46 bin cep telefonu toplatılacak46 bin cep telefonu toplatılacak2 milyon kişiye KEY müjdesi!2 milyon kişiye KEY müjdesi!Cumhurbaşkanı Gül'e dev fil sürprizi - VideoCumhurbaşkanı Gül'e dev fil sürprizi - VideoÜcretli kesilen fazla vergiyi nasıl alacakÜcretli kesilen fazla vergiyi nasıl alacak
Manşeti Göster
Kurtulmuş, jip isteyen oğluna ne dedi? Kurtulmuş, jip isteyen oğluna ne dedi?
26 Şubat 2009 13:30
Siyaset
320 yorum
1,089,384 okunma
A A A A A A
Bu haberi yazdır
E-posta ile paylaş Facebook da paylaş Google da paylaş Twitter da paylaş MySpace de paylaş Digg de paylaş Del.icio.us da paylaş
Favorilerine Ekle

Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş da Mehmet Bekaroğlu gibi jipe karşı. Öyle ki oğulları jip isteyince tepki gösterip bir anlamda kestirip atmış. Nasıl mı?

Saadet Partisi bugünlerde rapçı Ceza'nın "fark var" şarkısını anımsatan "Saadet'te fark var" kampanyası ile gündemde. Bu slogan şaşırtıcı bulunup, gelenekçiler tarafından garipsense de kampanyanın başlatılmasından bir kaç gün önce konuğumuz olan Saadet lideri Numan Kurtulmuş, halkın gündelik hayatta kullandığı popüler dilden verdiği örneklerle aslında ilk başta bizi şaşırttı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Bekaroğlu'nun, “başörtülüler jipe binemez çıkışına”, destek veren Kurtulmuş, teşkilatları dahil gelecek tepkilere Dilber Hala'nın ağzından cevap verdi: Ben eleştirimi yaparım. Yorumumu söylerim. Kim üstüne alırsa artık. Kurtulmuş, Milli görüş kökenli belediye başkanları içinse  Mustafa Sandal'ın "Onun arabası var" şarkısının sözleriyle gönderme yaptı.

Haber7.com'un konuğu olan ve ekibimizin ülke gündemine dair sorularını yanıtlayıp, Partisi’nin koordinatlarını açıklayıp, Doğu ve Güneydoğu sorunu için detaylı bir sunum yapan Prof. Kurtulmuş'la; Sivas'ın ötesine geçememe meselesini, başörtülüler jipe binemez çıkışını, adayları belirleme kriterlerini, "Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğim" yeminini, dosya sallama siyasetini ve Ergenekon meselesini de konuştuk...

İşte röportajımızın ikinci ve son bölümü…

"DİYARBAKIR FETHEDİLMİŞ BİR TOPRAKTIR"

Muhalefetle iktidarın 22 Temmuz’dan kalma bir polemiği var. Yerel seçimler öncesi de yine gündemde. Başbakan’ın deyimiyle, “Sivas’ın ötesine geçememe” meselesi… Türkiye’de siyasetin, siyasetçilerin bir takım yerlere gidememe sıkıntısı, kaygısı var mı gerçekten? Sizin var mı mesela?
En anarşik olaylar yaşandığı zaman dahi bir yerin ötesine geçememe gibi bir durum yaşamadık. Saadet Partisi’nin

Numan Kurtulmuş'un Genel Başkanlığı ile geçen üç ayda atağa kalkan Saadet Partisi 29 Mart'tan umutlu. Kurtulmuş Saadet'in koordinatlarını Haber7'ye anlattı...
temsil ettiği düşünce bölge halkının esas düşüncesi ve fikriyatıdır. Bölge halkının inançları ve talepleri ile en iyi örtüşen siyaset bizim siyasetimizdir. Geçmiş sicili en temiz olan ve bu anlamda hep özgürlükten, Türkiye’deki yanlış statükonun değişmesinden yana tavır koyan milletin refahını sağlayacak projeleri ortaya koyan bir siyasetimiz var. Dolayısı ile böyle bir sözün hiçbir şekilde muhatabı olmayan bir partiyiz. Doğuda batıda Türkiye’nin her yerinde rahat bir şekilde konuşabilen, gidebilen bir partiyiz.

