Türkiye- Almanya ilişkilerinde Deniz Feneri e.V davası nereye oturuyor? Bu soru bazılarını şaşırtacak, biliyorum. Çünkü iç politikaya alet edildiği için, Deniz Feneri e.V davasının, Almanya’nın Türkiye politikasını yansıtma özelliği gözden kaçıyor.
Burada, başlıktaki soruyu yinelersek, konuya doğrudan girmiş oluruz: PKK’yı destekleyen Almanya Deniz Feneri e.V’yi niçin vurdu?
Soruyu bir başka şekilde de sorabiliriz: Almanya’nın Türkiye’ye dönük düşmanca politikasının arka planında neler var ve bunların arasında Deniz Feneri e.V ne anlam ifade ediyor?
ALMANYA TÜRKİYE İLİŞKİLERİ
Almanya’nın sıcak denizlere, uluslararası enerji kaynaklarına ulaşabilmesi için aşması gereken güzergahta, dün Osmanlı İmparatorluğu, bugün ise Türkiye yer almaktadır. Bu bağlamda Almanlar açısından Türklerin önemi, 15’nci yüzyıldan beri meydana gelen çok yönlü oluşumlarla artmıştır.
İngiltere’nin dünya gücü olarak tarih sahnesine çıkması, sömürge politikalarının bir yandan Osmanlı üzerinde paylaşım hesaplarına yönelmesi, diğer yandan da Almanya ile küresel bir ekonomi-politik rekabete girmesi, son iki yüz yıllık dönemde, Osmanlı-Almanya ilişkilerini hızlı bir ivme ile geliştirmiştir. Sözkonusu dönemde İngiliz-Rus yakınlaşması, Osmanlı’yla Almanya’yı tabii bir şekilde birbirine yakınlaştırmıştır. Birinci Dünya Savaşı'nda ortaya çıkan Osmanlı-Alman ittifakı böylesi bir sürecin sonucudur. Kırım Savaşı'nda Rusya karşısında İngiltere'yi yanında bulan Osmanlı Devleti, Almanya'nın ittifak arayışlarına ihtiyatla yaklaşırken, sömürgeci İngiltere ile yayılmacı Rusya'nın yakınlaştığı dönemlerde Almanya'ya yakınlaşan politikalara ağırlık vermiştir. Almanya, Osmanlı’ya yakınlaşmayı Avrasya’ya geçişin olmazsa olmaz şartı olarak görmüştür. Berlin-Bağdat demiryolu projesinin devreye girişi bu stratejik bakış açısının tipik bir göstergesidir.
1913’TE Türkiye’de tek parti sürecine hakim olan İttihat ve Terakki yöneticilerinin Alman hayranlığı, ilişkileri en üst düzeye çıkarmıştı. 20’nci Yüzyıl başlarında “Düveli Muazzama” adı verilen İngiltere, Rusya, Almanya ve Fransa arasındaki mücadele, zengin petrol bölgesi olan ve Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yer alan Kafkasya ve Ortadoğu üzerinde gerçekleşmiştir. Almanya, Osmanlı Devleti ile yakın ilişki kurup bu bölgelere dost görünerek ulaşmayı hedeflerken, diğerler devletler, İngiltere, Rusya ve Fransa güç kullanarak aynı hedefe yönelmişlerdir.
Almanya Balkanlar’da yer edinebilmek amacıyla ve müteakiben Ortadoğu ve Kafkasya’ya ulaşabilmek için Osmanlı Devleti’ne sürekli ilgi gösterdi. Özellikle kara ordusunu yeniden düzenleme bahanesi ile Osmanlı Devleti’ne nüfuz etti, yanında Birinci Dünya Savaşı’na sürükledi ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkımına yol açtı; böylece Ön Asya’da yer edinmeye ve politikalarını uygulamaya muvaffak oldu.
Bu gün de sözkonusu tarihi hedeflerine yönelen Almanya, Ortadoğu ve Kafkasya petrollerine ulaşabilmek için Türkiye Cumhuriyeti’yle arasındaki bölgede, genel olarak Doğu Avrupa’da, özelde Balkanlar’da ya sürekli kaosa çıkarmakta, ya da bu bölgeyi Türkiye’nin dışarıda kaldığı Avrupa Birliği’ne dahil ederek kontrol altında tutmaya uğraşmaktadır.
Soğuk Savaş süresince Sovyet tehdidinin önündeki en önemli engeller arasında görülen Anadolu'daki genç ve dinamik Türk nüfusu, bu tehdidin kalkışı ve AB içindeki dengeler dolayısıyla Avrupa'ya yönelik bir nüfus tehdidi olarak algılanmaya başlanmıştır. İdeolojik nitelikli Soğuk Savaş'ın bitmesinden sonra, medeniyet nitelikli yeni bir Soğuk Savaş deklarasyonu olarak algılanan Medeniyetler Çatışması tezi, bu yaklaşımı maalesef bir tür dışlamaya dönüştürdü.
