noel ve kurban ya da 'Bayram gelmiş neyime'
M. Fatih ÖZTARSU
Azerbaycan ve Türkiye askerî ilişkileri
Konuk Yazarlar

Arifhan AKPINAR
Dilimizdeki Arap düşmanlığı
Mustafa GÖKTAŞ
Hormonlu Kurban'a dikkat!
İsmail KARA
CHP’ den temel fıkrası
Ümit DEMİR
2010 reklamında verilen mesaj
Emrah İRİÇ
Kırca Ergenekon ağzıyla konuşuyor
Hüseyin ACI
Eliniz hangi konuda cebinize gidiyor?
Akif KAPLAN
Çarşafı maske yapmak!
45 derece sıcaklıkta, güneşin en acımasız olduğu öğle vakitlerinde, mahşer gününü hatırlatan o muazzam kalabalıkta, kabus gibi olan trafikte, Kabe’ye doğru 5 km’lik yolu, karınca misali ilerlemeye çalışırken, tam üç saatimiz yolda geçivermiş bile.
İnip yürümeyi düşünseniz, bu kez de arabanızı park edecek yer zaten başlı başına bir külfet. Çekiciler iyi çalışıyorlar maşaallah. Yine bir Ramazan gecesi, umre dönüşü, sabah namazına kadar arabamızı aradığımız o feci geceyi henüz unutmadığımız için, arabayı bırakıpta yürüyemedik elbette.
Otopark ararken ne tarafa dönsek bir bakıyoruz polisler yolu kapatmışlar. En nihayetinde, bir otopark imdadımıza yetişti ve yola biraz yaya olarak, biraz da taksiyle devam ettik. Bu anlattığım sıkıntıların bir benzeri otel ararken de oldu. Hatta üzerine biraz da siz ekleyebilirsiniz.
Dünyanın her yerinden insanlar akmış Mekke’ye. Bu kalabalığı geçen senelerde hac zamanında da görmüştüm diyeceğim ama eğer ben o günleri unutmamışsam, sanki bu kez daha kalabalık gibiydi Mekke.
Herşeye rağmen, sonunda hareme girebilmek nasip olmuştu çok şükür. Girince anladım ki, meğer asıl kalabalık burdaymış. Sokaktaki insan seli küçük bir emsaliymiş. Bu manzarayı görünce, islamiyet yayılıyor galiba, sayımız artıyor belli ki... diye düşündüm hemen ve çok mutlu oldum.
Zaman zaman sıkıntılar yüz gösterse de, izdihamlar meydana gelse de, adım atacak yer olmasa da, gece on ikide başladığım umremi, sabah namazında ancak bitirebilsem de, çok mutluluk verici bir tabloydu. Burası Beytullahtı, elbette yeryüzünün her köşesinden, her milletten insanlar gelecekti.
İdareciler de bu kalabalığın farkında elbette ve bu yönde çalışmalar da devam ediyor. Mesela, umrecilerin say yaptıkları Safa ile Merve tepesinin arasındaki yolu genişleterek iki katına çıkarmışlar.Üst katlardaki say yerlerini de hesap edersek, epeyce insanı ağırlayabilir bu mübarek tepeler. Tabi yapılabilecek daha bir çok şey var, hususan trafik konusunda geç kalınmış bir sürü rahatlatıcı projeler olabilirdi. İnşaallah yakında hepsi olur.
Şehirdeki yıkılan binlerce otelden sonra, pek bir yüzü gözü açılmış Mekke’nin. Kalabalığı henüz görmeden önce, herhalde çok kimse yoktur, zira binlerce otel yıkıldıktan sonra kalacak yer sıkıntısı olmuştur diye düşünmüştüm fakat düşüncemde hata etmişim.