Başbakan Diyarbakır’a gittiği zaman bir takım çevrelerin baskıları sonucu halk sindirilmeye çalışıyor. Bunları yaşadı Türkiye son 3-4 ay içerisinde. Ama muhalefet partisi lideri de “gidince orayı karıştırıyorsun” diyor. Kendisinin gitmediği yere gidilmesini de istemiyor havasında. Sizce doğru mu bu?
Hayır kesinlikle doğru değil bu. CHP ve AKP geriliminde her iki parti de bu gerilimden bir şeyler kazandıklarını sanıyorlar. Doğu’da ise DTP gerilimi var. Halkı kutuplaştırmak oyları toplamak kolay ama bu Türkiye’nin dibine dinamit koyan bir siyasettir. İktidar partisi başta olmak üzere tüm muhalefet partilerinin kullandıkları dile, üsluba, siyasi argümanlara fevkalade dikkat etmeleri gerekir. Bu memleketin Hakkari’si de bizimdir, Edirne’si de bizimdir. Etnik yapısı, siyasi düşüncesi, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun herkes herkesindir. Ama bir çatışma ve gerilim siyaseti yaptığınız zaman o gerilimi temsil eden halk kitleleri arasında çok ciddi çatışmaların çok ciddi kırgınlıkların sebebi olmuş oluyorsunuz. İktidar partisinin zaman zaman kullandığı “Diyarbakır’ı da alacağız, fethedeceğiz” sözünü ne kadar yanlış buluyorsam, ana muhalefetinde kullandığı “Diyarbakır’a gidip olay çıkartıyorsunuz” tarzı sözlerini o kadar yanlış buluyorum. Her ikisi de sadece yanlış değil aynı zamanda tehlikelidir. Diyarbakır fethedileli nereden baksanız 1-2 asır 1200 sene oldu. Kim nereyi fethedecek? Diyarbakır fethedilmiş bir topraktır. Bizim medeniyetimizin içindedir, bizim toprağımızdır.

DTP’nin zayıflatılmaya, siyasetten ekarte edilmeye çalışılması bir avantaj mıdır? Dezavantaj mıdır?
DTP’nin politikasındaki eksik ve yanlışları bir tarafa koyarsak esas olan tüm partilerin görüşlerini çok net bir şekilde söylemeleridir. Eğer Kürt sorununun çözümüne bir adım atılacak ise bu anlamda da Kürtlerin siyasette kendi fikirlerini olabildiğince net bir şekilde ifade etmelerinin sağlanması ve bunun içinde herhangi bir partinin tecrit edilerek değil tüm halkın sürece katılması lazım. Keşke Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da birden fazla parti sürece katılabilse… Ama kendi gücünüzü kullanarak bir siyasi partiyi –bunu sadece Türkiye için söylemiyorum devlet gücü olarak söylüyorum- köşeye sıkıştırıp siyasetten izole ederseniz bunu tek anlamı vardır, halkı kutuplaştırıyor ve halk istese de istemese de bir siyasi partiye mahkum ediyorsunuz demektir. Dolayısıyla DTP’nin seçim politikalarının da yanlış olduğu kanaatindeyim. Böyle bir tecrit DTP ye yarar, böyle bir tecrit bu sorunu çözmek değil, bu sorunu ağırlaştırmak manasına gelir.

Saadet partisi 81 ilin 81inde de olacak mı?
Şırnak’ta geç gittikleri için -17.00’i 5 geçe- seçimlere giremiyoruz. Şırnak dışında tüm illerde varız. Birkaç ilçemiz hariç tüm ilçelerde de olacağız. Zannediyorum Türkiye’de her yerde katılım gösteren bir iki partiden birisidir Saadet Partisi.

Adaylarını belirlerken neleri kıstas aldınız?
Belediye Başkan adaylıkları konusunda beklentilerimiz üstünde bir profil çıktı ortaya. Önümüze gelen iki kişiden birini seçmedik en başta oturup düşündük beldeyi ilçeyi ili en iyi şekilde kim temsil edebilir diye.

Aday belirleme sürecinde genel başkan olarak en çok nerede zorlandınız?
Zorlanmadık, zorladık. Şu anda komisyonlar kuruldu. İstanbul ve Ankara için özel komisyonlar kuruldu. Bu anlamda bir problem yaşamadık.



Belediye Başkanlığı anlamında değil ama il genel mecliste oylar anlamında bir hedef koydunuz mu?

Rakamsal hedefi söylemeyeyim ama şöyle söyleyebilirim bu seçimlerde ‘okun yükseliş’ istikameti yükselecek. Milletin önceki seçimler ile kıyaslandığı zaman çok ciddi bir biçimde Saadet partisine oy verdiği görülecektir. Esasında bundan sonraki genel seçimlerde Saadet Partisi Türkiye’nin muktedir siyasetinin adresi olarak ortaya çıkacaktır. Bunun için bu seçim istikametin görüldüğü bir seçimdir.

