DURSUN GÜRLEK
İnsanlar hayattayken güzel mekânlarda, konforlu evlerde oturmayı tercih ettikleri gibi, öldükten sonra da tarihî mezarlıklara, merkezî kabristanlara gömülmeyi istiyorlar. Böyle insanî bir arzunun gereği olarak bazı kimseler vefatlarından önce kabirlerini hazırlıyorlar. Bunların arasında dinle, imanla, metafizik âlemle hiçbir ilgileri olmayan kimselere bile rastlanıyor.
Bu tiplerden biri ile bendeniz de karşılaştım. Kitap dünyasını iyi bilen, insanî ilişkilere de yeteri kadar önem veren bu arkadaşım bir gün dedi ki: 'Hocam ben İstanbul'un tarihî kabristanlarından birinde mezar yeri satın almak istiyorum. Senin Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü'nde tanıdıkların olabilir. Lütfen bana bu konuda yardımcı olabilir misin?' Aramızdaki samimiyete dayanarak, 'Yahu sen bir ateistsin, ölümden öteye inanmıyorsun. Nereye gömülürsen gömül senin için fark etmez. Hem önemli olan, kendine mezar hazırlamak değil, kendini mezara hazırlamaktır.' cevabını verdim. Son cümle üzerine biraz düşündükten sonra, 'Hocam ne olur olmaz, belli değil. Sen dediğimi yap!' diye sözünü bağladı.
Bu mukaddimeyi, sözü Prof. Dr. Asaf Ataseven Bey'e getirmek için yaptım. Merhum da ölmeden önce kendine kabir hazırlayanlardan biriydi. Berzah âleminde de Efendimiz'in sancaktarına komşu olabilmek için tarihî Eyüpsultan Kabristanı'ndaki uhrevi mekânını yıllar önce hazırlamıştı. Burası bir aile kabristanıydı. Piyer Loti kahvesine yakın olup yolun solunda bulunuyordu. Ne zaman buradan geçsem, ibretli gözlerle bu boş mezarlara bakar, hoş düşüncelere dalar, dünyevi arzuların ne kadar nahoş olduğunu hatırlamaya çalışırdım. Hemen belirteyim ki kendisine mezar hazırlayan Asaf Hoca, aynı zamanda kendini mezara hazırlayan bahtiyarlardandı. İnanç dünyasından, dinî hayatından zerre kadar taviz vermeyen Asaf Bey, kelimenin tam anlamıyla tabib-i hazıktı. Yani maddi ve manevi anlamda doktordu. Cerrahlık mesleğini hakkıyla yapıyordu. Adı, Vakıf Gureba Hastanesi ile özdeş hale gelmişti. Bu hastanenin uzun yıllar başhekimliğini yaptı. Hem meslektaşlarının hem personelin hayranlığını kazandı. Bezm-i Alem Valide Sultan'ın hayır eseri olan bu tarihî hastane hakkında bir de eser hazırladığını yakından biliyorum. Fakirden de konuyla ilgili bilgi ve belge talebinde bulunmuştu. Asaf Bey, şifa dağıtmak için sadece görev yaptığı hastane ile yetinmez, bizzat hastanın ayağına kadar giderdi, merhume annemi muayene etmek için bizim fakirhaneye de gelmişti.
Vakıf Gureba'yı fakirlerin sığınağı yaptı

Asaf Bey aynı zamanda kalem erbabı bir hekimdi. Tıbb-ı Nebevi ile yakından meşgul oldu, Peygamberimiz'in sağlıkla ilgili tavsiyelerini, bu konudaki hadis-i şerifleri yakından inceledi. İlm-i ebdan'ın (bedenlere ait ilmin), ilm-i edyan'dan (din ilminden) önce geldiğini hasbel meslek çok iyi bildiği için İslam tıbbıyla meşgul olmayı, hiçbir ayırım gözetmeden hastalarına şifa dağıtmayı kendine adeta şiar edindi. Yukarıda da belirttiğim gibi, o bir tabib-i hazık idi. Sadece maharetli elleriyle değil, tavırlarıyla, sözleriyle de tedavi ediyordu. Vakıf Gureba Hastanesi, onun başhekimliği zamanında garibin gurebanın, fakirin fukaranın sığınak yeri olmuştu. Yanlış hatırlamıyorsam, bazı meşhur ilim adamlarımız da, kendilerini onun şifalı ellerine teslim etmişlerdi. Mesela Hasan Basri Çantay merhum bunlardan biriydi. Kendisi kalemle hizmet etmenin lüzumuna da inandığı için başta Yeni İstiklal olmak üzere, birçok gazete ve dergide yazılar neşretti. Belitmeye gerek yok ki, bunlar mesleğiyle, İslam tıbbıyla, Osmanlı hayır kuruluşlarıyla ilgili, son derece kıymetli araştırma, inceleme yazılarıydı.
