Gerçeker'den adli yılda sıcak mesaj SİYASET haberler haberleri haberi haber- Haber7 haber7.com - Güncel Haberler, Son dakika haberleri - Bu noktada haber var

ÇOK OKUNANLAR

ÇOK YORUMLANAN

Gerçeker'den adli yılda sıcak mesaj

Gerçeker'den adli yılda sıcak mesaj

Yargıtay Başkanı Gerçeker, Adli Yılın açılışında konuştu. Yasama, yürütme ve yargı arasında tartışmalara değinen Gerçeker, sıcak mesajlar verdi.

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, yaşanan son olayların, hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmanın yarattığı boşluğun mafya türü çeteleşmelerle nasıl doldurulduğunu açık bir biçimde gösterdiğini belirterek, ''Devleti kurtarma düşüncesi ile olsa bile yanlışı yanlışla düzeltme olgusunun topluma ne denli zarar verdiği de bu olaylarla açıkça ortaya çıkmıştır. Kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu tespit etmek ve suçlu görülenlere yasaların öngördüğü yaptırımları uygulamak yargıya ait bir görevdir'' dedi.

Yargıtay'da düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Danıştay Başkanı Mustafa Birden, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcıları Cemil Çiçek ve Hayati Yazıcı, Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Sayıştay Başkanı Mehmet Damar, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay üyeleri ile çok sayıda davetli katıldı.

Yargıtay protokol kapısında konukları Başkan Gerçeker, başkanvekilleri Osman Şirin, Zeki Akar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili Kublay Özkan ile Yargıtay Genel Sekreteri Ahmet Ceylani Tuğrul karşıladı.

Törende, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya yer almadı.

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, konuşmasına, ramazan ayının bütün insanlığa barış, sevgi ve kardeşlik getirmesini dileyerek başladı.

Gerçeker, laik bir devlette dinin kişilerin özel yaşamı kapsamında vicdanı bir inanç konusu olduğunu belirterek, dinsel kuralların devlet ve kamusal kurumların çalışmalarına dayanak oluşturamayacağını vurguladı.

''Devlet tüm dini inançlar karşısında tarafsızdır'' diyen Gerçeker, laiklik ile din ve vicdan hürriyeti kavramlarının bu noktada kesiştiğini kaydetti.

Seküler bir toplumda tanrıdan nakledildiği öne sürülen ve bu nedenle mutlak gerçek olarak kabul edilen kurallar yerine akla dayalı ilkelerin geçerli olduğunu ifade eden Gerçeker, bu bakımdan ''laik'' ve ''seküler'' kavramları arasında yakın ilişki bulunduğunu söyledi.Gerçeker, şöyle konuştu:

''Gerek laik gerekse seküler toplumda devlet dinler ve dini inançlar arasında bir tercih yapmadığından kişilerin din ve vicdan özgürlüğüne tam bir saygı gösterilmesi söz konusudur. Çeşitli din ve mezhep inanışlarının bulunduğu ülkelerde milli birliği, üniter devlet yapısını koruma konusunda laiklik çok önem taşımaktadır.

Ülkemizde de milli birliğin, tek millet, üniter devlet ilkesinin en önemli güvencesi laik cumhuriyet olmuştur.''

-YARGI BAĞIMSIZLIĞI-

Gerçeker, Anayasa'da kuvvetler ayrılığı ilkesinin doğal bir sonucu olarak kabul edilmiş bulunan ''yargı bağımsızlığı''nın demokratik hukuk devleti olmanın vazgeçilmez koşullarından biri olduğunu vurguladı.

Yargı bağımsızlığının yargılamayı yapan makamın, hiçbir dış etken olmadan yasalarla belirlenmiş hukuk kuralları çerçevesinde özgür olarak karar verebilmesi olduğunu ifade eden Gerçeker, bunun için de elbette yargı organı da bağımsız olması gerektiğine işaret etti. Gerçeker, şöyle devam etti:

''Bu bağımsızlık bir ayrıcalık olmayıp, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile de temel ilke olarak kabul edilen adil yargılanma hakkının sağlanabilmesi için gerekli bir müessesedir. Yargının toplumdaki saygınlığı kendisine duyulan güvene bağlı olup, yargıyı güvenilir kılan en önemli nitelik ise tarafsızlıktır. Bağımsız olmayan bir yargının tarafsız olması ise düşünülemez.