Mutlaka kamuoyu araştırmaları yapmışsınızdır. Bu araştırmalara ilişkin bölge olarak nerde güçlü olduğunuzu söyleyebilir missiniz?
Tüm seçim bölgelerinde güçlüyüz. Saadet Partisi tüm seçim bölgelerinde iktidarlı bir parti olarak seçime hazırlanıyor bunu samimiyet ile söylüyorum. Mesela; Malatya, Elazığ, Bingöl, Bitlis, Van, Urfa, Maraş, Düzce, Adıyaman, Sivas, Tokat, Adapazarı, Sakarya’da ses getireceğiz. İddialıyız. Özel programlar yapacağız. Zaten teşkilatlarımız çok ciddi bir biçimde olağanüstü gayret sarf ederek çalışıyor. Tabii ki daha kuvvetli olduğumuz yerler olacak ama “şurada da laf olsun diye seçime giriyoruz” dediğimiz bir tek yer yok.

İstanbul ve Ankara’yı bu illerin arasında saymadınız…
İstanbul ve Ankara özel iller zaten hiçbir parti bunları saymaz ancak bizim teşkilat bakımından en güçlü olduğumuz yer İstanbul’dur.

"ONLARIN ARABASI VAR AMA RUHU YOK"

Yerel yönetimlerde Refah Partisi’yle birlikte bir açılım yaşandı. 1994 yılından itibaren Türkiye’de büyük değişiklikler oldu. Belediyelere dinamizm katacak şekilde yeni açılımlarınız var mı?
1989-1994 yılları arasındaki Milli Görüş belediyeciliği kendinden öncekiler ile kıyaslandığında büyük farklar ortaya koymuştu. 4 konuda devrim yaptık. Birincisi; Halkla ilişkiler devrimiydi… Yani halka kapalı olan belediyelerin kapıları halka açıldı. Mahalle meclisleri ve halk meclisleri ile belediye başkanları hesap veren başkanlar durumuna geldi. İkincisi; Bütçe devrimiydi… O zamana kadar büyük borçlar içinde kıvranan belediyelerin borçları sıfırlandı. Bütçelerini iyi idare edip borç yönetimini kontrol ettiler. Üçüncüsü; Değerlerimizi yönetim anlayışı ile bütünleştirdik. Yolsuzluk, rüşvet, adam kayırmacılık, iltibas bunlar ortadan kaldırıldı. Hatta hatırlarsınız belediye başkanlarının arkasında “rüşvet alan da veren de mel’undur” yazar. Dördüncüsü; Çevre devrimidir… Şehirlerimiz muazzam şekilde değiştirilerek Şehirlerimiz, ilçelerimiz, beldelerimiz yaşanabilir yerler haline geldi. Bu dönemde belediyelerimiz kendi üzerlerine vazife olmayan işleri de yaptılar. Okulların güzelleştirilmesi gibi…

Fakat şu andaki bir çok AK Parti’li belediye başkanı eski Refah Partisi kökenli…
Bunu bir politik eleştiri değil bir durum tespiti olarak görüyorum. Geçtiğimiz 2-3 yıllık süre içerisinde, arkadaşlarımızın çoğu belediyeyi kaybettiler ama öyle bir durum ortaya çıktı ki daha evvel bizde olan arkadaşlarımız şimdi başka partilerde belediye başkanlığı yapıyorlar. Başarılı olanlarını tenzih ediyoruz ama çok büyük bir kısmı bu süre içerinde fevkalade ciddi bir başarısızlık ile karşılaştılar. Belediye aynı belediye, insanlar aynı insanlar, halk aynı halk, işler aynı işler, belediye başkanı da aynı belediye başkan. Ama baktık ki halk memnun değil. Bu saydığımız 4 alandaki devrimlerin hepsi geriye gitmeye başladı. Bunun da çok üzerinde işleri kanıksama durumu oldu. Belediye başkanlığı koltuğunda ömür boyu oturacağız gibi bir kendi konumlarını ebedileştirme durumu söz konusu oldu.

