Tayyar YILDIRIM
Bugün; bütün haber kaynaklarının ana başlıklarını meşgul eden ortak haber, yine “trafik terörü” ile ilgili olan haberlerdi.
Alıntı Yazarlar

Emre AKÖZ
O iki poster yan yana gelsin mi?
Engin ARDIÇ
İki tarz-ı tefsir
Ergun BABAHAN
17 bin kurban adalet bekliyor
Fehmi KORU
Darbe endişesi vehimden mi ibaret?
Derya SAZAK
Büyük resim
Ege CANSEN
Kapitalist Abdülhamit
Mehmet KAMIŞ
Demokrasi için daha cesur adımlara ihtiyaç var
Cemal UŞŞAK
Kafaların içindeki burkaları ne yapmalı?
Ayşe BÖHÜRLER
Cami cemaati
M. Nedim HAZAR
Büyük resim
Hüsnü MAHALLİ
İki örnek
Mehmet METİNER
Şimdi barış zamanı
Haber7 Yazarları

Ünal TANIK
Başbuğ tatmin olmadı, mücadele bu zemine kayacak
Mehmet ACET
Sahi Erdoğan niçin bu kadar rahat?
Prof. Nevzat TARHAN
Çarşı herşeye karşı ama MJ'ye değil
Prof. Osman ÖZSOY
78'lik dede kurtuldu gençler can verdi
Yaşar İLİKSİZ
İslamcıların kafasının basmadığı konu!
Mehmet Ali BULUT
Darbeciye atılan tokat askerin gözünü çıkarmasın!
Hüseyin YAYMAN
MGK toplantısını nasıl okumalıyız?
Ayhan KISKAÇ
Ak Parti kongreleri sıkıntılı
Resul KURT
İşsiz çalıştırana prim teşviki
Uzm. Psk. İlknur Yılmaz
Panik atak ve baş etme yolları
Fatih BAYHAN
Atatürk silah arkadaşlarını topladı ve …
Feride'nin Günlüğü
Aman içeri koyun dursun, çiçek dışarıda romantik bir darbe almasın
Recai YAHYAOĞLU
Asimetrik psikoloji
İhsan AKTAŞ
Önce Türk'ün mayasını bozdular
Uzaklardan Mektuplar

K. Emre ULUCAN
Hayatta ilk defa 'Allah' demek
Polat HAN
‘Gülen’ Burda da Kıymetli(!)
Handan ÖZDUYGU
Şu bizim Arap düşmanlığımız!...
Tahir YAVUZ
Hint Okyanusuna düşen uçak ve bizi yakan ateş
Konuk Yazarlar
Bugün; bütün haber kaynaklarının ana başlıklarını meşgul eden ortak haber, yine “trafik terörü” ile ilgili olan haberlerdi.
Daha birkaç saat önce; “Akseki yakınlarında cenaze merasimine katılmak üzere yola çıkan 5 kişilik bir ailenin bulunduğu araç, bir tır ile çarpışarak 50 metrelik uçuruma yuvarlandı ve içindeki 5 kişi de yok oldu”.
Genellikle, okuyucu bu tür haberleri süratli bir şekilde okur ve bir başka habere yönelir. Ama habere konu olan olay mahalli ya da yok olan canlar, okuyan tarafından biliniyor ise, elbette etkilenme daha farklı oluyor. .
Bir milletin gelişmişlik düzeyi, o ülkedeki fabrikaların çokluğu, araç sayısı, okuma yazma oranı, kişi başına düşen milli gelir, gayri safi milli hâsıla, yatırım, tüketim, üretim, işsizlik, enflasyon, faiz, para, emek, ithalat, ihracat, turizm, vergi, hâsılı ne kadar iktisadi terim varsa bunların hepsinin pozisyonu ile elbette alakalıdır.
Ben, bir milletin gelişmişlik düzeyinin en önemli göstergesinin; “sola dönerken sol, sağa dönerken sağ sinyal” vermeyi bilmekten geçtiğini, daha doğrusu; sadece bilmekten değil, uygulamaktan geçtiğini düşünüyorum.
Kırmızı ışık yanarken, arka arkaya dizilmiş araçların tükettiği benzinin miktarı bile ülke ekonomisinden çok şey alıp götürüyor. Ne yapalım öyleyse? Kırmızı ışıkta durmayalım mı? Dükkânımızın kepengini bir an önce açmak, ülke ekonomisine katkı yapmaya bir an evvel başlamak için, “meskûn mahalde”, saatte 120 km. hızla mı seyredelim?
Şehrimizin birinde, nispeten trafiğin tenha sayılabileceği, oldukça da geniş bir yolda seyrediyorum. Önümde ise aynı istikamete doğru giden, sanki tekerlek üzerinde değil de, kayarak hareket ediyormuş gibi bir görüntüsü olan, her tarafından; pembe, mavi, mor, eflatun ışıklar fışkıran; nikelajlı bir egzoza, yine parlak malzemeden yapılmış şeritlere, “paçalara” sahip olan bir araç mevcut. Yolun en sağ tarafından ve oldukça yavaş bir şekilde seyretmekte… Sol sinyalimi açıp aracı geçmeye karar verdim. Keşke vermez olaydım.