AVRUPA’DAKİ TÜRKİYE ALMANYA ÇATIŞMASI
Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile birlikte ortaya çıkan yeni bölgesel etkinlik alanlarına bakışta da ciddi farklılaşmalar sözkonusu: Orta Asya'nın doğal kaynaklarının Avrupa'ya aktarılması konusunda Türkiye ile Almanya karşı karşıya geldi. Türkiye Orta Asya'nın doğal kaynaklarının Avrupa'ya aktarılmasında Karadeniz'in güneyinden ve Anadolu üzerinden geçen yolu temel stratejik çıkar olarak görüyor. Oysa Almanya, Karadeniz'in kuzeyinden veya Tuna üzerinden geçen yolda çıkarı olan Rusya’nın politikalarına destek veriyor.
Her iki ülkenin gerek NATO bünyesinde, gerekse bölgesel bağlantılar dolayısıyla müdahil olduğu Balkanlar ile ilgili meselelerde de ortak bir tavır arayışından çok, kuşkulu bir yaklaşım sezilmektedir. Balkanlar'daki meselelere NATO müdahalesini millî çıkarları için daha uygun gören Türkiye ile bu bölge ile ilgili nihaî çözümün AB mekanizmalarından geçtiğini düşünen Almanya arasındaki görüş farklılıkları, Türk-Alman ilişkilerini etkilemeye devam edecektir.
Türkiye'nin tabii müttefikleri arasında yer alan Bosna-Hersek, Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya'yı Almanya'nın AB'ne davet etmesi kısa ve orta vadede birliğe katılması güç görünen Türkiye'de ciddi kaygılar uyandırmaktadır. Bu ülkelerin AB içinde Yunanistan ile birlikte bulunması ve zamanla Türkiye dışındaki bütün Balkan ülkelerinin birlik bünyesine alınması ihtimali Türkiye'nin Balkanlar'a yönelik politikalarını Türkiye-Avrupa ilişkilerinin bir parametresi haline getirebilir ki, bu durum Türkiye için önemli sakıncalar ihtiva etmektedir. Bu tür projeksiyonların oluşturduğu kuşkular, Türk-Alman ilişkilerinin Türkiye-AB ilişkilerindeki problem alanlarının tümünden birden etkilenmesini beraberinde getirmektedir.
AB-Türkiye ilişkilerinde ortaya çıkan tıkanmaların fiilî problem alanlarına taşınması Türkiye'nin AB ve Almanya'dan çok NATO ve ABD eksenlerine dayalı dış politika seçeneklerine ağırlık vermesine yol açmaktadır. Bu yöneliş NATO-AB ve ABD-Almanya ilişkilerindeki problem alanlarının Türkiye-Almanya arasındaki ikili ilişkilere de yansımasına sebep olmaktadır.
DENİZ FENERİ e.V ALMANYA’YI NİÇİN KORKUTTU?
Türkiye ve Almanya’nın stratejik önceliklerindeki sözkonusu değişim, Soğuk Savaş süresince Türk-Alman dostluğunun köprüsü olarak görülen göçmen işçilere bakışı da etkiledi: İki Almanya'nın birleşmesinin doğurduğu ekonomik ve sosyal sıkıntılar, Almanya'nın ülkedeki Türkler'in konumunu bir tür nüfus baskısı olarak görmesine sebep oldu. Bu yeni konjunktürde, Türkiye'nin AB'ne üye olmasının getireceği serbest dolaşım hakkı, Almanlar'ı ciddî şekilde tedirgin eden bir unsur haline dönüştü.
Almanya, bugün ülkesindeki 2 milyondan fazla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından VE BÜTÜN BİR Avrupa’daki on milyon nüfustan rahatsız. Bu Müslüman nüfusu, bölüp parçalayarak birbirine düşürmek, Alamanya’nın iç ve dış politikasında hayati öneme sahip. Almanya’daki vatandaşlarımızın birlik olup ortak hareket etmeleri önlenmekte, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda etkin olmalarına engel olunmaktadır. Dolayısıyla Almanya, faaliyetleri yüzünden Deniz Feneri e.V’yi hem iç tehdit, hem de dış tehdit olarak algılamaktadır.. Bu yüzden de PKK’yı açıktan destekleyebilmektedir..
