Bakü’de G.Saray- F.Bahçe heyecanı
İspanyol şarkıcıya 'lütfen kazanma' dediler
TTNET, yalın internet
İstanbulluların içini rahatlatacak açıklama!
Bedelli askerlik yasasında değişiklik 25 Aralık 2008 12:31 - 1 Yorum - 9,138 Okunma
Benimde içinde bulunduğum ve şu anda yaşı 50 civarında olanlar ölümle yaşam arasındaki ince çizginin ne demek olduğunu diğer yaş gruplarından daha iyi bilirler diye düşünüyorum.
Benimde içinde bulunduğum ve şu anda yaşı 50 civarında olanlar ölümle yaşam arasındaki ince çizginin ne demek olduğunu diğer yaş gruplarından daha iyi bilirler diye düşünüyorum.
Bu yaş grubu, 70’li yıllarda lise öğrenimlerine devam ediyorlardı. O yıllarda bu insanların; ne okulda, ne evde, ne sokakta, ne de yurdun herhangi bir köşesinde can güvenlikleri bulunuyordu. O yıllarda; kimi “sağcıydı”, kimi “solcuydu bunların. ” Sol elleriyle kaşık tutanlar, hemen “solculuk” damgasını yiyiverirlerdi. Bir yere girerken, önce sağ adımını atanlar ise, “sağcılık” yaftasını alınlarının ortasında görüverirlerdi.
O tarihlerde, bir gün içinde 20 gencin acımasızca öldürüldüğüne dair haberleri okur, bazı olaylara bilakis şahitlik bile ederdik. Hemen ertesi gün sanki bu olayın “rövanşının” alındığına, diğer guruptan da hemen hemen aynı sayıdaki genç fidanın kökünden sökülüp katledildiklerini duyardık. Zaman zaman bu olayların tarafı bile olduğumuz anlar yaşardık.
O yıllarda, evlerinde telefonu olan çok az insan vardı. Televizyon desen zaten 1980’li yıllarda yaygınlaşmaya başlamıştı. Bir mahallede, varlıklı birisinin evinde siyah beyaz bir televizyon varsa, neredeyse tüm mahalleli her gün, o televizyonun bulunduğu evde toplanır, “ajans”ları oradan dinlerlerdi. Haberlerin konusu genellikle anarşi ve terör konularında olurdu. Ayrıca gazetelerin ilk sayfaları da her Allah’ın günü, öldürülen gençlerin resimleri ve isimleri ile dolar taşardı.
O tarihler; radyoların, en etkili iletişim araçları olduğu tarihlerdi. İstisnasız her evde ve iş yerinde mutlaka bir adet radyo bulunurdu. Radyolarda; “uzun dalga”, “orta dalga”, “kısa dalga
“Kısa dalgadan”, Türkçe yayın yapan onlarca radyo vardı. Ülkemiz sınırları içinden yayın yapanlar olduğu gibi, yurtdışından yayın yapan ve sayıları onlarla ifade edebilecek miktarda radyo “istasyonları” mevut idi. Yurtdışından yayın yapanlar özellikle, o zamanki “Demirperde Ülkelerinin” başkentlerinin adları ile bilinirlerdi. Bu radyolar, Türkiye’miz ve milletimiz üzerine yoğun propagandaların yapıldığı programlar hazırlarlar ve sunarlardı. 24 saat kesintisiz olarak “komünizm propagandası” yapan radyolar mevcut idi. Ülkemiz ve milletimiz üzerine yapmış oldukları bu propaganda konuşmalarının arasına, o zamanın meşhur olmuş, halkımız tarafından da sevilen ama özellikle “protest müzik” yapan sanatçılarının türkülerini serpiştirerek, kendilerini sevimli hale getirebileceklerine inandıkları yöntemler kullanırlardı.
Propagandalarında; özellikle alevi vatandaşlarımızın, gecekondularda yaşayan vatandaşlarımızın, Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan vatandaşlarımızın tertemiz duyguları sömürülerek, açık açık, devletimize ve Cumhuriyetimize karşı “ayaklanma çağrılarına” yer verirlerdi. Bu propagandalar o kadar şiddetli, o kadar yoğun olarak yapılırdı ki; insanın kanını donduracak, duygularını ve düşüncelerini terör eylemlerine dönüştürebilecek etki ve tepkilerin yaşanmasına sebep olurlardı. Sanki, o tarihlerde Ülkemizde yaşanan “anarşist” eylemlerin fitilleri, o propagandaları yapan radyoların merkezlerinden ateşleniyor gibiydi.
1983 yılında o propagandalardan etkilenmiş bir genç olarak, o radyoların merkezlerine gönderilmek üzere şu mektubu kaleme almıştım.