Yargı bağımsızlığının sağlanmasındaki temel ilkeler şöyle sayılabilir:Yargıçlar sadece yasalara bağlı olarak karar verirler. Hiçbir kişi ya da kurumdan emir, talimat almazlar. Azledilemezler. Devlet, yargının görevini gerektiği gibi yerine getirmesi için gereken maddi ve fiziki olanakları sağlar. Yargıçların atanmaları ve diğer bütün hak, yetki ve sorumlulukları, yürütmeye bağlı olmayacak şekilde düzenlenir. Yargıçların bağımsızlığı, yine bağımsız bir yüksek kurul ile güvence altına alınır.

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleri birbirlerini tamamlayan unsurlar olup, yargıcın dış etkenlere karşı olduğu kadar kendisine karşı da bağımsızlığını, tarafsızlığını korumasını gerektirir. Herhangi bir dış etkenin yargılama sürecine müdahalesi gibi...''

Gerçeker, yeni bir anayasa hazırlanırken, toplumu doğrudan etkileyecek, bütün bireyleri ve kurumları bağlayacak yeni kurallar konulmak istenirken daha şeffaf davranılması, daha geniş kesimlerin katılımının sağlanmasının da gerektiğini vurguladı. Gerçeker, ''Ancak ne yazık ki geçmiş günlerde gündeme getirilen gerek anayasa değişikliği paketi gerekse Yargı Reformu Stratejisi Taslağı incelendiğinde içerikleri itibariyle, birçok yönü ile yargı bağımsızlığını daha da geriye götürecek, yargıyı yasama ve yürütmenin daha çok etki alanına sokacak düzenlemeler bulunduğu görülecektir'' diye konuştu.

Anayasa taslağındaki yargıya ilişkin düzenlemelerden örnekler veren Gerçeker, taslakta Anayasa'nın başlangıç hükümlerinin anayasa metnine dahil olmaktan çıkarılması böylece başlangıç kısmında yer alan Cumhuriyet'in temel ilkeleri ile sıkı sıkıya bağlı olan temel değerlerin korunmasının zayıflatılmış hatta kaldırılmış olması anlamına geldiğini savundu.

Gerçeker, Yargı Reformu Strateji Taslağı'nda yargıç ve savcıların idari yönden Adalet Bakanlığına bağlı olmaya devam ettiğini, mülakatlarda bakanlığın etkinliğinin sürdüğünü, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bağımsızlığını ve kurumsal yapısını güçlendirici düzenlemelerin yer almadığını ifade etti. Gerçeker, şunları kaydetti:

''Bu hususlar taslağın amacı olarak belirtilen yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve tarafsızlığının geliştirilmesi düşüncesi ile de çelişmekte aksine bunları daha da zayıflatıcı bir nitelik taşımaktadır.

Yapılmak istenilen bu düzenlemelerle yürütme erkinin, yasama erkindeki etkinliğini de kullanarak, yargı erki üzerindeki etkinliğini arttıracağı muhakkaktır. Tüm olumsuz koşullara rağmen, yargı görev ve yetkisini özveri ile yerine getiren yargıç ve Cumhuriyet savcılarının yaptıkları görevi takdirle karşılamak ve değerlendirmek suretiyle, özlenen yargı hizmetinin sunulamamasının nedenlerini isabetle saptamak ve diğer erklerin yetkileri kapsamında bulunan olanaklarla bu eksiklikleri gidermek gerekirken, karşılaşılan olumsuzlukların yegane sorumlusu yargı mensupları imiş gibi bir izlenim yaratacak düşünceler ortaya konulmuş olmasının da kabul edilebilirliğinin bulunmadığı çok açıktır.

Esasen bu değişiklikler gündeme getirilirken ilgili kurumların görüşlerinin öncelikle alınması ve bu görüşlere yeterince değer tanınması da gerekirdi. Böyle yapılmadığı takdirde uygulamada yoğun sıkıntılar yaşanılmasının kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkacağı muhakkaktır.''

-YARGININ SORUNLARI-

Yargının sorunlarına da değinen Gerçeker, ''Bütün olumsuzluklara rağmen, tüm yargı mensupları büyük bir özveri ile adalet hizmetini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışırken, yargının hiç de hak etmediği bir takım haksız eleştiri ve ithamlarla karşı karşıya kalması, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını savunmanın dışında bir düşüncesi bulunmayan bizleri fazlasıyla üzmektedir'' dedi.

Herkese, toplumun her kesimine gerekli olan bu ilkelerin zedelenmesinin, geriye itilmesi herkes için bütün toplum için zarara neden olacağını, hukuk devleti olgusunu da temelden sarsacağını vurgulayan Gerçeker, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Yaşanan son olaylar, hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmanın yarattığı boşluğun mafya türü çeteleşmelerle nasıl doldurulduğunu çok açık bir biçimde göstermiştir.