Havanın sıcak olmasından dolayı insanların geneli umresini, tavafını geceye bırakıyor. Yani gece daha kalabalık oluyor Kabe. Bazı anlar var ki, tavaf ederken, hususan say yaparken, insanların arasında sıkışıp kalıyorsunuz. Nefes almakta bile zorlanıyorsunuz. Tam manasıyla izdiham oluyor. Say alanı genişletilmemiş olsaydı nasıl olurdu acaba?
İnsanlar büyük bir aşkla, şevkle ibadet ediyorlar. Öyle yüce bir aşk ki bu, yüzüne baktığınız herkesin gözyaşlarından okuyabilirsiniz bu büyük Allah aşkını. Baktığınız bazı yüzlerde gördüğünüz bu aşk ifadesinden sonra, insan kendinden utanmadan edemiyor. İnsanı mahçup ediyor bazı Allah aşıkları.
Yaşlı, ak sakallı bir dedenin, titrek elleriyle, sıkıca elinden tuttuğu, yüzündeki her çizginin başka bir derdini anlattığı ninenin gözlerinden akan yaşlar başka neden olabilir ki? Bu yaşlarında, bu hallerinde, ikisini de yollara düşüren, ahir ömürlerinde, gözyaşlarıyla bir başlarına buralara kadar gelen, bu beli bükük ihtiyarların derdi ne olabilir ki? Ancak O’nun aşkıdır onları buraya getiren.
Onların derdi Allah! Dermanı Allah! Onlara bunca yolu, sadece, O’na evinde yalvarmak için, Beytullahta gözyaşı dökerek af dilemek için Allah aşkı getirtebilir.
Genç yaştaki insanların gözlerinden de aynı ulvi duyguları hissettiklerini anlamanız çok kolay. Daha çocuk yaşta sayılan gençler ama ruhları öyle büyük ki, öyle olgunlaşmışlar ki, ihtiyar dedeler, nineler gibi pişmanlıkla, korku ve aşkla ağlayarak bakıyorlar Kabe’ye. Sanki onlar da ahir ömürlerini yaşıyormuşcasına açıyorlar ellerini semaya ve yalvarırken alemlerin Rabbine, gözyaşlarına hakim olamıyorlar.
Hakikatlerin farkında olan şuurlu gençler. İşte bu gençler, “En hayırlı genç odur ki; ihtiyar gibi ölümü düşünüp, ahiretine çalışarak, gençlik hevesatına esir olmayıp, gaflette boğulmayandır” sırrına masadak olan gençler.
Bütün günü, oruçlu ağızlarıyla, Kabe’de ibadet ederek geçiren mü’min ve mü’mineler, ramazanın ve orucun hakkını sonuna kadar vermeye çalışıyorlar.
Bediüzzaman Said Nursi’nin belirttiği: “Orucun ekmeli ise, mide gibi bütün duyguları, gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani, muharremattan, mâlâyâniyattan çekmek ve herbirisine mahsus ubûdiyete sevk etmektir. Meselâ, dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak; ve o lisanı, tilâvet-i Kur’ân ve zikir ve tesbih ve salâvat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek; meselâ gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’ân dinlemeye sarf etmek gibi, sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır” hakikatini tam manasıyla yaşamaya çalışıyorlar.
İftar vakti yaklaştıkça, görevlilerin telaşı da artar Kabe’de. Hızlı hareketlerle, haremin her köşesine naylon sofralar serilir. Kolilerle hurmalar taşınır ordan oraya. Zemzemler hazırlanmıştır bile. Sofralarda, herkesin önüne hurmalar dizilir. İnsanlar sofra başındaki yerlerini almaya başlarlar. Zemzemler, oruçlu ağızların ilk yudumu olmak için hazır ve nazır bekler sofradaki yerlerinde. Ezan-ı Muhammediyi beklerken, yine boş durmaz kimse. Kur’an-ı Kerim okuyanlar, tesbih çekerek Kabe’nin güzelliğini seyredenler, ellerini açıp dua kapılarının açık olduğu bu anda dua edenler, birbirine hurma veya zemzem ikram edenler...