“Sizler; Ülkemiz ve milletimizin üzerine yapmış olduğunuz bu programları, Türk Milleti’ni çok sevdiğiniz için değil, bilakis onu parçalamak, bölmek ve emellerinize ulaşmanın bir yolu olarak gördüğünüz için yapıyorsunuz. “Hakça bir düzenden”, “özgürlüklerden”, “demokrasiden”, “eşitlikten” dem vuran ve milletimize şirin görünmek adına yapmış olduğunuz bu propagandaları; çok iyi biliyorum ki; başınızda nöbet tutan eli silahlı nöbetçilerin baskısı altında yapmaktasınız. “Zorla güzellik olmayacağını”, silah zoruyla kabul ettirmeye çalıştığınız fikirlerinizin; çok kısa bir zaman içinde kendi ülkeniz ve kendi milletiniz üzerinde ne gibi etkilere sebep olacağını göreceksiniz. Siz, başka ülkelerde “devrim” yapmak isterken, asıl devrim, kendi halkınız tarafından size karşı yapılacak ve kaçacak delik arayacaksınız” demiş ve bitirmiştim. Bu tarihten sadece altı yedi yıl kadar sonra söylediklerim gerçekleşmişti.
Propaganda yapmanın bin bir şekli vardır. Bu propagandalardan etkilenen de; binler, on binler, yüz binlerce insan vardır. Ne yazık ki; Ülkemizde de bu propagandaların destekçileri vardır. O zaman da vardı, şimdi de vardır. O zaman, propagandalarını yapacakları radyoları vardı, gazeteleri vardı. Şimdi televizyonlar, internetler, gazeteler ve daha onlarca farklı türde iletişim araçları mevcut. O zaman, propagandaların şekli ve içeriği başka idi. Günümüzde daha farklı şekilleri ve içerikleri mevcuttur. Fakat amaçları aynı. Amaç; Ülkemizi zayıf düşürmek, milletimizi kültüründen, örf ve geleneklerinden uzaklaştırmaktır. Sonra da “borularını” rahat rahat öttürebilmektir.
Geçmişten ders alınmasını beklerken, bu defa yeni hayal kırıklıklarına duçar olmaktayız. İletişim araçlarının yöneticileri, Ülkemizdeki geçmişte yaşanan olaylardan hiç bir ders almışa benzemiyorlar. Ellerinde bulundurdukları, “devede kulak” misali baskı sayıları, izleme oranları, sanki milletin tamamını temsil eden düşüncelerin sahipleriymiş gibi yayın politikaları izlemektedirler.
Kendilerini büyük büyük organlar olarak gösterme gayreti içinde olanların gazetelerine, ekranlarına, internet sitelerine bakıldığında, başlıkların, neredeyse yüzde 80’ine yakınının; erotizm kokan, milletin inanç ve ahlaki yapısına aykırı resim ve cümlelerle dolu olduğu görülebilir. Bu “yüzde
Şimdi bunlara da kısa bir mektup yazmanın zamanıdır.
“Siz ne kadar suyun yönünü değiştirmeye çalışsanız da, önüne çektiğiniz bentler yıkılır ve sular mecrasını bulur.”
Tayyar YILDIRIM / Haber 7
tyildirim62@hotmail.com
ETİKETLER
Haber? 09 Haziran 2008 16:15 - Toplam 131 kişi beğendi.
Editör bey.. Haber nerede Allah aşkına? Havalar ısındı ya artık..Klima yoksa gönderelim çalışma odalarınıza..
+ Bu Yorumu Beğen09 Haziran 2008 15:50 - Toplam 71 kişi beğendi.
yazıyı gören varmı ben göremiyorumda.
+ Bu Yorumu BeğenNeden şimdi (2) 06 Haziran 2008 14:02 - Toplam 78 kişi beğendi.
Baykal bile, AKP için; “Bırakalım bunlar gelsin ve bu enkazın altında kalsınlar” dedi. AKP’nin iktidar olmasına pek ses çıkarmadılar.Hatta kartel medyası içinden destekleyenler bile çıktı. Desteklerken kıs kıs gülüyor,”Nasılsa bunlar ortalığı biraz toparlar, ama milletin kemerini sıkarak canına okurlar,biz de bir taşla iki kuş vurmuş oluruz” diye düşündüler. Düşündükleri gibi olmadı.Türk ekonomisi çok kısa sürede istikrara kavuştu. Bu istikrar AKP’nin oylarını artırmasıyla tescil edildi
+ Bu Yorumu Beğen Yorumun Devamı31 Mayıs 2008 00:47 - Toplam 61 kişi beğendi.
+ Bu Yorumu Beğen31 Mayıs 2008 00:12 - Toplam 44 kişi beğendi.
+ Bu Yorumu Beğen
GAZETE MANŞETLERİ
| İmsak | Güneş | Öğle | İkindi | Akşam | Yatsı |
| 3:38 | 5:32 | 13:08 | 17:04 | 20:32 | 22:15 |
Mehmet Acet Adalet Bakanı hangi büyük hedefin peşinde
Prof. İbrahim S. Canbolat Dünyevî dindarlık, biçimsel akademisyenlik
Ekrem Kızıltaş İyi de cenaze namazını kim kılacak?
Prof. B.Gültekin Çetiner Memura zam en az 10+7
Yaşar İliksiz Cennet Çamuru yoğuran kent:
Serdem Coşkun Sen misin benim yeni neslim?
Feride'nin günlüğü Rabbim kıllık değil kulluk yapmayı nasip etsin!
Aynur Ayaz Önce eline, sonra diline hakim ol!
Ayşegül Yıldırım Kara Umre Notları -10 / Hz. Hacer olmak
Seçkin Çakır Kaka Geliyor