Aracın sürücüsüne çok ayıp etmiş(!) olacağım ki, “uyuyan yılanın kuyruğuna basmışım” gibi bir anda hızlanıp, orta kaldırımı olmayan yolda, önümden geçerek, “U” dönüşü yaptı ve “geçilemez” olduğunu ispatlamaya yeltendi. Frene basıp amacının gerçekleşmesine yardımcı oldum. Böyle bir hareketi tahmin etmiş olmaktan da öte, tedbirli davranıp, meydana gelmesi muhtemel bir kazayı önlediğimi düşünüyorum. Bu arada hem korna çalarak, hem de selektörü yakarak ikazda bulundum. Bu harekete maruz kalmamdan dolayı yükselen kan basıncımın normale dönmesi için de aracımı sağa çekip durdum. Ben durunca diğer araç da yolun ortasında durdu. Her iki kapısı da hışımla açıldı ve araçtan; biri orta, diğeri genç yaşta iki kişi indi. Rahmetli Kemal Sunal’ın “Sahte Kabadayı” filmindeki “yandan çarklı” yürüyüş pozisyonuna benzer bir yürüyüşle bana doğru yaklaşmaya başladılar. Bu durumu önceden tahmin ettiğim ve her hangi bir darbeye maruz kalmamam için de kapıları içten kilitleyip, yanımdaki camı ses alış verişi yapılabilecek bir mesafeye kadar indirdim.
Yaklaştıklarında; “kornaya neden bastın birader, rahatsız mı oldun?” şeklinde medeni(!) bir üslup ile hitap ederek ellerini kapıya doğru uzattılar.
Ben de hafif alaycı ama biraz da “tırsmış” bir vaziyette; “sanırım sinyaliniz arızalı. Yanmadı çünkü. Bu durumu ikaz etmek için bastım kornaya. Tam da buradan “U” dönüşü yapmak zorundaydınız demek ki. Sinyalinizi göremediğim için size çarpacak gibi oldum. Özür dilemek anlamında da selektörümü yaktım” dedim.
Aracı kullanan ve genç olan şahıs; “hayır, sinyalimiz sağlam bizim. Ben seni takip ediyordum. O yüzden de sinyal yakmaya gerek görmedim. Hem ben neden sinyal verecekmişim? Benim dönüş yapabileceğimi hesaba katman lazımdı.” dedi.
“Öndeki aracın, arkadan gelen aracı bilgilendirmeden 'U' dönüşü yapabileceği” gibi bir trafik kuralının mevcudiyetini(!) orada öğrenmiş oldum. Hâlbuki onun beni takip ettiğini, ayrıca sinyal verse de vermese de “U” dönüşü yapacağını tahmin etmem gerekirdi. Madem çıktım trafiğe, her şeyi bilmeliyim kardeşim. Hem ne yapacağımı bilmeliyim, hem başkasının ne yapacağını, hem de bilmediğim her şeyi bilmeliyim. Böylece, “niyet okumamın” zayıf olduğunu da hatırlattı eksik olmasın.
“Ortada ne yaralı var ne de ölü. Ben de işgüzarlık yapıyorum işte” dedim.
“İğneli” konuştuğumun farkına varan ve sonradan anlaşıldığı üzere sürücünün babası olan şahıs; “beyefendi dönüş yaparken sinyal vermedik mi yoksa?” diye sordu. “Hayır” cevabını alınca da, oğluna dönerek hışımla azarladı. “Sen benim başımı belaya mı sokacaksın? Defalarca ikaz etmeme rağmen neden kurallara uymuyorsun?” diyerek ve “özür” ile birlikte “iyi akşamlar” dileyerek ayrıldılar olay mahallinden. Bereket versin ki, babanın anlayışı, ağzımın ve yüzümün “Çarşamba Çanağına” dönmesini önlemişti.
Eşeğe binmekle, araç kullanmanın, uzaktan da yakından da bir alakası olmadığı halde, sanki “eşeğe binmeyi bilenler, çok daha iyi araç kullanırlar, trafik kurallarına da uyarlar” diye bir kural varmış gibi, “eşeğe binmesini bilmeyen, almış arabasını çıkmış trafiğe” şeklindeki cümleyi akşamlara kadar belki onlarca kez duyarız. Hatta kendimiz de kurarız bu cümleyi sıklıkla. Oysaki kurallara kendimiz de riayet etmeyiz çoğu zaman.
Hastanelerin yakınlarında, ya da insanların rahatsız olabilecekleri yerlerde “korna çalma” konusuna dikkat ediyor muyuz?
Henüz yeşil ışık yanmadan önce, ışığın yayalara bakan kısmını takip edip, onlarca araç geride olmamıza rağmen ve araçların hareket etmesi için kısa da olsa bir zamana ihtiyacı olduklarını bilerek mi hareket ediyoruz, yoksa kornayı daima elimizin altında “bangır bangır öttürmeye” hazır bir vaziyette mi tutuyoruz?
Şerit değiştirmelerde, sağa ve sola dönüşlerde sinyalimizi kullanıyor muyuz?
