14 Aralık 2008 15:22
- 10 Yorum
- 8,524 Okunma
Yaşı, ortalama insan ömrünün yarısını geçmiş birisi olarak; gördüklerini, duyduklarını, okuduklarını, yaşadıklarını yorumlamadan, irdelemeden, üzerinde kafa yormadan, başkalarıyla paylaşmadan,...
Yaşı, ortalama insan ömrünün yarısını geçmiş birisi olarak; gördüklerini, duyduklarını, okuduklarını, yaşadıklarını yorumlamadan, irdelemeden, üzerinde kafa yormadan, başkalarıyla paylaşmadan, akıl süzgecinden süzmeden, olduğu gibi, sunulduğu gibi kabullenen bir insan olmamakla birlikte, yapılan yoğun propagandalardan hiç etkilenmeden hayatına devam eden birisi olmadığımı da belirtmek isterim.
Tecrübe; insan ömründeki deneyimlerin toplamıdır. Bu sebepledir ki; benzer olayların yorumları da kıyaslama yöntemiyle yapılmalıdır. Özellikle benim yaşımda olanların, kıyas yöntemini kullanma konusunda yeterince doneye sahip olduklarını düşünüyorum.
1960’lı yılları flu bir şekilde, 1970’li yılların sonlarını ve 1980’li yılları gençlik heyecanlarıyla dolu olarak, 1990 ve 2000’li yılları, önceki yıllara oranla daha bir bilgi birikimiyle izlemiş ve yaşamış birisi olarak kıyas yöntemine sıklıkla başvurmanın sağlıklı sonuçlar doğuracağına inanmaktayım. Şahsi inancımdan da öte toplumun da bu yönteme inanması sonucunda, özellikle son on yıldır; hem Türk siyasi hayatında “demokrasi” açısından, hem de yazılı ve görsel medyada “basın ahlak ilkeleri” bakımından sağlıklı bir yapılanmanın oluştuğu, reddedilemez bir gerçektir.
Uzun yıllar boyunca; “dediğim dedik, çaldığım düdük” diyerek, milletimizi yönlendirme ve yönetme gücü kendi ellerindeyken, şimdilerde kendileri gibi güçlü ve milletin duygularına tercüman olan rakiplerin oluşmasından oldukça rahatsızlık duymaktadırlar. Bu âlemde “tek tabanca” iken, karşılarında en az kendileri kadar dişli rakiplerin zuhur etmesine katlanamamaktadırlar. Yine uzun yıllar boyunca; “gerine gerine” oturdukları koltuklardan, “Köylü Mehmet Ağa’nın” çocuklarının da yer istemesine fena halde bozulmaktadırlar. Atatürk’ün; “köylü milletin efendisidir” vecizesi bunlar için, köylünün, tarlasından çıkmadığı, toprağından kopmadığı, onlar tarafından sofralarına ekmek taşınmaya devam edildiği müddetçe geçerli ve anlamlı bir söz olarak kalmaktadır.
Türk Milleti’nin kültürünü hiçe sayarak, propaganda ve yayın yapanlar tarih boyunca mağlubiyete uğramışlardır. Ama nedendir bilinmez, mağlubiyetlerinin nedenlerini de sürekli olarak millette aramaktadırlar. “Nedendir bilinmez” desem de aslında “neden”, millet tarafından çok açık ve net olarak bilinmektedir. Millet, kendi seçtikleri üzerinden kendisine hakaret edildiğinin farkındadır.
Özellikle 1980’li yıllarda, zamanın iktidar partisi ANAP, 1990’lı yılların ortalarında Refahyol, şimdi de AK Parti hükümetleri bahane edilerek, millet, medya ve muhalefet grupları tarafından baskı altına alınmaya ve hor görülmeye çalışılmış ve halen de çalışılmaktadır. İleriki bir tarihte, MHP ve BBP gibi partilere yönetme yetkisi verildiğinde de mevcut anlayışın zerre miskal değişmeyeceği, hatta bu anlayışın daha da kuvvetlenerek devam edeceği yine geçmişteki tecrübelerle sabittir. Elbette bunun farkında olan millet de hem medyayı, hem de “müzmin muhalefeti” müteaddit defalar cezalandırmış ve halen de cezalandırmaya devam etmektedir. MHP ve BBP gibi partiler bu gerçeğin farkında olsalar bile onlar da zaman zaman; “tipik muhalefet yapma hastalığından” kendilerini kurtaramamakta, dolayısıyla milletin gazabına onlar da muhatap olabilmektedirler. Ben, bu yanlış yöntemle muhalefet eden tüm grupların “gizli AK Parti’li güçler” olduğuna inanmak üzereyim. Böyle olmasa eğer, iktidar partisi; bu kadar yoğun propagandaya muhatap olmasına ve iki dönemdir iktidarda bulunmasına karşılık, “iktidar olmanın yıpranma etkisinden” de kendilerini sıyırarak, güçlerini hala yukarılara doğru çıkarmayı nasıl sağlayabileceklerdir?