Peki ne oldu da değiştiler?
Her şey aynı ama bir değişim oldu. Onun sebebi de şu; Mustafa Sandal bir şarkısında “onun arabası var ama ruhu yok” diyor. Bizde bir ruh kaybı oldu hizmet kaybı oldu. Ama milli görüş belediyeciliği halk tarafından özlenen bir belediyecilik haline gelmiştir. Bu dönemdeki belediyelerin yolsuzluk ve şaibe durumlarına bakılacak olursa en kötü dönemlerinden birini yaşıyor Türkiye. Tabi ki bu işe hiç karışmamış başkanları tenzih ederek söylüyorum. Halk bize oy vermeye mecbur düşüncesi ile hizmetler aksamaya başlamıştır.
Önümüzdeki dönemde motivasyonunu kaybetmiş hiçbir arkadaşımızın koltuğunda oturmasına müsamaha etmeyeceğiz

"DOSYA SALLAMA SİYASETİ ETİK DEĞİL"

Yolsuzluk ve şaibelerin yaşandığı zaman dilimi dediniz de medyada yerel seçimler olması nedeniyle yoğun bir saldırı var, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Belli bir dosya olsa ortada savcılığa müracaat edip gereğinin yapılmasını isterim ama şu anda bu anlamda çok yaygın bir şaibe var. Bu şaibenin kaynağı bunlar ile muhatap olan insanlardan geliyor, söylenti olarak geliyor, genel kanaat olarak bu söylentiler geliyor. Toplumun farklı kesimleri tarafından üzerinde ittifak sağlanmış bir durumdur. Ancak bir şahsı suçlamak için net delil gereklidir. Ben şahsen net bir delil olmadığı sürece bunu yapmam.

“Dosya sallama” yöntemi siyasete yeni bir kavram olarak girdi bu dönem. “Dosya siyasetçiliği” de deniliyor. Nasıl bir yaklaşımınız var?
Hiç tasvip etmediğim bir anlayış. Varsa elinde belge bu ülkenin savcısı yargısı var.

Sorun nereden kaynaklanıyor?
Burada özellikle siyasetin rant üretmesi diye bir sorun var. İyi insanlar, ahlaklı insanlar üzerine sistem bina edilmez. Sistemin bizzat ahlaklı olması lazım. Türkiye’deki siyasi sistemin yapısı bürokratik oligarşi, millet tarafından denetlenmeyen, hesap vermeyen, birtakım kurum ve kuruluşlar, şahıslar var. Bu bürokratik oligarşi zaten Türkiye’deki işlerin büyük bir çoğunluğunu yürütüyor. Yüzde 60’ını 70’ini yürütüyor. Geri kalan kısmını da sivil siyasete bırakıyor. Ama sivil siyasetin bu alanlarda iş yapabilmesi için rant üreten bir siyaset anlayışı bırakıyor. Problem burada. Türkiye’de kamu hizmetlerinin, sivil siyasetin yönettiği kısmın rant üretiyor olmasıdır. Türkiye’nin bunu ortadan kaldırması gereklidir. Rantın olduğu yerde Ahmet Bey iyi adam olabilir buna dayanabilir ama Mehmet Bey normal bir adamdır buna dayanamaz ranta teslim olur. Burada sistemin düzeltilmesi, sistemin ahlaklı bir hale getirilmesini temin etmek gereklidir. Benim kongre konuşması sırasında kendime verdiğim bir söz vardır; “Harun gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğim.” Türkiye’de siyasi liderler halktan söz alırlar, kendileri söz vermezler. İlk defa bunu denedik çok ta doğru olduğunu düşünüyorum bunun. 15 maddelik bir sözdü bu fakat toplumda o kadar çok karşılığı var ki olağanüstü tuttu. Her gittiğimiz yerde millet bize bu Harun Karun meselesini soruyor ve bundan çok memnun oluyor.

Necmettin Erbakan kalabalıklardan söz alırken, siz tersine bir söylem geliştirip kalabalıklara söz veriyorsunuz, neden?
Bu benim tarzım. Ortada bir çelişki yok.

“Harun Gibi gelip Karun gibi gitmeyeceğim” yeminiz “Obama gibi gelip Bush gibi gitmeyeceğim” tarzı bir söylem oldu sanki?
Fehmi Koru Bey o sözü benden bir hafta sonra yazdı. Tabi orada sadece Harun-Karun meselesi yok. Mesela, milletin oyu ile iktidara gelip napalım reel politik diyerek, reel politiğin mazeretine sığınmayacağıma, Türkiye’nin ve dünyanın egemenlerine kul olmayacağıma söz veriyorum, gibi 15 maddelik sözler var. Bu çok sıradan bir şey. İmam Gazali diyor ki; “Siyaset adamları ve ilim adamları bunlar önemli kimselerdir. Bunlar ne kimsenin kuşku duyacağı kadar servet ve zenginlik içerisinde nede kimsenin hakir göreceği kadar bir yoksulluk ve zillet içerisinde yaşamamalıdır.” Ölçü budur. Özellikle dindarlık iddiasında bulunanlar tüm hareketlerine 10 kere dikkat etmek zorundadırlar. Müslümanlık tabi ki insanların servet sahibi olmasına müsaade eder ancak bizim farkımız, Müslüman düşüncesinin farkı, iki kere sorgular adamı. Parayı nereden kazandın? Nasıl harcadın? Para kazanmanın ve harcamanın tüm yollarının meşru olması gereklidir. Örnek ve önde olan insanların buna fevkalade dikkat etmeleri gerekiyor. Bu bakımdan Harun gibi gelip Karun gibi gitmeme sözü aslında sıradan bir söz iken, demek ki toplumsal bir ihtiyaç ki millet tarafından fevkalade ciddi bir biçimde tutulmuştur.

