04 Şubat 2009 11:19
- 7 Yorum
- 5,438 Okunma
Geçenlerde Milliyet gazetesinde Türk Musevi Cemaati Başkanı Silvyo Ovadya’nın bir röportaj yayınlandı.
İlgi ile okudum. Özet olarak Sayın Ovadya röportajında Türkiye Yahudileri olarak Gazze katliamı sonrası İsrail politikaları karşıtlığı ile Yahudi karşıtlığının birbirine karıştırılması karşısında duydukları rahatsızlığı dile getiriyordu.
Geçenlerde Milliyet gazetesinde Türk Musevi Cemaati Başkanı Silvyo Ovadya’nın bir röportaj yayınlandı.
İlgi ile okudum. Özet olarak Sayın Ovadya röportajında Türkiye Yahudileri olarak Gazze katliamı sonrası İsrail politikaları karşıtlığı ile Yahudi karşıtlığının birbirine karıştırılması karşısında duydukları rahatsızlığı dile getiriyordu.
Sayın Ovadya’yı iyi tanırım. Entelektüel kimliğinin yanında çok pozitif bir insandır. Her sene Ramazan ayında sinegogda iftar programları verir, olaylara geniş bir perspektiften bakar, diyaloga açıktır. Türkiye’ye ait milli meselelerde aktif rol almaya her zaman hazır bir Türk Yahudisidir. Cemaat olarak ta Gazzede yaşanan trajediye karşı duydukları üzüntüyü bir basın açıklaması ile dile getirmişlerdi.
Gazze olayları yani İsrail’in yapmış olduğu katliam insanımızda büyük bir travma meydana getirdi. Maalesef çok yaygın olmasa da İsrail politikalarına karşı çıkışlar yer yer Yahudi düşmanlığına da dönüşme emareleri gösterdi.
Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan`dan aynı günde, Türkiye`de Musevi vatandaşların da diğer vatandaşlarla eşit olduğuna, Yahudi vatandaşlarımızı kimsenin rahatsız edemeyeceğine dair açıklamalar geldi.
Bir tedirginlik olduğu muhakkak. Birileri tam bu dönemle Allah göstermesin Yahudi vatandaşlarımıza karşı bir provakasyon yapabilir. Ergenekon çetesi ortaya çıkartıldıkça bu birilerinin neler yapabileceğini daha iyi anlıyoruz.
Aslına bakarsanız tarihsel açıdan İslam topraklarında Yahudi düşmanlığı hiç olmadı. Bir insanı ırkından dolayı dışlamak hatta düşman ilan etmek insani bir yaklaşım olmadığı gibi dolayısı ile İslami bir davranış da değildir. İslam dininde anti semitizm haramdır. Kur`an-ı Kerim, açık bir dille, Yahudi ve Hıristiyanların `hepsinin bir olmadığını` (3/Al-i İmran, 113-115) belirtir ve onların iyi olanlarını över.
Yahudi düşmanlığının adresi tarihte batı dünyasıdır. Batı medeniyeti için Yahudi ötekidir ve peygamber katilidir. Jenosit yani Yahudi katliamı O dünyanın ürünüdür. İkinci dünya savaşı sırasında yaşanan katliamın sorumlusu sadece Nazi Almanyası değil, bu katliama ses çıkarmayan içten içe destekleyen bütün batı dünyasıdır.
Endülüs’ün yıkılması ile Katolik dünya Hıristiyan olmayanları ya topraklarından sürmüş, ya dinlerini değiştirmek istemiş, ya da katletmiştir. Yıl 1492’dir. Amerika kıtasının keşfedildiği tarihte Osmanlı İspanya Yahudilerini gönderdiği donanma ile İspanyadan almış topraklarına yerleştirmiştir.
Sayın Ovadya röportajında ‘500 yıllık misafirlik bir türlü bitmedi mi’ diyor. Tarihteki bu jestin insanın başına kakar gibi bu gün sık sık dile getirilmesinden rahatsızlık duyduğunu söylüyor. Tamamen haklıdır.
Bu gün sadece Yahudi vatandaşlarımızla değil, gayri Müslim bütün vatandaşlarımızla ilişkilerimiz maalesef Osmanlı tecrübesinin çok gerisindedir. Batılılaşma ve ulus devlet süreci içerisinde bir insanı ırkından veya dininden dolayı öteki olarak görmek hatta düşman olarak nitelemek maalesef bize de ‘belli bir ölçüde’ sirayet etmiştir.
Ancak 500 yıl önce Yahudilerin Osmanlı topraklarına kabul edilmesinin bu gün gündeme getirilmesi Yahudi vatandaşlarımız için değil, günümüzün kendisini milliyetçi, muhafazakâr olarak niteleyen, Osmanlı geçmişi ile övünen, bununla birlikte Yahudi düşmanlığı yapan kitle için lazımdır.
Sayın Ovadya; ‘ben bugün hoşgörü istemiyorum. Burası benim vatanımsa kim, niye bana hoşgörü göstersin ki? Siz de aynı hakka sahipsiniz, ben de aynı hakka sahibim, bize hukuk ve demokrasi lazım’ diyor.
Evet, Türkiye hepimizin vatanı. Hiçbir Yahudi vatandaşımız kendisini bu topraklarda yabancı olarak hissetmemeli. Ama aynı zamanda kendilerini İsrail’in diasporası olarak ta görmemeli.
Elbette hukuk ve demokrasi olmazsa olmaz kavramlardır. Bir ülkede yaşayan bir vatandaş eşit muamele görmek ve vatandaşlık haklarından eşit istifade etmek durumundadır. Bu da hukuk ile koruma altına alınır. Maalesef hukuk ve eşit vatandaşlık konusunda Türkiye’nin ciddi problemleri olduğu doğrudur.
Ancak demokrasi ve hukuk ile maalesef her şey bitmiyor. Sayın Ovadya somut bir olay anlatıyor. Bir sinagogu koruyan polis ekibine yemek ikram ettiklerini ancak polislerden bazılarının ‘biz Yahudi yemeği yemeyiz` diye almadıklarını söylüyor ve bu konuda üzüntülerini dile getiriyor. Yahudilere karşı birilerinin bu tavrını hangi hukuk ile değiştirebilirsiniz?
Hukuk cemiyetin her köşesini, insan hayatının her alanını kapsayamıyor. Hoşgörü kavramı hukukun bittiği yerde başlıyor. Ancak bu kavramı batılı bir kavram olan Tolerans ile karıştırmamak lazım. Toleransın Türkçe’de karşılığı bir çeşit tahammüldür. Yukarıdakinin aşağıdakine olan hiyerarşik bir ilişkidir. Dolayısı ile batılı kavramlar üzerinden hoşgörü kavramını düşürsek yanlış sonuçları ulaşırız.
Hoşgörü kavramını farklı inanç, kültür ve düşüncelerin birbirini anlaması; diğerini horlamaması, düşman kabul etmemesi, aşağılamaması, onunla bir arada yaşamayı içine sindirmesi şeklinde anlamalıyız. Bir tahammül, katlanma değil anlama, kavrama ve ‘hoş bakış’ hoşgörünün içeriğini oluşturmaktadır. Özet ifadesi ile eşref-i mahlûk olarak yaratılmış insana karşı saygılı olmak şeklinde anlaşılmalıdır.
Gazzede yaşanan katliamı nasıl nefretle kınıyorsam, insanları ırkından veya dininden dolayı da aşağılayanları da aynı hassasiyetle kınıyor ve bunun insanlık suçu olduğunu düşünüyorum.
Erkam Tufan AYTAV / Haber 7
e.aytav@gyv.org.tr