Devleti kurtarma düşüncesi ile olsa bile yanlışı yanlışla düzeltme olgusunun topluma ne denli zarar verdiği de bu olaylarla açıkça ortaya çıkmıştır. Kimin suçlu, kimin suçsuz olduğunu tespit etmek ve suçlu görülenlere yasaların öngördüğü yaptırımları uygulamak yargıya ait bir görevdir.

Herkesin, hukuk devleti olmanın doğal sonucu olan bu kurala saygılı olması gerekir. Dilerim ki mümkün olan en kısa sürede, hukuki süreç içinde, yanlışlar doğrular birbirine karıştırılmadan, hukuk siyasallaştırılmadan, yargılama tamamlanarak, gerçek ve doğru bir çözüme ulaşılır, gerçek suçlular cezalandırılır. Böylece hukuk devleti olmanın hukukun üstünlüğü ilkesinin anlamı bir kez daha ortaya konulmuş olur.

Burada şunu da belirtmek isterim ki; elbette herkes gibi, her kurum gibi, ne kadar sorunu olsa da yargı da eleştirilebilir. Yanlış görülen kararları tartışılabilir. Ancak, bu eleştiriler demokratik anlayış içerisinde, hakaret ve iftira boyutuna varmadan iyi niyetli ve yapıcı yönde olmalıdır.''

Basına da seslenen Gerçeker, kurumlar ve bireyler arası iletişimi sağlamanın, belirli konularda sağlıklı bir biçimde onları bilgilendirmek suretiyle toplumun gelişmesine, çağdaş ülkeler seviyesine ulaşmasına katkıda bulunmanın, basının temel görevi olduğunu vurguladı. Yanlış görülen her şeye basın yolu ile de eleştiri getirilebileceğini belirten Gerçeker, şöyle konuştu:

''Ancak ne yazık ki yazılı, işitsel ve görsel basınımızın az da olsa bir kısmı tarafından gerek yargıya gerekse toplumun temel taşları olan başka kurumlara yönelik çok haksız, yersiz, iftiraya, suç isnadına varan Cumhuriyet'in temel ilkelerine ve değerlerine aykırı nitelikte, Ceza Kanunu'nda, Basın Kanunu'nda açıkça suç sayılan, adil yargılamayı etkilemeye, hazırlık soruşturmasının gizliliğinin ve yayın yasağının ihlaline yönelik maksatlı yayınlar yapıldığı görülmektedir.

Gönül arzu eder ki bu yanlış davranışlar en kısa sürede sona ersin, demokratik tartışma ortamında doğrular, yanlışlar gerçekçi bir biçimde ortaya konulsun, devletin, toplumun birliğimizin, bütünlüğümüzün güvencesi olan temel kurumlar, bireyler yıpratılmasın. En içten dileğimiz budur.''

-''DEMOKRASİYİ, ÇOĞUNLUĞUN HERHANGİ BİR KONU ÜZERİNDEKİ İRADESİNİN SINIRSIZ OLDUĞU BİR YÖNETİM BİÇİMİ OLARAK GÖREN BİR DÜŞÜNCEYİ KABUL ETMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR''

Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, her organın kendisine verilmiş yetki ve görevleri Anayasa, yasa ve hukukun üstünlüğü kurallarına uygun şekilde kullanmak zorunda olduğunu bildirdi. Gerçeker, ''Aksi yaklaşımlar, yasama organında çoğunluğa sahip bulunan ve aynı zamanda yürütme erkini de elinde bulunduran siyasal gücün, bir yandan yasaları yürürlüğe koyarak, diğer yandan ise devleti yöneterek toplum düzenini, örgütlü çıkar çevrelerinin hizmetinde bir totaliter sisteme, demokrasinin kendisiyle özdeşleştirilme noktasına kadar varan sınırsız bir iktidar anlayışına götürme tehlikesini oluşturmaktadır'' dedi.

Yargıtay Başkanı Gerçeker, adli yıl açılış töreni dolayısıyla yaptığı konuşmaya, ''Devletimizin, Anayasa ile yetki, görev ve sorumlulukları belirlenmiş üç ana erki yasama, yürütme ve yargı arasındaki yoğun çatışmalarla geçen bir yıldan sonra, bu çatışmaların sona ermesi, Anayasamızın öngördügü çizgide demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin tüm ölçütleriyle yasama geçmesi ve bu güzel ülkemizde, bir yetkin sinema adamının dediği gibi (bu güzel ve yalnız ülkede) tüm bireyler, kurumlar arasında, barış, kardeşlik, huzur, güven, karşılıklı sevgi ve saygının gerçeklesmesi, sorunların çözümünde, karşıt görüşler ortaya konulurken hakarete, asılsız isnatlara, iftiraya varmayacak, gönüllerde onarılması mümkün olmayan yaralar açmayacak şekilde demokrasinin gereği olan ve ona uygun bir tartışma ortamının oluşması'' dileğiyle başladı.