Trafik kurallarının sadece “sürücü belgesi” alırken gerekli olduğunu düşünenlerden miyiz?
Kendimizi kurallara göre değil de, o mahalde trafik kontrolünün yapılıp yapılmadığına göre mi ayarlıyoruz?
Araçların çeşitli bölgelerine “boşuna arama, o artık gelmeyecek” şeklinde yazı yazmaktan zevk alanlardan mıyız?
Sürücü koltuğuna oturunca kendimizi, hizmetlerden ayrıcalıklı bir şekilde faydalanması gereken, memleketin yegâne; “üçgen vücutlu, akıl danesi” olarak mı görüyoruz? Kuralların uygulanmasının “bu kadar da güzel araç kullanan birisi” için çok da gerekli olmadığına mı inanıyoruz?
Bir taraftan “çekirdek çitleterek”, bir taraftan şehrin “öte yakasından” bile duyulabilecek şiddete sahip “müzik kolonlarının” sesini sonuna kadar açarak, rengârenk ve boy boy şişeleri; bazen torba torba, bazen de tek tek; tam 3,5 saattir tur attığımız yolun üzerine ve kaldırımların kenarlarına fırlatarak, “hangi gençliği temsil ettiğimizin” ispatına mı çalışıyoruz?
Trafik kontrolüne “takıldığımızda” ise, “vallahi billâhi memur bey ağabeyciğim…” şeklinde başlayıp, “süt dökmüş kedi” pozisyonunda mı bitiriyoruz cümleyi?
Bir şehrin trafik düzeni, orada yaşayanların kurallara azami derecede riayet ediyor olması, o şehrin medeniyet ölçüsünün göstergesidir bence. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi sadece parayla ölçülmez. “Sağa dönerken sağ sinyal, sola dönerken sol sinyal vermek” bence o ülkede yaşayanların gelişmişlik düzeylerini belli eden en kuvvetli göstergelerdendir.
Bünyesinde yaşayan insanlarının büyük çoğunluğunun trafik kurallarına uymadığı bir şehri, henüz elektrik nimeti ile tanışmamış, hareketsiz ve karanlık bir şehre benzetirim hep. Çünkü “en kötü kural bile, kuralsızlıktan daha iyidir” sözüne inananlardanım.
Düşünsenize, önünüzde trafik su gibi akıyor, kornalar susmuş, ışıklar konuşuyor.
Ne kadar güzel olur değil mi?
Tayyar YILDIRIM
tyildirim62@hotmail.com
Toplam 4266 kez okundu.
TRAFİK SAPIKLIĞI İÇİMİZE İŞLEMİŞ
Adam takmış birinci vitese ne yol veriyor nede kenara geliyor, egzoz sanki soba borusu, sesini duymayan kalmıyor. Arkadaşını evden çağıracak araçtan inmek zor, sonuna kadar kornaya basıyor Farlar o biçim yedeğin de yedeği var. Uyarmak istediğinde kavga hazır. Aracın için savaşa gider gibi. Levye, sopa, biber gazı ve dahası. Oysa birbirimize saygılı olsak trafik polisleri işsiz kalacak.
Trafik teröristi
Almanyaya gidip geldim.Gaziantepte aracımı kullanamadım.Çünkü Almanyada 1 ay bulunduğumda araşç kullanmadım ama gözüm oranın trafiğine alışmıştı.Baktım ki olacak gibi değil bende insanlara uymak zorunda kaldım.Almanyada en ufak kuralsızlığı kabul etmezler.cezası ağır.İnsanlar birbirine saygılı.Hız limitleri levhaları var biraz ilerisinde gizli kamera.Hata yapmak imkansız.Hatalı solladınmı solladığın araç veya arkadaki anında trafiğe bildiriyor.Ve cezasız kalmıyor.Biz millet olarak neden böyleyiz yandan çark
iyi yazı
baştan sona haklı bir yazı.yazar halkın içindedir,halkın içinden yazması da hoş.maalesef sn.yıldırım, yazınızı şoförler tarafından en uygun şeklde yazmışsınız bide bunun yayalar kısmı var.nasıl düzelir bu iş? çözüm öneriniz nedir şu yaya geçitlerinde fren yapıp yayalara yol verebildiğimiz ve yayalar olarak yol boşsa bile yayaya yeşil yanmadan geçmediğimz zaman bu iş hallolmuştur! Nerdesin Tayyib baba :D:D:D (herşeyi de tayyibten bekleriz)
Yazarın Stresi
Trafik kurallarını uygulamanın öneminden ziyade sevgili yazarımızın bizzat kendi başından geçmiş bir trafik kargaşasını takip edip heyecanlanmış olduk.Benim korkum Udönüşünü hatalı yapanların dayılanmalatına karşılık yazarımıza ekstradan bir zarar vermeleri ihtimali oldu.Kuralsızlıkların havada uçuştuğu bir ülkenin vatandaşıyız.






Söz sizde!
HABER7 üyesiyseniz haberimize yorum yapmak için TIKLAYIN. Henüz üye olmadıysanız lütfen üye olmak için tıklayın.