Burada aklıma gelen tek konu; muhalefetin, iktidara vurmak isterken milleti rencide edici söylemlere başvurmasıdır Yani millet, muhalefet ediş tarzını, iktidar üzerinden kendisine yönelik, “aba altından sopa göstermek” olarak yorumlamaktadır. Hâlbuki bizim milletimiz asildir, hakşinastır, mütevazıdır, anlayışlıdır, ufak şeylerden mutlu olmasını bilendir. Kendisine yapılan bir iyiliği karşılıksız bırakmayandır. Bu sebepledir ki en büyük hakem olan milletin önünde cereyan eden olayların ve icraatların müspet ve menfi yönlerinin her ikisinin birlikte ele alınmasını beklemektedir. “Ak’a da kara, karaya da kara” denilmesinden ve milletin küçümsenmesinden bıkmış ve usanmıştır artık.
Kalkacak, aynı ülkenin bir ferdi olarak bir parti kuracaksın, sonra da dönecek milletin örf ve adetlerine, inançlarına, yaşam tarzına laf söyleyecek, onu baskı altına alacak söylem ve eylemlerde bulunacaksın. En sonunda da sandığı önüne koyacak ve “bana oy ver” diye haykıracaksın. Burada bir tenakuz yok mudur sizce de? Bir siyasi lider olarak, 40 yıldır siyaset sahnesinde olacak, bir kez olsun liderliğini yaptığın partiyi hükümete, kendini de onun başına taşıyamayacak ve bu partiye oy vermemiş olanları da “göbeğini kaşımakla”, “cahillikle”, “çobanlıkla” vesaire tanımlamalarla suçlayacak ya da suçlayanlara destek olacaksın
Aradan zaman geçecek ve yine sanki hiçbir şey olmamışçasına “yeniden gelsin sandıklar” diyeceksin.
Kalkacak, aynı ülkenin bir ferdi olarak bir gazete satın alacaksın. Yetmedi bir tane daha alacaksın. Yetmedi bir televizyon, yetmedi bir tane daha
. Sonra da dönecek hitap ettiğin milletin örf ve adetlerine, inançlarına, yaşam tarzlarına, her gün, her saat, her saniye laf söyleyecek, onu baskı altına alacak söylem ve eylemlerde bulunacaksın. Sonra da bu kadar propagandaya, bu kadar zenginliğe rağmen tirajın artmayacak, reytingin yükselmeyecek, desteklediğin parti iktidar olamayacak... En sonunda bir hamle ile yıllardır giyim tarzından dolayı aşağıladığın, “kaosun mimarları” olarak lanse ettiğin millete işin düşünce, şirin görünmek için yedi göbek öncesinden akrabalarının fotoğraflarını yayınlayarak “çarşaf açılımına” destek vereceksin. Kendine göre gerekçeler öne sürerek milleti, kendi dünya görüşüne uygun olan partilere oy vermeye çağıracaksın. “Milleti aptal, kendini akıllı” sanacaksın.
Bu ülkede milletsiz hiçbir şey yapılamayacağının; “göbeğini kaşıyanlar” tarafından çok iyi bilindiği halde, ülkeyi yönetmeye talip olanların, bu durumun farkına varamayışları bir vatandaş olarak beni ziyadesiyle üzmektedir. Üzüntümün bir başka nedeni ise; muhalefet gruplarının ve özellikle de medyanın bu yanlış yöntemlerinden dolayı; bizi, daha uzun yıllar boyunca aynı ağacın meyvelerinden yemeye mahkûm etmiş olmalarıdır.
Hâlbuki uzmanlar; “beslenmenin; farklı ve doğal gıdalar ile yapılmasının, insan vücuduna daha faydalı olduğunu” söylemektedirler.
Tayyar YILDIRIM / Haber 7
tyildirim62@hotmail.com