Anayasanın 24. maddesinde yer alan din ve vicdan özgürlüğü ve laiklik ilkesine değinen Gerçeker, bu madde ile herkesin dini inanç ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğunu belirtti. 14. maddede düzenlenen ''temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılamaması'' hükmüne aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenlerin serbest olduğunu vurgulayan Gerçeker, din ve ahlak eğitiminin devletin gözetimi altında yapılacağının da hükme bağlandığını söyledi.

Gerçeker, maddenin son fıkrasında ise ''kimsenin devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandıramayacağı, her ne sebeple olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemeyecegi ve kötüye kullanamayacağının'' öngörüldüğünü hatırlattı.

Gerçeker, ''Görüldügü gibi Anayasamız bu hükümlerle laik devlet düzeninde dini inançların korunması, saygınlığının zedelenmemesi konusunda ne şekilde hareket edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuş, kutsal din duygularının istismarını bu şekilde önleme yoluna gitmiştir'' dedi. Hasan Gerçeker, Cumhuriyetin değiştirilmesi mümkün bulunmayan temel ilkelerinden birisi olarak Anayasanın 2. maddesinde öngörülen laiklik ilkesinin, akılcılık felsefesinden doğduğunu, aslının Yunanca ''Laos'' kelimesi olduğunu ve ''halk'' anlamına geldiğini bildirdi.

''Cumhuriyet aydınlanmasının'', Türkiye'nin sosyal, siyasal ve kültürel yapısını çağdaş boyutlara ulaştırmayı hedeflediğini anlatan Gerçeker, amacın, dogmalardan uzak, akılcı, bilime dayalı bir eğitim öğretim anlayışıyla bireyin zihinsel ve psikolojik işlevlerinin özgürce olgunlaşması imkanlarını yaratmak olduğunu anlattı. Gerçeker, konuşmasının laiklikle ilgili bölümündeki bazı kısımları metinde bulunmasına karşın okumadı.  

-YARGI İLE İLGİLİ DÜZENLEMELER-

Anayasanın üçüncü bölümünde yargı ile ilgili düzenlemelerin yer aldığını ifade eden Gerçeker, 138. maddede hakimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vereceklerinin belirtildiğini anımsattı. Gerçeker yine aynı maddede, ''hiçbir organ, makam, mevki ve kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağının'' hükme bağlandığını vurguladı. Görülmekte olan bir dava hakkında yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili olarak soru sorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyanda bulunulamayacağının da hüküm altına alındığını belirten Gerçeker, ''Görüldüğü gibi yargı bağımsızlığı ve bütün yargı kurumları bu düzenlemelerle anayasal teminat altına alınmış bulunmaktadır'' dedi.

-SINIRSIZ İKTİDAR ANLAYIŞI-

Kuvvetler ayrılığı ilkesine de değinen Gerçeker, ''Anayasal demokrasi demek sınırlı devlet, yani siyasal iktidarın birey hak ve özgürlükleri lehine sınırlandırılması demektir. Yasama, yürütme ve yargı erkinin birbirinden bağımsız olması, iktidarın anayasal çerçeve içinde kullanılması ve paylaşılması amacıyla olup, bu organların birbirlerine üstünlüğü anlamında değildir'' diye konuştu.

Her organın kendisine verilmiş yetki ve görevleri Anayasa, yasa ve hukukun üstünlüğü kurallarına uygun şekilde kullanmak zorunda olduğuna işaret eden Gerçeker, şunları kaydetti:

''Aksi yaklaşımlar, yasama organında çoğunluğa sahip bulunan ve aynı zamanda yürütme erkini de elinde bulunduran siyasal gücün, bir yandan yasaları yürürlüğe koyarak, diğer yandan ise devleti yöneterek toplum düzenini, örgütlü çıkar çevrelerinin hizmetinde bir totaliter sisteme, demokrasinin kendisiyle özdeşleştirilme noktasına kadar varan sınırsız bir iktidar anlayışına götürme tehlikesini oluşturmaktadır.

Bunun sonucu olarak da bireysel özgürlük ilkesinden uzaklaşılarak, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ideallerinden de vazgeçmemiz gerekecektir.

Demokrasiyi, çoğunluğun herhangi bir konu üzerindeki iradesinin sınırsız olduğu bir yönetim biçimi olarak gören bir düşünceyi kabul etmek mümkün değildir.''