"JİP SONRADAN GÖRME ZENGİNLİĞİN SEMBOLÜDÜR"

Jip açılımına siz de bir anlamda destek veriyorsunuz o zaman?
Şüphesiz evet. Yoksulluğun, fakirliğin bu kadar yoğun olduğu, çocuğuna gördüğü şekeri alamadığı için intihar eden insanların olduğu bir memlekette, hele dindar adamların lakayt bir şekilde lüks jipler ve arabalarına binerek toplumun önüne geçmeleri tasvip edilemez,asla kabul edilemez. Hatırlarsınız 1960’lı yıllarda Mercedes Türkiye’de sonradan görme zenginliğin bir işaretiydi. Sonradan görme zenginler sarı ve kırmızı Mercedes’lere binerlerdi. 1980’li yıllarda Jaguar, hatırlarsınız hatta Jaguar Partisi bile kuruldu. Jaguar sonradan görme zenginliğin işaretiydi. Şimdi ise jip sonradan görme zenginliğin bir sembolüdür.  Hareketlerine toplumsal ahlakı yansıtma ihtiyacı duyan hiç kimsenin, bu gösterişin içinde olmaması gereklidir. Gösteriş tüketimi denen bir şey var. Bunu sembollerinden birisi jiptir.

Sizin hususi aracınızın markası ne?
1996 model Opel Vectra’m var…

Çocuklarınız almak isterse…
İstediler ama hemen reddettim. Onlara “kırık, dökük, eski model de olsa 3 bin liralık bir bile olsa asla jipe binmeyeceksiniz” dedim.

Dokunulmazlara dokunma meselesi denildiği zaman zannediyorum sizin en yumuşak karnınızdan biri olduğundan sormak istiyorum. Türkiye’de bir süreç yaşanıyor. Adına Ergenekon davası deniliyor ve bir takım insanlara dokunulduğu bir dönem şimdi ama partinizi temsil eden Milli Gazeteye bakıldığında, “olayı bilmiyorum, duymuyorum, görmüyorum” havası var.

 Bu çok yanlış bir izlenim çünkü Ergenekon davasının en başından itibaren biz 4 maddelik bir genel çerçeve ortaya koyduk. Birincisi; siyasiler savcı, hakim, avukat değildir. Siyasiler bu göreve soyunmasın. İkincisi; bu Türkiye Cumhuriyeti’nin belki en önemli hukuki davalarından birisidir. Bu dava vesile edilerek iş nereye kadar gidiyorsa, kime kadar gidiyorsa, ucundan kim çıkıyorsa tüm sorumlular ortaya çıkarılmalıdır. Kendisine kamunun vermediği görevi kendi kendine oluşturarak bir takım çeteleşmelerin önüne geçilmesinin de önüne çıkıp mani olacak bir süreç olmalıdır. Üçüncüsü; mahkemenin iki safhası var birisi soruşturma kısmı, birisi de mahkeme kısmıdır. Her ikisinin de hukukun üstünlüğü çerçevesinde şeffaf ve açık olması gerekir. Dördüncüsü; umulur ki Türkiye bu dava dolayısıyla bir temiz eller operasyonu gerçekleştirmiş olsun. Başlangıcı olsun. Bu Türkiye’nin demokratikleşmesinin de başlangıcı olsun. Biz bunları en başından beri söyledik hatta kimsenin söylemediği bir şey söyledik.

