08 Eylül 2008 09:41
- 38 Yorum
- 80,157 Okunma
"Gerçekleri açıklamaya devam edeceğim" diyen Başbakan Erdoğan'a cevap veren Aydın Doğan önemli bir noktanın altını çizdi. İşte o sözler...
Bu ülkede medya sahibi olmanın motive edici iki temel gerekçesi vardır.
Ya helalinden kazanılmış servetinizi, ya da sosyal bir teşekkülseniz camianızı korumak için bir zırha bürünmek istersiniz, ya da, medya sahipliği aracılığıyla zaten yaralı olan siyaset kurumu üzerinde baskı kurarak devlet kaynaklarına göz dikmek suretiyle bir gelir kapısı elde etmenin yolunu aralarsınız. Şimdiye kadar bunun dışında üçüncü bir seçeneğine denk gelmedim. Denk gelirsem onu da yazarım.
Yazacaklarımı kimse üzerine alınmasın... Medya dünyasının içinde olanlar bilirler... Gazete ve televizyonların Ankara temsilcilerinin öncelikli görevi haberin izini sürmek değildir. Büyük ölçüde patronlarının Ankara’daki işlerini takip etmektir.
İş derken öyle gazetecilik işi falan değil... Gazeteci nüfuzunu kullanarak, patronlarının ticari ilişkilerini takip etmek ve bağlı bulunduğu grubun devletle olan ilişkilerini kolaylaştırmaktır. Kimi açılardan bunun bir ölçüde kabul edilebilir yanı olduğu da tartışmaya açık konudur. Medya savaşları sırasında bu tür ilişkiler ağının değişik boyutuna zaman zaman muttali olmak mümkündür.
Medya kuruluşlarının Ankara’daki temsilciliklerindeki haber mutfağının İstanbul’daki haber merkezinde öyle çok öne çıkan bir ağırlığı yoktur. Ankara’nın ağırlığı haberde ne kadar iyi olduğuyla değil, patronun Ankara’daki ilişkilerinin ne kadar iyi takip edilebildiğiyle daha çok alakası vardır. Örneğin siz grubun imzada bekleyen bir evrakının bürokraside hızla yol almasını sağlayabiliyorsanız ve patronunuz Ankara’ya geldiğinde görüşmek istediği üst düzey isimlerle temasını rahat temin edebiliyorsanız, patron gözünde iyi bir Ankara temsilcisisiniz demektir.
Cumhurbaşkanı maaşının 5, 10 katı maaşı maaş alan kimi gazetecilere bu paralar sadece gazetecilik yapsın diye mi verilıyor sanıyorsunuz.
İyi temsilci ne demektir...
Nitekim Ankara’nın haberde ciddi bir ağırlığı olmamasına rağmen Ankara temsilcileri zaman içinde bulundukları grup içinde daha üst görevlere gelirler. Bunun nedeni, Ankara’da zaman içinde sahip oldukları haber tecrübesi değil, bu görev sırasında edindikleri ilişkiler ağı sayesinde grubun işlerini daha yüksek perdeden takip etme imkanının oluşmasıdır. Medyadaki görev değişiklilerini bakılırsa bu yönde bir trafik olduğu rahatlıkla görülür.
Sadece Anadolu Ajansı’nı takip etseniz bile, Ankara’daki gündeme ilişkin haber yükünün yüzde 90’ını aradan çıkarmış olursunuz. Geride kalan yüzde 10 ise sızdırma haberdir ve bunun da gazetecilik mahereti ile pek ilgisi yoktur. Ankara’daki güç odaklarının hangisine ne kadar yakın olduğunuzla ilgilidir. Daha doğrusu hangi çevreler tarafından hangi istikamette kullanıldığınızla daha çok alakası vardır. Eğer sunulanla yetinmeyip biraz gerçeğin peşinde koşmaya kalkarsanız, zaten önünüzde bir Uğur Mumcu örneği vardır. Bu sınırı aşan gazeteci sayısı da çok nadir bulunur. Sisteme akredite olduysanız, zaten daha baştan “aferinlenme” ve “zihnen rehin alınma” moduna da geçmişsiniz demektir. Bunu kaybetmemek için özgür basın kavramını “şimdilik o biraz geride kalıversin” demeyi de büyük ölçüde göze almışsınızdır demektir. Belki acı ama, Türkiye’de şu an meri olan sistem büyük ölçüde bu şekildedir. Zaten medyanın kirlenmesi, sistemin kirlenmesine yol açan temel saiklerin başında gelmiştir.