Yargı bağımsızlığı konusunda da konuşan Gerçeker, yaşamdan beklentiler, endişeler, ekonomik ve sosyal etkenler, mesleki etkenler gibi yargıcın doğrudan kendi özel yaşam koşullarından kaynaklanan konuların da tarafsızlığını etkileyebileceğini söyledi. Gerçeker, ''Yargıcın bu tür etkenlere karsı korunmasının da meslek bilgi ve bilincinin güçlü olması, bunun için de sağlam bir eğitim ve değerlendirmeden geçmesi, beklentilerini karşılayacak, her bakımdan yaşamdan endişe duymamasını sağlayacak bir statüye sahip olması ve bunun yargıçlık güvencesi altına alınması ile mümkün olacaktır'' dedi.

-YENİ ANAYASA-

Hasan Gerçeker, yasalar ve anayasalarda da zamanın gereklerine uygun olarak değişim zorunluluğu olabileceğini belirterek, ancak bu değişikliklerin ileriye dönük, insan hak ve özgürlüklerini, demokrasiyi geliştirici, güçlendirici yönde, bağımsızlığını tam anlamıyla gerçekleştirecek nitelikte olması gerektiğini söyledi.

Devlet olarak katılma iradesini ortaya konan ve bu yönde yoğun çaba gösterilen AB normlarının da bunu gerektirdiğini vurgulayan Gerçeker, olağanüstü ortam ve koşullarda hazırlanıp kabul edilen 1982 Anayasası'nın tartışma ve eleştiriler nedeniyle de değiştirilmesi gereken bir anayasa oldugu yolunda kamuoyunda genel bir kabul oluştuğunu ifade etti.

Yargının sorunlarına da değinen Gerçeker, hukuk devleti ilkesinin tüm kurum ve kuralları ile yaşama geçirilememiş olması, yargılama sürecinin yavas işlemesi, insan kaynaklarına ilişkin nicelik ve nitelik sorunlarının giderilememiş olması, fiziksel ve teknik altyapı gereksinimlerinin yeterince karşılanamamasının, yargı hizmetinin etkili ve kaliteli bir biçimde sunulmasını engellediğini söyledi. Türk yargı sisteminin, yapısal, örgütsel, islevsel, insan ve mali kaynakları bakımından çok ciddi ve çözümü kolay görülmeyen sorunlarla karşı karşıya bulunduğuna işaret eden Gerçeker, bu temel sorunların başlıcalarını ana hatlarıyla sıraladı.

Yargı bağımsızlıgı ve yargıç güvencesi ilkelerinin mevzuatta yeterince sağlanamadığını, söyleyen Gerçeker,  Adalet Bakanı ve Müsteşarının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı ve doğal üyesi olması, hakim ve savcıların özlük işlerinin, soruşturmalarının Adalet Bakanlığına bağlı Personel Genel Müdürlügü ve Teftiş Kurulu tarafından gerçekleştirilmesinin yargı bağımsızlıgı ve yargıç güvencesi ilkelerine aykırı olduğunu kaydetti.

Gerçeker, özellikle Askeri Mahkemelerin kuruluş ve kaldırılmasının Milli Savunma Bakanlığının yetkisinde bulunmasının, askeri mahkemelerde meslekten hakimlerin yanında subay üyelere de yer verilmesinin, hakimlerin rütbe esasına ve idari sicil sistemine göre çalıştırılmasının, asker olmayan kişilerin askeri mahkemelerde yargılanabilmesi gibi konuların mahkemelerin bağımsızlıgı, yasal hakim, adil yargılanma, yargı bağımsızlıgı, hakim güvencesi, ceza yargılaması düzeninde birlik ilkelerine, bunun sonucu olarak da hukuk devleti ilkesine aykırı düştüğünü ifade etti. Gerçeker, yargı sisteminin düzenli ve verimli çalışmasını sağlamak için bu sorunların en kısa zamanda, acilen giderilmesini istedi.

Türk yargısını oluşturan bütün birimlerin katılımcı olacağı geniş tabanlı ortak platformda periyodik, bilimsel tartışma toplantıları düzenlenmesi gerektiğini kaydeden Gerçeker, bu toplantıların sonunda ulaşılan çözüm yollarının yargı organının özgün çözüm önerisi olarak TBMM'ye sunulması gerektiğini söyledi.

