10 Haziran 2009 08:26
- 24 Yorum
- 12,592 Okunma
Talih oyunları meraklıları toto - loto oynacaklarına “bu ülkede yarın ne olacak” türü konular üzerine iddiaya girseler şansları daha fazla olurdu. Herşeyin aşikar yaşandığı ülkeden tablolar...
Yazının başlığı son ana kadar, “Suç örgütleri taşeron şirkete döndü” şeklindeydi. Mevzu derinleştikçe çerçeve değişti. Yazıya başlık olan soruyu sormak elzem hale geldi. Gelelim sadede...
Hiç mübalağa yapmadan söylüyorum...
Şu ülkenin son yüz yıllık tarihinde neler olup bittiği konusunda yüzde 20 nispetinde ciddi malumat sahibi olan bir kişi, günümüzdeki hadiseleri en az yüzde 50 oranında sağlıklı analiz edebilme yeteneğine kavuşur.
Hatta daha ilerisini söyleyeyim. Son 100 yılda olan bitenlerin arka planına yüzde 50 vakıf olan biri, gelecek günlerde neler olacağına dair sağlıklı öngörülerde bulunmaya başlar.
Bir adım daha ilerisini söylersem ürkebilirsiniz. Son 50 yılda olup bitenlerin arka planı konusunda hatırır sayılır mesafe alan ve kafa yoran bir kişi, kimin hangi amaca yönelik olarak ortadan kaldırılacağını, nerede ne tür bir hadise planlanabileceğini, hatta sıranın kime geldiğini bile büyük ölçüde öngörmeye başlar...
Bu ülkeden yaşanan bir çok olay kurgudur. Kurşunu sıktığı iddia edilene de, cenaze başında timsah göz yaşı dökene de temkinli yaklaşmak gerekir. Katilin tabuta ilk omuz veren kişi olması ihtimal dahilindedir.
Bu ülkede cenaze seramomileri bile dini bir ritüel olmaktan çıkmış, siyasi bir stratejinin parçası haline gelmiştir. Uğur Mumcu’nun cenazesi bunun yakın tarihteki önemli örneklerinden biriydi. Mumcu’nun ortadan kaldırılma nedeni de, zamanlaması da, cenaze töreninin belli amaçlara yönelik olarak kullanılmak istenmesinin de, aynı masada planlandığını düşünüyorum.
Çok yeri değil ama konu dağılmadan şunu da ilave edeyim. Örneğin gazeteci Leyla Umar böyle bir hesabı 50 yıllık dostu olan Türkan Saylan’ın toprağa verildiği günün ertesinde açık etti. İzmir'de düzenlenen Cumhuriyet Mitingi'nde Türkan Saylan'ı kanserli haliyle kilometrelerce yürütüp kürsüde konuşturmayanların, onun cenaze töreninde hiç utanmadan gözyaşı döktüklerini" söyledi. Saylan’ın demokrasiden yana tavır almasının tertip komitesini rahatsız ettiğini ve eline mikrofon verilmediğini söyledi. Saylan’ın hastalığı da, cenazesi de, gündemdeki bir davayı sulandırmak ve amacından saptırmak için ustaca kullanıldı.
Öngöremeyenlerden misiniz?
Dün basına yansıyan iki haber, uzun zamandır yazmayı planladığımız bu konu için demek ki vakti şimdi imiş diye düşünmemize neden oldu. Bunlardan ilki Başbakan Erdoğan’ın bir açıklaması oldu. Diğeri de, başbakanlığı döneminde yaptığı Libya gezisinde Sayın Erbakan’ın uğradığı muamelenin arka planına yönelik yeni bir iddianın basına yansımasıydı.
Malum geçtiğimiz ay ülkemizde iki konu yoğun olarak tartışıldı. G. Doğu meselesinde yapılması düşünülen açılımlar ve oldukça sert bir zeminde tartışılan mayın temizleme işi...
İlk tartışmaya, Mardin’de yaşanan ve 44 kişinin ölümü ile sonuçlanan katliam nokta koydu. Bölücü örgütün kendileri için büyük engel gördüğü koruculuk sistemi tartışmaya açıldı.
Mayın temizleme tartışmalarına da, konunun tam da Meclis gündemine geldiği günlerde 10 askerimizin mayın patlaması sonucu şehit verilmesi ile yeni bir noktaya gelindi. Muhalefet partileri hükümeti vatana ihanet çizgisinde eleştirmeye başladılar.