Neredeydiler...
Belli ciroyu geçen her işadamı bu ülkede işlerin nasıl yürüdüğüne az veya çok muttali olur. 1990’lı yılların son çeyreğinde ülke gırtlağına kadar soyulurken, moda deyimle hortumlanırken, “ülkeyi soyuyorlar” diye feryat eden büyük işadamına denk geldiniz mi hiç? Konuyu dağıtmamak için neden feryat etmiyorlardı kısmına girmeyeceğim...
Pekala, Deniz Feneri olayına gazetecilik içgüsüyle yaklaştığını ve başka bir amacı olmadığını ifade eden medya grubu, bahsi geçen tarihlerde ülke soyulurken olan bitenden tamamen habersiz miydi? Yani haber mutfaklarına hiç bilgi mi ulaşmıyordu, yoksa işin içinde bizim bilmediğimiz başka konular mı vardı acaba?
Biliyorsunuz, “Doğan Grubu yazmaya devam ettikçe ben de gerçekleri açıklamaya devam edeceğim” diyen Başbakan Erdoğan’a, Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan Kanal D televizyonunun canlı yayınında cevap
verdi.
Aydın Doğan’ın dikkatle takip ettiğim açıklamasındaki “işte bu konuda çok haklı” diyebileceğim tek nokta, “Hilton' iddiaları çok ucuz polemik” ifadesi oldu.
Bu sözlere kesinlikle katılıyorum.
Bu ülkede son 10 yılda olup bitenlerin ve Doğan Grubu ile siyaset kurumu arasındaki ilişki trafiği içinde en azından medyaya yansıyan iddiaların yanında gerçekten de Hilton tartışmaları devede kulak kalır. Ben Aydın Doğan’ı dinlerken, “Sayın Başbakan, bula bula bunu bulabildin” izlenimi edindim. Medya kuruluşlarında 2 ay yaz dönemi stajı yapan öğrenciler bile ne destansı hikayelerle dönüyorlar. Doğan Grubu’nun Ankara ile ilişkilerine değişik açılardan temas eden kitaplardan birini de biliyorsunuz, gruptan ayrıldıktan sonra Emin Çölaşan yazdı.
Aydın Doğan ayrıca, “Bizde biat kültürü yok” demiş. Nedense biat kavramı günümüzde, tarihsel metinlerde geçtiğinden farklı olarak yanlış ya da eksik anlaşılıyor. Biat sözlükte (bir güç merkezine) bağlılık anlamına gelir. Konuya bu açıdan bakıldığında kimin nereye biat ettiği de ayrıca tartışmaya açık konudur.
Aydın Doğan’ın açıklamalarında yer alan basın özgürlüğü kavramı da insanı ister istemez tebessüm ettiriyor. Bu ülkede basının ne ölçüde özgür olduğunu en iyi bilenlerin başında Aydın Doğan’ın en önde gelmesi gerekiyor. Değişik güç merkezlerinin talimatlarıyla gazetecilerin işlerine son verenler
Son sözümüz şu olsun. Bugüne kadar medya ile takışan tüm liderler zaafa uğradılar. Sayın Erdoğan’ın bunu bilmemiş olması düşünülemez. Bu tartışmayı göze aldığına göre bir bildiği, kendince haklı gerekçeleri ve buna yönelik kriz iletişim stratejisi vardır diye düşünüyoruz.
Bu polemiğin nasıl sonuçlanacağını herhalde Aydın Doğan bizden daha çok merak ediyordur.
Bir de, sahaya bizzat Aydın Doğan çıktığına ve başta Ertuğrul Özkök olmak üzere medya grubu biraz geride kaldığına göre, herhalde Aydın Doğan kendisini bu duruma düşürenleri ve iş bu noktaya gelmeden sonuç almaktan aciz olanların durumunu gözden geçirecektir. Grup, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden itibaren hiçbir konuda arka verdiği konuda sonuç alamadı. Yakın gelecekte bu grupta ciddi görev değişiklikleri söz konusu olabilir. Ya hükümetle uyuşacak ılımlı, ya da hepten kılıçları çekecek sivri isimler göreve gelebilir. Şimdilik işin ortası görünmüyor.
OSMAN ÖZSOY - HABER7