-HSYK'NIN YAPISI-

Gerçeker, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yapısının, sayısal olarak yetersizliğinin, geniş takdir yetkisinin, kurul kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamamasının, teftiş kurulunun Adalet Bakanına bağlılığının yargı bağımsızlığı konusundaki eleştiriler olarak gündeme geldiğini ifade etti. Hasan Gerçeker, hakim ve savcıların idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlı olmalarını, yargıç ve savcı adaylarının seçiminde bağımsız kurul yerine Adalet Bakanlığının etkin olması, mali özerkliğin bulunmamasını da yargı bagımsızlığına aykırı hususlar olarak değerlendirdi.

HSYK'nın en üst düzeyde tam bağımsız bir yüksek yargı birimi olarak anayasal ve yasal temellerde mutlaka yeniden yapılandırılması gerektiğini vurgulayan Gerçeker, kurulun, Adalet Bakanlığının idari ve mali yapılanması dışına çıkarılarak tam bağımsız ve özerk bir yapıya dönüştürülmesini istedi.

Gerçeker, hakim ve savcı adaylarının seçimi, staj işlemleri ve atanmalarının HSYK'ya devredilmesi gereğini de dile getirdi.

Yargıtay'ın iş yükünü rakamlarla anlatan Gerçeker, bina sorununa da değindi. Mevcut binanın ve fiziki koşulların had safhada yetersiz olduğunu ifade eden Gerçeker, Yargıtay'ın yeni hizmet binasının yapımı için arsa tahsisi sağlandığını hatırlattı.

-PROTOKOL SORUNU-

Gerçeker, bugün uygulanan devlet protokolündeki Yargıtay daire başkan ve üyelerinin yerlerinin kuvvetler ayrılığı ilkesine, yargının konumu ve saygınlığına uygun olmayacak derecede çok aşağılarda bulunduğunu söyledi. Daha önce bu sorunun çözümlenmesi için gerekli girişimlerin yapıldığını ancak bir sonuç alınamadığını ifade eden Gerçeker, protokol düzenlemesinin Cumhurbaşkanı'nın takdir ve tensiplerine sunulduğunu hatırlattı.

Anayasal düzenlemede yasama, yürütme ve yargının üç temel erk olarak yer aldığını vurgulayan Gerçeker, bu nedenle yargı erkinin de devlet protokolü içerisinde yer almasının kaçınılmaz olduğunu söyledi. Ancak bulunacağı yerin konum ve saygınlığı ile uyumlu olması gerektiğini ifade eden Gerçeker, ''Protokol listesindeki sıralamaya bu yönden bakıldığında ne yazık ki yargının yerinin hiç de konumuna uygun nitelik taşımadığı görülmektedir'' dedi.

Hasan Gerçeker, 2010-2014 yıllarına ilişkin olarak Yargıtay'ın stratejik planını hazırlamak üzere oluşturulan komisyon tarafından yapılan çalışmalar sonunda sorunlara ve çözüm yollarına ilişkin önemli tespitlerin ortaya konulduğunu bildirdi. Bunları başlıklar halinde sıralayan Gerçeker, Yargıtay'ın temel değerlerini ''Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılık, insan onuruna ve insan haklarına saygı, evrensel hukuk ilkelerine bağlılık, adalet, bağımsızlık, tarafsızlık, demokratik değerlere bağlılık, yönetimde katılımcılık, özgürlükçü yaklaşım, eşitlik ve hakkaniyet, güvenilirlik, saydamlık, etkinlik, erişebilirlik, tutarlılık, mesleki bilgi ve birikime değer vermek, kurum çalışanına saygı ve güven, yetkinlik, katılımcılık, gelişimcilik, kalite'' olarak sıraladı. Yargıtay'ın tespit edilen amaçlarını da anlatan Gerçeker, yargıya saygı ve güvenin artırılması, etkinlik ve verimlilik, adaletin hızlı gerçekleşmesi, nitelikli insan kaynağı, ulusal ve uluslararası hukukun gelişimini sağlayacak gerekli düzenlemelerin yapılmasını hedeflediklerini kaydetti.

-TERÖR-

Yıllardır süren çabalara, kolluk güçlerinin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin çok büyük bir özveri ve kahramanca, hayatları pahasına verdikleri mücadeleye rağmen tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de bölücü ve irticai terörün sona erdirilemediğini dile getiren Gerçeker, şöyle konuştu:

''Terör nedeniyle devletimizin uğradığı maddi ve manevi kayıp çok büyüktür. Terörle mücadelenin güçlü bir biçimde yürütülmesi ve terörün bitirilebilmesi için gerekli olan devletin savunma mekanizmalarını, moral değerlerini zaafa uğratma çabalarına hiç bir şekilde prim verilmemelidir. Uluslararası terörün boyutları, ülkemizin bulunduğu coğrafyadaki jeopolitik konumu ve globalleşen dünyada hızla değişen dengeler, Karadeniz bölgesinde son yaşanan olaylar nedeniyle yeniden baş gösteren doğu-batı çekişmesi, gerek iç gerekse dış politikada ne kadar güçlü ve dikkatli olmamız gereğini, bunun için de birlik ve beraberliğe ne kadar muhtaç olduğumuzu açıkça ortaya koymuş bulunmaktadır.''