Mayın temizleme tartışmalarının yaşandığı günlerde, “bugünlerde bir yerlerde mayın patlatırlar ve Mehmetçiğin canını yakarlar”” diye düşüneneniz olmadıysa, artık bıraksın haber falan izlemeyi, sabah programlarına takılsın, yemek programları izlesin, evlilik programlarında birini birine yakıştırsın, hangi kutudan kaç para çıkacak diye tahmin etmeye çalışsın.
Zamanlamalar....
Başbakan Erdoğan’ın önceki akşam bir televizyon kanalında, “Ben DTP’ye randevu vermeyi düşündüm. Ertesi günü 10 tane şehit verdik. böyle bir noktada randevu veremezdim” dedi. Tıpkı, rahmetli Özal’ın G. Doğu sorunu konusunda yeni bir aşamaya geldiği günlerin ertesinde Bingöl-Elazığ karayolunda hain bir pusu sonucu 33 askerimizin şehit edilmesi gibi.
2006, 2007 yıllarında, cumnhurbaşkanlığı seçim sürecinde çok sayıda askerimizi şehit verdik. Şehit cenazelerinde çirkin gösteriler yapıldı. O günlerde bu sutündaki birçok yazıda, PKK’ya operasyon emrini verenlerin de, şehit cezanelerini provoke edenlerin de aynı merkez olduğu kuşkusu dile getirildi. Ergenekon iddianamesi daha yayınlanmadan, PKK ile Ergenekon arasında bağ olabileceğine burada temas edildi. Erbakan’ın Libya’da Kaddafi tarafından çadırda bir kumpasa kurban edilmesinin Türkiye merkezli, uluslararası irtibatlı belli odakların tezgahı olabileceği değerlendirmesine de ilk kez bu sütunda yer verildi. Muhsin Yazıcıoğlu’nun kazası da göreceksiniz giderek daha gizemli hale gelecektir. Zamanlama ilginç...
Samanyolu’nun sevilen dizisi ‘Tek Türkiye’ çok iyi anlatıyor bu işlerin arka planını. Bölgedeki sağlı sollu, dindar yada ateist eğilimli, milliyetçi ya da etnik unsurlu örgütlerin tamamının tek merkezden nasıl yönetildiğini...
Kim görev verirse...
Artık illegal yapılanmalar klasik anlamda örgüt olmaktan çıktılar, uluslar arası ölçekte iş yapan gizli servislerin kendilerine iş havale ettiği taşeron birer mekanizma haline geldiler. Aynı örgütler istenirse sağdan çakıyor, istenirse soldan. İster dini amaçlı çakıyor, istenirse etnik... Yeter ki görev verilsin.
Örgüt liderlerinin tamamı şantiye şefi gibi olmasına rağmen, işçi durumundaki eylemcileri beleşe getirmek için kiminin etnik, kiminin din, kiminin ideolojik saplantıları ve zaaflarını tetikleyerek kullanıyorlar, işin içyüzünden haberdar olmayan gençleri... Kimi dinine hizmet ettiğini sanıyor, kimi ait olduğu etnik kimliğe... Pisi pisine gidiyor hayatlar...
Seçimle, terörle, geçim derdi ile olmadı, bari hukuk adına yollara prangalar serelim diyenlerin Çankaya ile, hükümet ile neden uğraştıkları tartışmasına girmiyorum bile...
Herşey o kadar ortada cerayan ediyor, o kadar kör göze parmak sokar gibi oynuyorlar ki oyunu, film mi seyrediyoruz, gerçek mi karışıyor. Onun için kimi dizi veya filmler işin içinden sıyrılmak için, “bu filmde geçenlerin gerçek olay ve kişilerle ilgisi yoktur” demeye getiriyorlar. Olan biteni tüm çarpıcılığıyla ortaya serdikleri halde...
Talih oyunları meraklıları toto loto oynacaklarına “bu ülkede yarın ne olacak” türü konular üzerine iddiaya girseler tutturma şansları çok daha fazla olurdu.
Çık koy bir şarapçının cebine bir gazete küpürünü, baskın yaptır bir hukuk binasına, ara gazı ver candaş medyaya, zanlı bir şeriatçı diye bastır yaygarayı...
Çok yazdım. Danıştay saldırısının Ergenekon ile birleştirilmesi, Yeniçerilerin ilk kazan kaldırdığı günden bu yana yaşanan en esaslı arınma ve anlama sürecidir. Yargı da ipuçlarını ciddi görmüş ki, o yönde karar vermiştir.
Toplum hala işletilmeye devam edecek mi bilmiyoruz? Birileri çok fena oynuyor ülkenin kaderi ile... Ama bu defa papuç bırakmayacağız, emin olabilirsiniz.