2020 için İstanbul'a sevindirici haber
Can Bonomo bir gün önceden 1. seçildi
TTNET, yalın internet
Yatırımcya müthiş teşvik komisyondan geçti
İşte Türkiye'nin en huzurlu ilçesi 08 Ekim 2008 12:37 - 1 Yorum - 3,930 Okunma
Devletin, yol yapmak, okul açmak, doktor öğretmen yetiştirmek kadar önemli bir fonksiyonudur, "sosyal devlet" olmak.
Anayasa'da Türkiye Cumhuriyeti devletini tanımlarken "demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir" ifadesini kullanır.
Teorisyenler ve teknokratlar geniş bir perspektiften bakarak, "enflasyonun düşmesi, asgari ücretten verginin kademeli olarak kaldırılması da" "sosyal devlet" uygulamalarından sayarlar. Fakat sıradan insanlar için ise "sosyal devlet"; "yoksulu" koruyup, gözetmek, refah düzeyini yükseltmek, insanca yaşamasını sağlamaktır.
Başta "Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü" olmak üzere devletin pek çok kurumu (Belediyeler, sağlık kurumları ) bu amaçla görev yapar.
Kanun ve yönetmelikler çerçevesinde işleyen yapı da muhakkak ki, yoksulun evine kömür ulaşıyor, hastasına yeşil kart ile- bakılıyor, çocuğu okula şartlı nakit transferi desteğiyle- gidiyor.
Son yıllarda yapılan özellikle özürlüler konusundaki gelişmeler büyük memnuniyet verici. Artık özürlü bir çocuk tamamen devletin imkânlarıyla evinden alınıp, okula gidebiliyor. Veya evinde bakıma muhtaç olan özürlünün tüm temel gereksinimleri (evde bakım için bir asgari ücret, kurumda bakım için iki asgari ücret desteği) karşılanabiliyor.
Fakat uygulamalara baktığımız da hala ulaşılamayan kesimlerin bulunduğunu, aynı zamanda da uygulamaların suiistimale ve istismara açık noktalarının olduğunu görüyoruz.
Birkaç küçük örnek vermek gerekirse;
Bazı mahalli yetkililerin, fakirin adıyla kendi yakınlarına kömür dağıtması, yardım götürmesi;
34 yaşında son derece sağlıklı bir babanın iki eşinden olma 14 çocuğuna, şartlı nakit transferi (ki iki eşten olan aynı yaşta çocuklar da mevcut) yoluyla, yaşadığı çevre itibariyle eline hatırı sayılır bir rakam geçmesi nedeniyle, bütün gün kahvede oturması;
Öte yandan asgari ücretle çalışan bir işçinin, anne baba da yanında olmak üzere üstelik kirada oturarak iki ila dört çocuğunu okutmak için çabalaması
Örneklerini fazlaca görebiliyoruz.
BU VE BENZERİ ÖRNEKLERDEN YOLA ÇIKARAK "YOSULLUĞUN VE SOSYAL YARDIM" KAVRAMLARININ YENİDEN TANIMLANMASINA İHTİYAÇ VARDIR
Bu bağlamda özürlüler için uygulanan "evde bakım ücretinde" yeni bir tanım ortaya kondu; " asgari geçim standardı" (kendine ait veya hane toplam gelirinin birey sayısına düşen ortalama tutarı bir aylık net asgarî ücret tutarının 2/3'ünden az olma durumu).
Bu yeni bir zihniyet; sadece geliri olmayanı değil, geliri olup ta yeterli olmayanı da hizmet kapsamına almak. Bu pencereden bakıldığında; Belki de ihtiyaçlar sebebiyle, hizmet gidecek üç kesimin varlığını kabul etmek gerekir.
1- Özürlü, yaşlı, dul, yetim, kimsesiz gibi mutlak ihtiyaç sahipleri,
2- Çalışıyor olsa da aldığı gelir ile ailenin temel (barınma, ısınma, eğitim gibi) ihtiyaçlarını karşılayamayanlar (kısmi yardıma ihtiyacı olanlar),
3- Vasıfsız olduğu için çalışamamaktan (işsizlikten) dolayı ailesini geçindiremeyenler,
Devlet, birinci grupta bulunanlara mutlak surette sahip çıkmalıdır. Bu gruptakiler "devletin emanet" bildikleridir ve "-namusudur".
İkinci grupta bulunanlar ise; asgari ücret veya biraz fazlası ile geçinmeye çalışanlar Kira, elektrik, su, yakacak, eğitimi giyim, mutfak ihtiyaçları derken, geçinemeyenler. İyi niyetle çalışıp, didinip ailesini geçindirmeye çalışan babanın, annenin, çocuğuna bot, kaban, evine yeterli kömürü alamamasının, hâsılı, "yetişememe" duygusunun acısını kim bilebilir?