Hasan Gerçeker, geleceğe olumlu bakabilmek için geçmişin ve geçmişte yaşananların çok iyi bilinmesi gerektiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Yüce Atatürk ve onun fedakar silah arkadaşları öncülüğünde gerçekleştirilen ve binlerce vatan evladının canı pahasına kazanılan Milli Kurtuluş Savaşı sonunda yoktan var edilerek çağdaş ilkelere dayalı olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin her şeye rağmen çok sağlam olduğuna inanıyorum.

Bu temel ilkelere hepimiz sahip çıkmak, onları korumak, kollamak durumundayız. Dayanılan temeller çökerse bundan hepimizin zarar göreceğini söylemeye gerek yoktur. Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün kurumları, bu temel ilkeleri korumak ve sonuçta toplumun güvenini, refahını, mutluluğunu sağlamak için vardır. Devlet olmanın temel felsefesi de budur.

Herkesin, bilhassa gençlerin, Polatlı'yı, Çanakkale'yi, Afyon'u millet olarak kahramanlığımızın ve Kurtuluş Savaşımızın simgesi olan buraları ve diğer yerleri mutlaka görmeleri, o günleri, ülkenin her yöresinin insanları tarafından vatan için, ölüm pahasına, fedakarca verilen mücadeleyi benliklerinde hissetmeleri ve böylece Cumhuriyetin değerini daha iyi anlamaları gerekir.

Bu vesile ile bu günlere gelmemizi sağlayan, bu çağdaş ülkenin temellerini atan, Yüce Atatürk'ü, onun dava arkadaşlarını, bir kez daha saygı ve şükranla anmak istiyorum. Hiçbir kişi ve kurum bu temel değerleri sarsacak, zedeleyecek davranış içerisinde bulunmamalıdır. Onların çizdiği yolda, gösterdikleri çağdaş ilkeler doğrultusunda ülkemizi daha ileriye daha iyiye, doğruya, güzele götürecek çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştıracak çözümler aramalıyız.''

-NOTLAR-

Tören salonunun girişindeki bando, konukları marşlarla karşıladı. Tören, TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosu'nun İstiklal Marşı'nı okumasıyla başladı. Koro, törende mini konser de verdi.

Yargıtay Başkanı Gerçeker, 62 sayfadan oluşan konuşma metninden bazı bölümleri okumadı. Törende konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok da 63 sayfadan oluşan konuşma metninin bazı bölümlerini okumadı.

Törenin bitiminin ardından Yargıtay'dan ayrılan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü, Başkan Hasan Gerçeker uğurladı.

Başbakan Erdoğan, Gerçeker'in konuşmasının ardından törenden ayrıldı. Erdoğan, bu sırada bir gazetecinin ''Sayın Başbakan, Aydın Doğan'ın size verdiği yanıta ilişkin bir değerlendirmeniz olacak mı?'' şeklindeki sorusunu yanıtsız bıraktı.

Bu haber 15112 kez okundu.

Söz sizde!

HABER7 üyesiyseniz haberimize yorum yapabilirsiniz. Henüz üye olmadıysanız lütfen üye olmak için tıklayın.

SICAK MESAJ VERENLERE DUYURULUR!

Yüreğiniz yetiyorsa şu "LAİKLİĞİNİZİ" referanduma götürelim... Ne dersiniz?

2008-09-08 17:57:21

bozkırdaki ağaç rumuzlu kardeşim.

rumuzun gerçekten düşünülerek,özenle seçilmiş belli.gerçekten hoşuma gitti.bozkır ortamlarında insanlar dinlenmek için bir gölgelik,ağaçaltı ararlar.sen de bu insanlara gölgelik yapmaya adayım diyerek güzel bir rumuz seçmişsin.görüşlerinize tamamen katılıyorum,sizin,bizim gibi düşünen milyonlarca insanımız var.asla yalnız değiliz.halkımız askerin sivili değil,sivilin askeri yönetmesini istiyor.bu cevabı da dediğiniz gibi 22 temmuzda verdi.saygılarımla...

2008-09-08 17:54:11

Ordunun ne kadar halk olduğunu 22 temmuzda gördük,muhtiraya cevabını verdi halk. Bir konferansa baş örtülü bayan geldi diye orayı terkeden ordu mensuplarını içime sindiremiyorum, emin ol benim gibi düşünen milyonlar var!