Burada vurgulamak istediğim husus şudur: Almanya, 20. yüzyılın başında Birinci Dünya Savaşı’nda yanına çektiği Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmada İttihat ve Terakki kadrolarını taşeron olarak kullanmıştı. Ne kadar ilginçtir ki 21. yüzyılın başında Türkye Cumhuriyeti’ni yıkmada da İttihat ve Terakki zihniyetindeki kadroları taşeron olarak kullanıyor. Bugün hem Almanya, hem de işbirlikçi İttihatçı masonik çevreler Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne karşılar; ülkemizin Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Ortadoğu’da etkin bir pozisyona geçmesini istememektedirler..
Eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür, uzun süre Türkiye'nin gündemini meşgul eden Almanya'daki Deniz Feneri e.V operasyonunun Ergenekon davasına misilleme amacıyla yapılmış olabileceğini savunmuştu. Ergenekon davası çerçevesinde tartışılan konulardan biri de Ergenekon-PKK ilişkileridir. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da kendini Ergenekon’un avukatı olarak tanımlamıştı. PKK'nın Almanya merkezli Avrupa'daki faaliyetleri; Kürt ve Kıbrıs meselelerinin Türkiye-AB müzakerelerinde Avrupa'nın önşartları şeklinde ortaya konulması. İttihatçı Masonik medyanın ana gövdesini oluşturan Doğan Medya Grubunun yüzde 25 hissesinin de, bir Yahudi kuruluşu olan
Alman Axel Springer Yayın Grubu’na ait olması. Almanya yanında oluşan bu pozisyonlara bir bütün olarak bakılınca ilişkileri kavramak kolaylaşıyor: Böylece Türkiye’de İttihatçı-Masonik medyanın Kanal 7 ve Deniz Feneri’ne dönük linç kampanyasını kavramakta zorlanmıyoruz..
ASIL HEDEF TÜRKİYE DENİZ FENERİ
Türkiye Deniz Feneri Derneği, Balkanlar’da Makedonya, Bulgaristan, Kosova, Bosna Hersek, Arnavutluk, Karadağ, Sancak (Sırbistan) ve Doğu Avrupa’da da Moldova ve Romanya’da faaliyet göstererek Türkiye’nin yanında, Almanya’nın karşısında pozisyon almıştır..
Deniz Feneri, Orta Doğu’da Filistin, Irak, İran, Lübnan ve Yemen’e,ayrıca Kafkaslar’da Azerbaycan, Dağıstan ve Tataristan’a götürdüğü yardımlarla, Almanya’nın politikalarına ters düşmektedir..
Türkiye Deniz Feneri, Asya’da Endonezya, Çin, Kamboçya, Myanmar, Afganistan, Pakistan, Arakan, Bangladeş, Hindistan, Tacikistan, Kazakistan, Moğolistan, Kırgızistan, Kırım ve Vietnam’a yardımlar ulaştırıyor.
Afrika’da ise Nijer, Etiyopya, Gana, Kongo, Mali, Guinea Bissau, Mozambik, Madagaskar, Senegal, Sierra Leone, Sudan, Lesotho, Malawi, Güney Afrika ve Zimbabwe’ye Türkiye’den yardım taşıyor..
Dolayısıyla Türkiye Deniz Feneri Derneği, uluslar arası bir kuruluş.. Milletimizin, insanlık adına fedakarca yaptığı bağışları profesyonelce yerine ulaştırıyor.
Türkiye Deniz Feneri Derneği, ısrarla ve inatla yardım çalışmalarında sadece yoksulluk unsuruna öncelik vermekte, başta ülkemiz olmak üzere dünyanın neresinde olursa olsun, açlık, kıtlık, doğal afetlerin yaşandığı her coğrafyaya bağışçıları ile gönüllülerinden aldığı cesaret ve teşvikle yardıma koşmakta, dünyanın dört bir yanında, başta BM gibi uluslararası kuruluşlar olmak üzere pek çok Sivil Toplum Örgütü ile işbirliği yapmakta, ülkesini ve bayrağını en güzel şekilde temsil etmektedir.
Türkiye Deniz Feneri Derneği, Bakanlar Kurulu kararıyla kamu yararına çalışan dernek statüsündedir. Türkiye'nin ISO 9001 kalite belgesine sahip ilk yardım kuruluşudur. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi’ne (ECOSOC) Özel Danışman Statüsü’nde üyedir. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ile çalışmalar yapmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) ile işbirliği yapmaktadır. Uluslararası Kızıllhaç ve Kızılay Federasyonu Afet Müdahale Prensipleri’ni (Code of Conduct) imzalamıştır. Tüm parasal hareketlerini bankalar üzerinden yapmakta, ayni malzeme bağışlarında barkot sistemi kullanmaktadır. Deniz Feneri başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere resmi makamların yapmakta olduğu sürekli denetimlere ilave olarak uluslararası bağımsız denetim kuruluşunca da denetlenmektedir.Uluslararası Bağımsız Denetim kuruluşu IMPACT Deniz Feneri’ni 2006 ve 2007 yıllarında kendi talepleri üzerine denetim yapmıştır. Deniz Feneri bütünüyle şeffaf bir yapıda, tamamen kayıtlı çalışmakta, kendisine emanet edilen yardımları yerine ulaştırmaktadır..