Prof. Dr. Asaf Ataseven tam bir cemiyet adamıydı. Vefalı hanımı Dr. Gülsen Ataseven ile birlikte hizmet etmek için adeta çırpınıyorlardı. İlim Yayma Cemiyeti ve İbnülemin Mahmut Kemal İnal Vakfı'nda faaliyetlerde bulundu. Şehzadebaşı'ndaki İlim Yayma Yurdu'na "İbnülemin Mahmut Kemal İnal Yüksek Tahsil Talebe Yurdu" adını verdiren de kendisiydi. Söz buraya gelmişken Asaf Bey'in büyük tarihçimiz İbnülemin Mahmut Kemal İnal ile ilgili bana anlattığı hatıralarından önemli bir bölümü ben de siz değerli okuyucularıma nakledeyim:
Prof. Dr. Asaf Ataseven, yakın tarihimizin en renkli simalarından kabul edilen Üstad İbnülemin Mahmut Kemal Bey ile ilk defa 1952 yılında, tıp fakültesine başladığı sırada tanışıyor. O yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Roma Hukuku Dershanesi'nde, Süleyman Nazif ve Yahya Kemal beylerin "Hezâr gıbda o devr-i kadim efendisine/ Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine" mısralarıyla tarif ve tavsif ettikleri İbnülemin Bey'in jübilesi yapılmaktadır. Törende İstanbul Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Dr. Kazım İsmail Gürkan, Prof. Hilmi Ziya Ülken, Prof. Mükrimin Halil Yınanç, Ahmet Hamdi Tanpınar birer konuşma yapıyorlar. Mahmut Kemal Bey, "İlimde projektör, üniversitede rektör" diyerek Prof. Kazım İsmail Gürkan'a iltifat ediyor. Bu manzara Asaf Bey'in büyük ilgisini çekiyor. Kendisine bu kadar itibar edilen Mahmut Kemal İnal Bey'le tanışmanın yollarını aramaya başlıyor. Törenden hemen sonra, İstanbul Üniversitesi merkez binada kendisine tahsis edilen odada Mahmut Kemal Bey'i ziyaret ediyor. Üstadı, bazen öğle ve ikindi vakitlerinde Bayezid Camii'ne giderken, bazen de aynı camiden çıkarken görmektedir. Asaf Bey'in anlattığına göre, sıcak yaz mevsimi olmasına rağmen Mahmut Kemal Bey, başında siyah takkesiyle, yakası kalkık cübbeye benzeyen bir pardösü ile dolaşıyordu. Asaf Bey de öğle ve ikindi namazlarında Bayezid Camii'ne gidiyor. Bu yüzden derslere geç kaldığı da oluyor. Daha sonra namazlarını, merkez binanın bodrum katında, merdivenin altında, bir tahtanın üstünde kılmaya başlıyor.
Fakülteye mescit hikayesi...
Bu arada aklına bir fikir geliyor. Bu kadar sevilen, itibar edilen Mahmut Kemal Bey'e gitsek, acaba üniversitenin merkez binasında bir mescit açtırabilir miyiz diye düşünüyor. İki arkadaşıyla üstada gidiyor. (1) Mahmut Kemal Bey kendilerini kabul ediyor. Bunlar üstada "Efendim, ders aralarında öğle ve ikindi namazlarına, Bayezid ve Süleymaniye camilerine gittiğimiz için derslere geç girmek zorunda kalıyoruz. Acaba merkez binada bize bir odanın mescit olarak tahsis edilmesine tavassut buyurur musunuz?" diyorlar. Üstad şunları söylüyor: "Evladım, bu adamlardan üniversitede mescit istemek, Athenagoras patriğinden cami istemek gibidir. Arzu ediyorsanız hemen rektörü ve dekanı çağırıp haşlayayım! Ama ben bu beylere desem ki, talebe-i ulum'dan bazıları bana geldiler. Dans etmek için bir oda istiyorlar, buyursun benim odamda yapsın derler."