2008-09-08 16:33:18

SICAK MESAJ BUYSA,SOĞUK MESAJ NASIL OLUYOR?-2

yani beyfendi açıkça diyor ki,allah'ın c.c. koyduğu kurallarla,akıl ve mantık kuralları ters düşüyor.ve bu sözleri ezici çoğunluğu müslüman olduğu söylenen bir ülkenin yargıtay başkanı söylüyor.bu sözler allah c.c.hazretlerine şirk koşmaktır,insanı küfre götürür.sen,seni ve tüm kainatı yaratan rabbimizden c.c. demek ki daha iyi biliyorsun bu işleri?madem aklın yeterli geliyor ölüme çare olacak bir buluşu yap da göreyim!nasıl can vereceksiniz merak ediyorum,o makama geçenler hep saçmalamak zorunda mı????

2008-09-08 16:22:03

SICAK MESAJ BUYSA,SOĞUK MESAJ NASIL OLUYOR?-1

yine her adli yıl açılşında yapılan zırvalar.ben bir fark göremedim.sayın haşim kılıç gibi bir başkan olsaydı daha da güzel bir konuşma yapacağına inanıyorum.tanrıdan nakledildiği öne sürülen kavramlar,toplumda gerçek olarak kabul ediliyormuş.bunun yerine akla dayalı ilkeler geçerli olmalıymış.bunlar seküler kavramlarmış ve laiklikle yakın ilişkiliymiş falan,filan.allah c.c. sözünü ağızlarına almaya korkuyorlar.yani allah'ın c.c. kuralları toplumda gerçek olarak kabul görüyormuş ama akla dayalı değilmiş....

2008-09-08 16:12:58

hehehe:)

birilerinin çok zoruna gitmiş yargının mesajı:)

2008-09-08 15:34:51

orduyu hizaya getiremezsin, o zaten halkın kendisi

Hizaya getirilecek kurumlardan bahseden arkadaşıma şunu söylemek isterim. Ordumuz nasıl komünist 3-5 kişinin yönetimi ele geçirip ülkeyi kaosa sürüklemesine engel olursa, ülkeyi geriye götürecek Kuran dışı yobazlardan da ülkeyi korumaktadır. Ordumuzu hiçbir komünist veya yobaz hizaya getiremez. Ordu yaşadığımız toprakları ve her düşünceden insanların güvencesidir. Orduya düşman olanlar önce kendi kafalarını hizalasın.

2008-09-08 15:28:29

Ya ben 'ol' ya da 'öl' diyorlar! Ölürüz de olmayız!

Halkın %75-80 i sizin kafanızdan uydurduğunuz laiklik ilkesine aykırı davranıyor, aykırı düşünüyor,aykırı yaşıyor ve asla benimsemiyor. Hala vır vır konuşuyorsunuz. Bir müslümanın en önemli önceliği dinini özgürce yaşamaktır, Çankayada,Üniversitelerde, Kamuda,Orduda! Sırf bu yüzden iktidarı ipçilere, faşist dennislere emanet edemeyiz. Oy atarken menfaatinizden önce bunu hesaba katın. Bir hatırlatma;2014e kadar Abdullah Gül 6 atama yapacak Anayasa Mahkemesine. Durmak yok yola devam!

2008-09-08 14:25:30

sorun mesajın sıcaklığı değil

bana göre problem askeri-sivil bürokratların verdiği mesajların makul ya da akıl dışı, sıcak ya da soğuk, demokratça ya da faşizanca olması değil; bürokratların mutlaka bir mesaj verme isteği. demokratik hiçbir batı ülkesinde bu tür nutuklar çekilmez ve tartışma konusu olmaz. bu fikirleri siyasiler tartışır. bürokratlar ise sadece işini yapar. problemimiz bürokratlarımızın önlerine uzatılan her mikrofona, her zaman, her platformda konuşması bence

2008-09-08 14:18:50

sorun mesajın sıcaklığı değil

bana göre problem askeri-sivil bürokratların verdiği mesajların makul ya da akıl dışı, sıcak ya da soğuk, demokratça ya da faşizanca olması değil; bürokratların mutlaka bir mesaj verme isteği. demokratik hiçbir batı ülkesinde bu tür nutuklar çekilmez ve tartışma konusu olmaz. bu fikirleri siyasiler tartışır. bürokratlar ise sadece işini yapar. problemimiz bürokratlarımızın önlerine uzatılan her mikrofona, her zaman, her platformda konuşması bence

2008-09-08 14:18:43

Son Dakika Haberler