Neler söylediniz?
Ergenekon’u konuşuyoruz, dün Susurluk’u konuşuyorduk. Yarın belki başka bir şey konuşacağız. Mesele Türkiye’nin yapısındaki bu çeteleşmeyi üreten yapının ortadan kaldırılması ve tümüyle milli egemenliğin sağlanmasıdır. Milli egemenliğin çerçevesi üçtür. Millet seçer, denetler, değiştirir. Bunu yapmıyor ise milli egemenlikten bahsedilmez. Türkiye’de milletin müdahil olamadığı çok geniş bir kamu yönetimi alanı var. Bürokratik oligarşi dediğimiz şey bu. Bunun millet denetimine açılması gereklidir. 1960 ihtilalinde hukuk sistemi devre dışı bırakılmıştır. 12 Eylül darbesi ile birlikte YÖK baskısıyla eğitim sistemi millet egemenliğinin dışına çıkarılmış, 2000 yılındaki 17’inci IMF protokolü ile de üst kurullar vasıtası ile ekonomi yönetimi milletin egemenliğinden çıkarılmıştır. Hukuk sistemini, ekonomi sistemini ve eğitim sitemini denetleyemeyen bir milletin egemenliği nasıl olabilir?
Bu söz ile olmaz. Bu kararlılık ile olur. Sivil demokratik bir anayasayı geliştirmek zorundadır, mecburiyetindedir. Siyasi partiler yasası, seçim sistemi, seçim yasası, sendikalar yasası, grev lokal yasası gibi yasalarda demokratikleşmenin sağlanması gereklidir. Meclis iç tüzüğünün demokratikleştirilmesi gereklidir.

Dokunulmazlık meselesi de var…
Evet bir başka önemli konu dokunulmazlıklar meselesidir. Parlamenterlerin bireysel suçlarında dokunulması gerektiğini kanaatindeyiz. Siyasi suç hiç kalmamalıdır. Seçilmiş liderlerin kürsü masuniyeti, fikri masuniyeti mutlaka sağlanmalıdır, korunmalıdır. Hangi fikri söylüyor olursa olsunlar. Ama diyelim ki adam vergi kaçırdı adam öldürdü, milletvekili dokunulmazlıklarının altına da girmesin. Aynı şekilde dokunulmazlıklar meselesinin sadece parlamenterler ile ilgili kısmını görüyoruz. Sadece parlamenterlerin değil Türkiye’de yasal değişiklikler yapılarak sivil ve asker bürokratlarında gerektiği zaman millet tarafından denetlenebilecekleri hatta mahkeme edilecekleri bir şey ortaya çıktı. Şu anda kamu yönetiminde parlamenterlerden çok daha geniş bir alanda insanlara dokunulamıyor. Bu dokunulamayan insanlar bu cumhuriyette 72 milyondan kimsenin dokunulmazlık hakkı kalmasın belki buraya istisna olarak cumhurbaşkanı konulabilir. Cumhurbaşkanına ise zaten anayasal olarak nasıl dokunulacağı anayasal olarak tespit edilmiştir.

Buradan “ne savcıyız ne de avukat” anlayışı çıkıyor…
Çok net söylüyorum şu ana kadar Türkiye’de bir kısmı Ergenekon yanlışı bir kısmı Ergenekon karşıtı duran siyaset anlayışı var. Türkiye’de siyaseti Ergenekonlaştıracak en kötü yaklaşım budur. Ne başbakanın burada savcı rolüne soyunması kabul edilebilir, ne ana muhalefetin avukat rolüne soyunması kabul edilebilir. Buna sistematik bir yaklaşım ile yaklaşılıp sistemin iyileştirilmesi gereklidir. Sistemin demokratikleştirilmesinin imkanının sağlanması gereklidir. Hazır milletin önüne bu kadar önemli bir konu gelmiş ve milletin önemli bir kısmı bu konuda bir ittifak sağlamışken burada taraf üretmek değil burada sistemi iyileştirecek perspektifle hareket edilmesi gereklidir. (Bitti)

Haber 7

Anahtar Kelimeler

26 Şubat 2009 13:30
Siyaset
320 yorum
1,089,384 okunma
Bu haberi yazdır
E-posta ile paylaş Facebook da paylaş Google da paylaş Twitter da paylaş MySpace de paylaş Digg de paylaş Del.icio.us da paylaş
Favorilerine Ekle
Yorum yapın
haber7 2009-03-01 01:11:45

bir müslüman şahsiyette olması gerekenler özelliklerden riyadan uzak olmak lüksten kaçınmaktır. numan beyi bir kez daha takdir ettim.bekaroğlunun açıklamaları da gerçekten çok isabetli zira belediyeler memleketimizi amele pazarına çevirdiler kaç kişi çalışıyor ne iş yapıyor hangi şartlarda çalışıyor gerçekten belli değil..belediyelerde.

abdullah
Özür 2009-02-28 21:22:34

Abidin Gazi KURT kardeşim ben yanlıs anlamıısım çok özür dilerim hakkını helal et kardeşim

d
sayın editor;İnsiyatifinizi dikkatle izliyorum.. 2009-02-28 12:23:55

lütfen benim son mesajımdan önceki röportajın altına kırmızı renkle yazdığınız notu tekrar koymanızı istiyorum iftiracılıkla suçlanmak istemiyorum..hem genel anlamda da yayınlanan her haber aynı Ip adresinden tekrar tekrar okunduğunda sayaçta artırım yapıyor..Ben bunu yazmamla Numan beyin söylediklerine katılmamış olmuyorum ki katılıyorum ben sadece sayaç konusunda ki önerimi yaptım..selamlar..