Bu telaşın içinde “Allahuekber” sesi çınlayıverir birden Kabe’de ve o eşsiz ezan okunur yine. Herkes Bismillahlarla, dualarla orucunu açar. Önünüzdeki bir kaç hurmanızı ve zemzeminizi bitirecek kadar vaktiniz var. Zaten fazlasına da lüzum yoktur. Burada üç hurma doyurur bile insanı. Namaz için kamet sesi duyulur. İftar yapmış olmanın da verdiği sevinçle, namaza durur insanlar. Açlıktan halsiz düşen bedenler, bu kez daha diri, daha sağlam başlar namaza. Kabe’de çok başka olur namazlar. Allahuekberi başkadır, fatihası başkadır, rükûsu başkadır, secdesi başkadır. Başka bir tat vardır Kabe’de ki namazlarda, hele ki ramazanlarda.
Teravihte çok lezzetlidir burada. Uzundur ama anlamazsınız bile nasıl bittiğini. Kıyamdayken seccadenize değil, Kabe’ye bakarak tefekkür etmek hiç usandırır mı ki insanı? Kim böyle bir namazın bitmesini ister ki? Kimin eline bir daha geçer ki böyle bir teravih? Hangimizin garantisi var ki tekrarını yaşayabileceğimize dair? Çok dikkatli olmalı insan burada.
Vaktini zayi etmemek için çok dikkatli hareket etmeli herkes. Malayaniyat ile uğraşmamak gerekir. Namaz kılarken genelde Türklerin yanında kılmaya çalışıyorum. Ayak üstü sohbetlerimiz oluyor ve üzülüyorum bazı zaman. Buraya gelmek bir ayrıcalık. Zengine, fakire bakmayan bir ayrıcalık. Rabbim dilediğine nasip etmiş buraları. Bunu hiç bir zaman unutmamak ve ona göre davranmak gerekir şüphesiz.
Namazlardan sonra, haremin kapılarından tam manasıyla insanlar akmaya başlar su misali. Önüne geçerseniz sizi de alıp götürür. Akıntıya kapılıverirsiniz. Bir seferinde; içeride yer bulamadığım için dışarıda namaza durmuştum.
Dışarıda namaz kılmak kızgın sac üstünde kılmak gibi bir şey galiba. Namaz boyunca aklımdaki tek şey cehennem oldu ve cehennem ateşinde yanmamak için çok dua ettim. Güneşin en tepede olduğu öğle vaktinde, sıcaktan neredeyse erimeye yüz tutmuş taşların üstünde namaz kılabilmek çok zor. Akabinde de, içeriye girmeyi düşünmüştüm ama pek mümkün değilmiş. Kendimi yolun kenarına zor attım.
İnsanlar dışarıya çıkıyorlardı ve onlar çıkarken içeriye girmek imkansız. Yüzbinlerce insan, üstünüze doğru geliyor. Belki bir saat sonra tekrar girmeye çalıştım hareme, kalabalık azalmıştı ama yine de aynı istikamette üç adım peşpeşe atamıyordum.
Mekke muazzam, kalabalık muazzam, sıcak muazzam, ramazan muazzam, cemaat muazzam, Kabe en muazzam.
Bu muazzam günlerde muazzam dualarımızda buluşmak üzere... Hayırlı ramazanlar.
Ayşenur KAHVECİ
Toplam 7251 kez okundu.
veda hutbesinden
"Ey insanlar! "Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Araap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir "Azasi kesik siyahî bir köle basinza amir olarak tayin edilse, sizi Allah'in kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz.
risale-i nur kuran tefsiridir
sayın turgut gercekten ölcüsüz eleştiri yapıyorsunuz cünkü nurcu birinin arapca sözü dediginiz bediüzzaman hazretlerinin risale-i nur eserinden yazılmıştır bu eserlerde herkes bilirki kuran-ı kerimin tefsiridir.yani o söz ya ayet meali yada hadis tefsiridir
polemikçiler
Ne çok şey biliyorsunuz öyle, kültür seviyenize hayran kaldım. Eminim "bir kavme karşı beslediğiniz kin, sakın sizi haddi aşmaya sevketmesin" ayetini çok iyi biliyorsunuzdur, ama siz zaten bu ayetin gereğini yerine getiryor ve haddi aşmıyorsunuzdur. Süpersiniz çünkü.