Bu işle ilgileneceğine dair söz veren İbnülemin Mahmut Kemal Bey, İstanbul Üniversitesi'nde bir mescit açtırmayı başarıyor. O zamanki Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hıfzı Timur ile görüşüp merkez binanın bodrumundaki bir odayı mescit olarak tahsis ettiriyor. Asaf Bey, bu odaya kırmızı halı döşüyor. Güzel bir avizeyle ve kütüphaneyle donatıyor. Mescit, işte böylece namaz kılan üniversite öğrencilerinin imdadına yetişiyor. Ne yazık ki, bu mescit, 27 Mayıs ihtilalinden altı ay önce, o zamanki rektör Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar'ın emriyle kapatılıyor. (2)
Merhum Asaf Bey, üstad İbnülemin Mahmut Kemal ile Cerrahpaşa Hastanesi'nde yatarken de ilgileniyor, hatıralarında bu konuyla ilgili olarak şunları söylüyor:
"Bendeniz İstanbul Tıp Fakültesi son sınıf öğrencisiydim. Cerrahpaşa Hastanesi'nde son stajımı yapıyordum. 25 Mayıs 1957'de mezun olacaktım. İbnülemin Mahmut Kemal Bey ile ilgileniyordum. Sık sık odasına gidiyordum. Üstad ile Prof. Kazım İsmail Gürkan ve Prof. Muzaffer Esat Güçhan ilgileniyordu. Prostat ameliyatı yapılmasına karar verilmişti. Ameliyat hazırlığı devam ediyordu. Prof. Muzaffer Esat Güçhan, asistanı Dr. Muzaffer Gürakar'ı kalp elektrosu çektirmek üzere göndermişti. Tesadüfen ben de oradaydım. Elektro çekildi. Üstad, Muzaffer Bey'e sordu:
'Kalbimizde ne var!' Muzaffer Bey, 'Bir şey yok efendim, normal!' dedi. Üstad'ın, 'Tabii ki bir şey olmayacak, mü'min kalbi çünkü. Kimseye kötülük düşünmedik.' şeklinde konuştuğunu hatırlıyorum."
Prof. Dr. Asaf Ataseven merhumun büyük ilim adamı İbnülemin Mahmut Kemal Bey ile alakalı daha birçok ilginç hatırası var. Onları da inşallah kitabımızda okuyacaksınız. 8 Eylül 2008'de Eyüpsultan Camii'nde, ikindi vakti kılınan cenaze namazından sonra ebediyete uğurladığımız Prof. Dr. Asaf Ataseven Bey'e -bu vesileyle- Cenab-ı Hak'tan rahmet niyaz ediyorum.
Mekânı cennet olsun!..
1) Diğer arkadaşı Samsun'da dahiliye mütehassıslığı yapan Dr. Yusuf Taşkıran'dır.
2) Peyami Safa, bu konu hakkında, biri 1959'da Tercüman'da, diğeri de 1961'de Son Havadis'te yayımlanan iki makale kaleme aldı.
ZAMAN

































Prof. Osman ÖZSOY
Mehmet Ali BULUT
Resul KURT
Erkam Tufan AYTAV
Mustafa YÜREKLİ
Feride'nin Günlüğü
Meryem Aybike SİNAN
Orhan ÇINAR
Gürkan ZENGİN
Mehmet BARLAS
Mümtaz'er TÜRKÖNE
Nagehan ALÇI
Cüneyt ÜLSEVER
Yalçın ŞİMŞEK









Cemal DEMİR
Murat ERDEM
Adil DÖNMEZ
Doğuş ŞİMŞEK