Abidin Gazi KURT
kardeşim ne kadar cin fikirlisiniz 2009-02-28 01:08:16

saadetli ler 100 defa tıklıyormuşta haber çok okunuyormuş ya bu kadar olur artık size diyecek bişey bulamıyorum bu kadar kolayca karalama yapan tüm insanlara yazıklar olsun bir saadetli olarak aklımın ucundan bile geçmedi. işte bu yüzden FARK VARR SAADET VARRR,,

asrı huzur
Haber7 Rekoru Anket gibi 2009-02-27 20:28:58

Haber7.com u tebrik ediyorum. 1 Milyon insan bu haberi okumus demek.... Vallahi dün 600bine sasirmistim. 1Milyon olmus demek... Kime nasip olursa olsun secim. Hizmet eden hak yemeyen kazansin

Fatih gÜNGÖREN
teşekkürler 2009-02-27 18:43:41

haber 7 ye bu röportaj sebebiyle sonsuz teşekkürler..gerçekleri görnmemizi sağladı...

yakup öksüz
Ne Biliyosunuz? 2009-02-27 14:22:53

Bazıları demiş saadetliler tıklayıp duruyor diye nereden biliyorsunuz? iftiracıların kim olduğu belli

d
enteresan 2009-02-27 13:11:30

günlerce ana sayfada kalan 196 sayfa yorum alan erdoğanın davos olayı 607000 tık almış, bu haber bir günde 1 milyonu geçti demek ki halkımız yeni bir ses yeni bir soluk arayışı içinde.

hayri durmaz
Aynı Ip adreslerinden devamlı tıklanıyor.. 2009-02-27 11:38:50

Haber 7 ye öneri kodlarda değişiklik yapıp aynı Ip adreslerinden tekrar tekrar click yapılmasını sağlayarak sayacı artırma önlenebilir..mesela ben yorumları takip etmek için 30-40 defa sayfayı yenilemek zorunda kalıyorum..saadetliler ise yüzlerce yenilemek suretiyle sayacı artırarak buradan moral bulmaya ve saadete ilgi varmış gibi göstermeye çalışıyorlar ne hazin demi...

Abidin Gazi KURT
S.a. 2009-02-27 08:42:06

Arkadaslar. Roportajın okunma sayısına bakın. 27.02.09 08:37 ıtıbarı ıle Bu haber 1.061.019 kez okundu. Allahım ınsaallah hayırlara vesıle olur.

mecnun albayrak
Biz Oyları Bölenlere Karşıyız 2009-02-27 01:52:45

Biz oyları bölenlere ve böldürenlere her zaman karşıyız.. Ama hangi oyları bakın ilk önce şuraya bi açıklık getirelim Saadet Partisi hiçbir zaman AKP nin oylarını bölmemiştir aksine AKP piyasaya çıkmadan önce abdullah gül saadet partisine fitne sokmaya çalışmış partiyi bölmeye kalkmış ama başaramayınca gidip tayyip erdoğan ile akp yi kurmuştur.sonrasında da akp nin ilk yaptığı iş Saadet Partisinin oylarını bölmek oldu.yani türkiyede bugun saadet yoksa AKP Zihniyeti Yüzünden İktidar Değil.......

Demet Taşkıran
"Oğlum, biraz toz sat" dedi. 2009-02-27 01:22:04

Büyük ihtimal.O arabalara helal parayla biraz zor binilir de...

kılıçarslan3
Ahmet Akdere'ye.. 2009-02-27 01:21:51

Kardeşim bu eleştiri ne şimdi? Unuttun mu AKP'nin ilk çıktığı zamanda Tayyip'i nasıl savunduklarını? Hem överek hem yererek. Şimdi Numan Kurtulmuş ne desin? Çıkmam sizin kanalınıza mı diyecek. Bu cahilliktir. Her tarafa çıkarsın seçim için. Madem öyle, Tayyip 2002 de Baykal ile neden Arenaya çıktı? Bunlar bu kadar basit mi yahu. Bunlar normal, eğer lafın varsa buyur söylediklerine cevap ver? Fikrin var mı? Buyur

kenan öz
islamla alakası olmayan bir örümcek kafalılık.. 2009-02-27 00:57:01

Hz. Muhammed (s.a.v.) müslümanların en iyi en güclü en güzel atlara binmelerini yasaklamışmıdır arkadaşlar?? yapmayın Allahınızı severseniz.. bu ümmet herşeyin en iyisine layıktır. rabbim sen bizlere herşeyin en iyisi ve en hayırlısını vermeyi esirgeme.. Amin..