..
Sayın yazarımızın arap kültürüne hayranlığı çok belli olmuş. Yazısını ayet ve/veya hadislerle süsleyeceğine nurcu birinin arapça sözüne yer vermeside arap milliyetçiliği kokuyor. Araplar bu kadar sapık ve pislik bir toplum olmasaydı içlerinden bir peygamber ile uyarılmazlardı. Bu gerçek nedeniyle utanacaklarına, daha bunun propagandasını yapıyorlar tüm masum hacılara..
eyvAllah...
İnşaAllah bizler de niyetlendik ve bu haftasonu ilk kez inşaAllah gidiyoruz, gitmeden önce kutsal beldemizin son durumu vhakkındaki bilgileriniz bizimi için faydalı olacaktır...Rabbim umre/mi/ni/zi kabul etsin...yorum yazan üyelerimiz de gönlünde yatan tarafagirliklerini yazmasın lütfen bu mübarek ayda kalp kırmak değil kalpler inşaa etmek güzel olur...:)
önce Hadisi Şerif!
Bediüzzaman Said Nursi'nin söylediğinden önce neden HADİSİ ŞERİF yazmak gelmiyor aklınıza bu konuda? Kardeşim Peygamber Efendimizin (SAV) söyledikleri varken niye kendi kafanızdaki isimleri öne çıkarıyorsunuz?
Yorumcu arkadaşa soru:
'Kuran' dediğiniz kutsal kitabın isminin okunuşu Qur'an'dır. Bu durumda bile bizim K harfi yeterli kalmaz iken ve çoğu Türkçemizde ki kelimelerin doğru okunuşundan aciz olan harf hazinemiz bir yana, burda Din üzerine Türkçülük yapmanız saçma. Ne Selçuklu'da nede Osmanlı'da böyle Türkçülük olmamıştır. Ezanı türkçeleştirerek ruhunu ve evrenselliğini almak, Allah (c.c.) yerine (Tengri'ye dayanan) Tanrı kelimesini kullanarak yıllarca bu diyarda İslamı yok etmeye çalışanların işi olmuştur. Eleştiriniz haksız!
kabe aşkına
yazarı tebrik ediyorum. Umre anlatımı fevkalade objektif başlıyor. trafik, kalabalık, havanın sıcak oluşu sıkıntılar, izdihamlar; insan manzaralarını anlatımı tasviri tiplemeler derin gözlemler... yazıya bayıldım. İnsanı sonuna kadar okumaya götüren akıcı üslup fevkalade. Özelde beğenileri, iftarı anlatımı, ezan, namaz, secde ve kabeyi seyrederek fatihayı dinlemek teravih kılmak, kalabalıklar; yazarın gözlemlerinden aktardığı ayrıntılarda ibadetleri tasviri de muazzam. Şimdi kabede olmayı isterdim.
..
Hanımefendi, umreniz kabul olsun. Ancak, umre anlatımınızda arapça kelimeleri kasıtlı olarakmı kullandınız, bazı şeyleri hiç anlayamadım. Keşke bir Türk gibi yazsaydınız arap hayranı biri olduğunuzu hissettirmeden.. Ayrıca, keşke gezi anınızı peygamberden veya Kurandan alıntılarla süsleseydiniz nurcu birinin arapça laflarına yer vermeden..





Söz sizde!
HABER7 üyesiyseniz haberimize yorum yapabilirsiniz. Henüz üye olmadıysanız lütfen üye olmak için tıklayın.