Devlet, ilgili kurumlarda bu kesimi sadece özürlüler ile ilgili uygulamalarda tanıyor (özürlü çocukların eğitimi, evde bakım ücretleri ). Peki ya diğer ihtiyaçlar
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma G.M. "hiçbir surette geliri olmayanlara" hizmet götürüyor. Eğer hizmet alanını genişletip bu kesime kısmi yardım yaparsak yeterli kaynak nasıl bulunacak? Sorusu sorulabilir. Bu sorunu cevabı üçüncü grup ihtiyaç sahiplerine verilen hizmetin yeniden düzenlenmesinden geçiyor.
Devletin sosyal yardımlarında suiistimal ve istismar olduğunu söylemiştik. Bu durum, ahlaki, vicdani eğitimsizliğin yanısıra, yardımların "sınırlı ve/veya süreli olmamasından" kaynaklanıyor.
Kişi vasıfsız olduğu için, iş mi bulamıyor?
İŞKUR'un iş garantili meslek edindirme destekleri daha geniş kapsamlı uygulanabilir. Bunu için kaynak sorunu bulunmuyor.
Kişi mesleği olmadığı için iş bulamıyorsa bu sisteme dâhil edilir. (Kursiyer hem meslek eğitimi alıyor, hem de eğitim süresince ücret alıyor.)
Bu projede örgütler (KOSGEP, TİM ) zaten işbirliği halinde oluyorlar. Sorun öncelikli vasıflı eleman sorunu
Kişi, meslek kursu süresince ve işe girdiği ilk aylarda yine yardımları almaya devam edebilir. (işi beğenmezse, şartları uygun olmazsa iki veya üç iş değiştirme olarak da sınırlama gelebilir). Daha sonra eğer ihtiyaçları kısmen devam ediyorsa ikinci gruptaki ihtiyaç sahibi kategorisinde yardım alabilir. Aksi halde sosyal yardımlar (bir, iki yıl gibi) belli süre ile sınırlandırılmalıdır.
Böylelikle, iş beğenmeme ve devlet yardımlarını istismar etme şartları da azaltmış olacaktır. En önemlisi de buradan oluşan kaynakla da ikinci grubun ihtiyaçları giderilecektir.
Hâsılı "yoksulluğun" , "sosyal devletin" ve "sosyal yardım" kavramlarını yeniden tanımlamak gerekiyor. Herkesin insanca yaşamasını sağlamak, istismar edenler karşısında gerçek ihtiyaç sahiplerinin hakkı korumak gibi, istismar edenleri eğitip terbiye etmek de devletin, yasa kuyucunun görevidir.
Ayşe KEŞİR
akesir@gmail.com
ETİKETLER
Haber? 09 Haziran 2008 16:15 - Toplam 129 kişi beğendi.
Editör bey.. Haber nerede Allah aşkına? Havalar ısındı ya artık..Klima yoksa gönderelim çalışma odalarınıza..
+ Bu Yorumu Beğen09 Haziran 2008 15:50 - Toplam 70 kişi beğendi.
yazıyı gören varmı ben göremiyorumda.
+ Bu Yorumu BeğenNeden şimdi (2) 06 Haziran 2008 14:02 - Toplam 76 kişi beğendi.
Baykal bile, AKP için; “Bırakalım bunlar gelsin ve bu enkazın altında kalsınlar” dedi. AKP’nin iktidar olmasına pek ses çıkarmadılar.Hatta kartel medyası içinden destekleyenler bile çıktı. Desteklerken kıs kıs gülüyor,”Nasılsa bunlar ortalığı biraz toparlar, ama milletin kemerini sıkarak canına okurlar,biz de bir taşla iki kuş vurmuş oluruz” diye düşündüler. Düşündükleri gibi olmadı.Türk ekonomisi çok kısa sürede istikrara kavuştu. Bu istikrar AKP’nin oylarını artırmasıyla tescil edildi
+ Bu Yorumu Beğen Yorumun Devamı31 Mayıs 2008 00:47 - Toplam 59 kişi beğendi.
+ Bu Yorumu Beğen31 Mayıs 2008 00:12 - Toplam 44 kişi beğendi.
+ Bu Yorumu Beğen
GAZETE MANŞETLERİ
| İmsak | Güneş | Öğle | İkindi | Akşam | Yatsı |
| 3:38 | 5:32 | 13:08 | 17:04 | 20:32 | 22:15 |
Ekrem Kızıltaş Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz!
Prof. Osman Özsoy Bir gerçek bu kadar mı saptırılır?
Prof. Dr. Ata Atun Kıbrıs'ta İsrail'e Üs talebi
Yaşar İliksiz Cennet Çamuru yoğuran kent:
Mehtap Kayaoğlu Psikolojik danışmanlığın/cinsel terapinin turizmi olur
Hakan Göksel ABD Büyükelçiliği Türkiye'deki yastıkaltı merakı!
Feride'nin günlüğü Eşcinsellere hangi imam nikah kıyacak?
Resul Kurt İstifaya zorlanan işçi ne yapmalı?
Ayşegül Yıldırım Kara Umre Notları - 9 / Taşa inen nur