Belge” ve “Albay Dursun Çiçek” tartışmalarının “bıktırdığını” söyleyen bazı meslektaşlarımız, artık konunun değişmesi gerektiğini söylüyorlar.
“Bade harab-ül Basra” (Basra harap olduktan sonra...) deyimi de herhalde böyle günler için söylenmiş.
Aslında gerekçe hiç de yabana atılır gibi değil. Darbe, silah, mühimmat, yargı, hapis, tutuklama, tahliye, patlama, baskın, yasa... derken yaratılan boğucu havayı dağıtmak için biraz havadan-sudan takılmak hiç de fena bir çözüm değil.
Denedim, ama olmadı.
Şöyle biraz geriye doğru gidip düşünürken 29 Nisan 2009 tarihinde takılıp kaldım. Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un basın toplantısında. Oysa, Haziran çok daha hareketli geçmişti. “Belge”, “kâğıt parçası”, tutuklamalar, tahliyeler, yargı kavgası derken başdöndürücü günler yaşamıştık. Hâlâ da yaşıyoruz.
Öyleyse neden 29 Nisan?
Çünkü o günkü tablo, bugünkü tabloya ışık tutan hazin bir görüntü veriyordu.
O gün, kendi kurumunun, başında bulunduğu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin uğradığı saldırıların ve suçlamaların ne kadar haksız olduğunu kanıtlamak için, medyanın karşısına boş bir LAW silahıyla çıkan Başbuğ, daha konuşmasına başlamadan aynı sabah Lice’de bir askeri birliğin uğradığı PKK saldırısını ve bu saldırıda dokuz askerin şehit olduğunu bildirmek durumunda kalıyordu.
Kürsüdeki komutan, adeta çapraz ateş altındaydı.
Bir yanda darbecilik suçlamaları bir yanda PKK’nın patlayıcıları...
İki ay geçti. Aynı komutan yine kürsüdeydi ve “Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı asimetrik psikolojik harekat” yürütüldüğünü söylüyordu. Çapraz ateş durmamış, giderek artmıştı.
Bu ordunun, otuz yıldır, görünürde PKK ile, gerçekte PKK’yı koçbaşı olarak kullanan büyük bir “İtilaf Gücü” yle savaştığını gözardı eden siyaset ve medya çevreleri, askere yüklenmeyi marifet sanıyorlardı. “Müzmin asker düşmanları” hadi neyse, onların dümen suyuna bilerek ya da bilmeden giren aklıbaşında çevrelerin de bu modaya uymaları hayret vericiydi.
Zaman zaman Türk medyasında haberler görürsünüz. “Aklıbaşında” görünen medyada da... Avrupa ya da Amerika’daki bilmem ne gazetesi Türk ordusunu yerden yere vuran bir haber vermiş ya da yorum yapmıştır. Büyük yaygaralarla bunlar gazetelerde yer alır. Biraz araştırınca görürsünüz ki, o haber ve yorumlar, Türkiye’de yaşayan (ve yazan) iflah olmaz asker düşmanı bir Türk’ün görüşleridir.
Ya da... Yine aynı medyada şöyle haberler okursunuz: “PKK ateşkes süresini uzattı...” Aynı haberin yanında şöyle bir haber daha vardır: “Dün PKK saldırısı sonucu şehit olan jandarma eri toprağa verildi...”
“Bu nasıl ateşkes?” diye kendilerine sormazlar. Hemen her gün, askerler birer-ikişer vurulurken... Hemen her gün Güneydoğu’da askerler pusuya düşürülür, mayınlar patlatılırken, askeri birliklere roket ateşleri açılırken... “PKK ateşkesi uzatıyor...” ya da “PKK ateşkesi uzattı...” diye hemen her gün haberler vermek, yorumlar yazmak, “TSK da silahı bıraksın” diye çağrılar yapmak, hangi anlaşıyın ifadesidir. Bu nasıl “oyuna gelmek”tir.
“Bir kâğıt parçası” etrafında çıkarılan yangını körükledikten sonra, “Bu iş sıktı artık” diye kayıplara karışmak hangi sıkıntının yansımasıdır.
Türk ordusunun, düşmanla savaştığı günlerde içerden de saldırıya uğraması ilk kez olmuyor. Kurtuluş Savaşı’nda bile yaşadı bu çifte saldırıyı... Yeterli deneyimi var. Zaten İlker Başbuğ da uğradıkları tüm haksız saldırılara rağmen, TSK’nın görevlerini aksatmadan yapacağını söylüyor. Yapacaktır da...
Ama siz... Bayanlar, baylar... Siz bir yere gitmeseniz iyi olur. Bilerek ya da bilmeyerek, “asimetrik harekat” a “lojistik destek” sağladıktan sonra “asimetrik” olarak sıvışmak hiç de “etik” görünmüyor.
“Sıkıldık, bunaldık” demeye hakkınız olduğunu da sanmıyorum.
“Nasıl oyuna geldik?” sorusuna kafa yorup cevap aramak, yeniden kolları sıvamanın ilk adımı olabilir. Var mısınız?
Hikmet BİLA / Vatan
hbila@gazetevatan.com
































Mehmet ACET
Prof. Nevzat TARHAN
Resul KURT
Ayhan KISKAÇ
Mustafa YÜREKLİ
Erkam Tufan AYTAV
Feride'nin Günlüğü
Arif AKPINAR
Senai DEMİRCİ
Orhan SAKİN
Can DÜNDAR
Hasan KARAKAYA
Ali BAYRAMOĞLU
Nuh GÖNÜLTAŞ
Şahin ALPAY
Sibel ERASLAN
Akif BEKİ
Okan MÜDERİSOĞLU









Ayşenur KAHVECİ
Halit DERBEDER
Tarık BAYRAM