rami asik
Saadet CHP'yi de Geçti! 2009-02-27 00:54:50

Saadet CHP den daha iftiracı oldu! Açıkçası ben bu kadar iftira aabileceklerini beklemiyodum. Doğan kanallarına çıkıp Sayın Başbakanımıza ve AK Partiye söylediklerini düşünükçe Yazıklar olsun Sizi de mi diyorum. Kanallarını Doğan gurubuna satmasınlar hediye etsinler bence daha doğru olur. Dostlar arasında paranın lafı mı olur hem dostlar zor günler içindir. Sayın Başbakanım Sizin yanınızda vatansever sessiz Milyonlar var bu seçimdede arkanızda olacak İnşallah! Tavrını Sandıkta medeni bir şekilde gösterecek!

Ahmet Akdere
Şimdi Saadet Zamanı 2009-02-27 00:51:31

Atilla Alamaz Sana sonkez yazıyorum asıl vebal gelirse Barajı geçemeyen Chp ile Horoz Döğüşüne girip hem kendi oylarının hem Chp nin oylarının yükselmesini sağlayan Akp nindir Akp ve Chp nin birbirinden hiç farkı yok 2 side AB ci,İMF ci Halk 7 yıl Bize oy vermezseniz Chp başa gelir masallarıyla Akp ye oy verdi maalesef sen ve senin gibiler narkozdan uyanamadı hala bu masalı anlatıyor Halk bu 2 partidende,gerlim siyasetiyle oy vermektende sıkıldı bu 2 partiye önce sarı sonra kırmızı kart Şimdi Saadet Zamanı

Mehmet Güzelce
yüzde 5 i geçemezsen nolur ki 2009-02-27 00:46:17

bu adamı sevdim.beynimi okudu sanki.tayyip erdoğanıda severim.ama şunu beklerdim:geldiğinde hisselerle falan uğraştı.ona yakışmadı.he hilemi yaptı yok.ama kötü niyetli yada tereddütlü kişilerin dilinedolayacağı bir koz verdi.bence işçi ve memura sahip çıkmalı ve yönetici ve yakınlarına dikkat etmeli.gerçi toplumda yalancı dolu ama ynede dikkatli olunmalı.numan beyi tuttum.tayip bey böyle gidrse.ben numan beyin peşinden giderim.

yüksel pınar
sn Mukadder Başeğmez Emanetci 2009-02-27 00:38:03

Bakin Sp hangi lider gelirse gelsin. Erbekanin emanetcisi, bu partide her zaman Erbakan`nin sözu gecer. Burda bazi solcu arkadaslarda yorum yapiyorlar, erbakani yuceltip tayip beyi yerin dibine sokuyorlar, her halde en cokda onlar seviniyorlar, ama siz sp arkadaslar, eger sizlerin beldeleinde chp basa gelirse bunun vebali size yeter

Atilla Alamaz
Narkoz 2009-02-27 00:31:14

Maalesef öyle bir narkozlanmışlarki Filistinlileri katleden İsraile Üstün hizmet madalyasını bir bahane uydurup iyi görebiliyorlar.

Mehmet Güzelce
Ben 28 Şubattan sonraki seçimde de Refaha oy verdim ama 2009-02-27 00:15:15

sayın Hocamız baktım ki onca olan bitenden sonra hala koltuğu kaptırmam diyor veya kendisi gibi birine arkasında hoca olmazsa hiç bir şey olmayacak bir adama veriyor sigortalarım attı. Eğer o zaman Tayyip beyin karşısında Mukadder Başeğmez veya Numan Kurtulmuş veya Mehmet Bekaroğlu olsaydı ben bir seçim daha oyumu verirdim ama sonra yine kim halktan daha büyük teveccüh almış sa ona oy verirdim.

Kenan Kaplan
Tüm Yorumları Görmek için tıklayın
Döviz 1,5130
1,5200
2,0790
2,0810
52,2783
52,3369
50623,28
49965,34
Döviz
Diğer Haberler
En Çok...
Haber 7 Yazarları
Alıntı Yazarlar
Uzaklardan Mektuplar
Röportaj
OKUR TEMSİLCİSİ
Namaz Vakitleri
İmsak05:32
Güneş07:00
Öğlen12:25
İkindi15:10
Akşam17:39
Yatsı19:00
Hava Durumu
linkz_scope = [ 'contextual' ];