Türkiye Deniz Feneri Derneği’nin faaliyetleri, Türkiye’yi bütün bir dünyada etkin, prestijli ve lider ülke konumuna taşıyor. Nitekim Deniz Feneri’nin öncülüğünde oluşturulan İslam Konferansı Örgütü İnsani Yardım Fonu, ülkemizdeki ve diğer İslam ülkelerindeki başka insani yardım derneklerini de organize ederek yoğunluğu artıracak ve alanını genişletecek.. Bu faaliyetleri, devletimizin ilgili kurumları yakından takip ediyor ve yardımcı oluyor..
Türkiye’nin Medeniyetler Çatışması’na sahne olan yeryüzünde, insanlık çapında sosyal, kültürel ve ekonomik etkinlikler yürütmesi başta Almanya olmak üzere bütün dünya güçlerini tedirgin etmektedir. Dünya güçleri, bütün bir yeryüzüne yayılan yardımları sayesinde küresel güç haline gelen Türkiye’ye dönük kaygılarını, bu faaliyetlerde öncülük eden Deniz Feneri Derneği’ne saldırtarak göstermektedirler..
ALMAN PARLAMENTO HEYETİ DENİZ FENERİ DERNEĞİ’NDE
Almanya, Türkiye Deniz Feneri Derneği’yle yakından ilgilenmektedir. Bu yüzden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla beraber bir dizi çalışmalarda bulunmak üzere Türkiye’de bulunan Alman Parlamento heyeti, 2006’nın Mayıs ayında Deniz Feneri Derneği merkezini ziyaret etti.
Başkanlığını SPD Milletvekili Bayan Waltraud Lehn’in yaptığı heyet, öğle saatlerinde Deniz Feneri Derneği Genel Başkanı Engin Yılmaz ve Yönetim Kurulu Üyeleri tarafından karşılandı. "Yardım Kuruluşlarının Toplum Üzerindeki Etkisi"konusunda bir görüşme yapmak üzere Deniz Feneri’ne ziyarette bulunan heyet, dernek çalışmaları, projeler ve on yıldan bu yana yapılan yardım faaliyetleri hakkında bilgi aldı.
Çalışmalarla ilgili olarak karşılıklı görüş alışverişinden sonra Alman Milletvekili Waltraud Lehn Deniz Feneri Derneği yöneticilerine hediye takdim ederken misafirperverlikten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Daha sonra derneği gezen Waltraud Lehn başkanlığındaki heyet, “Çalışma sisteminizden çok etkilendim. Sizleri kutluyor ve başarılarınızın devamını diliyorum.” dedi. Kendilerine takdim edilen mütevazi hediyeleri kabul eden heyet, Deniz Feneri’nden son derece memnun bir şekilde ayrıldı.
Ne var ki iki yıl sonra, 2008’de Deniz Feneri e.V davası üzerinden Alman ve Türk medyası ortaklaşa Türkiye Deniz Feneri Derneği’ne linç kampanyası düzenledi..
İYİLİK HAREKETİ KÖTÜLÜKLE DURDURULAMAZ
Türkiye Deniz Feneri Derneği gerçekleri ortada..
Şimdi insanın kendisine sorması gerekiyor: Dünya güçlerinin ve yerli işbirlikçilerinin beyin yıkamasından ne kadar etkilendim? Türkiye Deniz Feneri Derneği’ne kendi gözlerimle mi bakıyorum, yoksa Alman gözüyle, İsrail gözüyle mi bakıyorum?
Yüzyılın iyilik hareketinin yanında mıyım, yoksa karşısında mıyım?
Deniz Feneri bir iyilik müessesesi; hiç hak etmediği ithamlara maruz kaldı. Yalan, iftira ve karalama kampanyası bağışları etkiledi. Türkiye’de ve dünyada yardım alan yüz binlerce aile, bu yargısız infazın masum kurbanları haline geldi..
Ben inanıyorum ki yüzyılın iyilik hareketi, bu tür kötülüklerle durdurulamaz..
Umutsuzluğa, karamsarlığa ve yalnızlığa terk edilmek istenen fakir ve muhtaç ailelerin duası, Deniz Feneri’ni daha nice yıllara taşıyacaktır..
Mustafa Yürekli - Haber 7
Toplam 5989 kez okundu.
Söz sizde!
HABER7 üyesiyseniz haberimize yorum yapmak için TIKLAYIN. Henüz üye olmadıysanız lütfen üye olmak için tıklayın.