02 Kasım 2009 21:44
- 5 Yorum
- 2,878 Okunma
İslam âleminin kalbinde kanayan yara Filistin, ne yazık ki olumsuz haberlerle gündemden hiç düşmüyor. Sivri uçlu bir bıçağın, sürekli yaranın üzerini tırtıklaması gibi gün geçmiyor ki İsrail terör eylemlerine bir yenisini eklemesin
Abu Dhabi’de tanıştığımız bir doktor arkadaş, kendisini Filistinli olarak takdim edince, bizde ister istemez
‘gel otur yanıma hallerini de biraz’ moduna girmiştik.
O gün görüşelim, bu gün buluşalım derken, en nihayet bir araya gelebildik.
Gazze bombardıman altında iken, Türkiye’de gösteriden gösteriye koşan, yardımlar toplayan insanlar oldu. Herkes bildiği dilden elinden geldiğince protesto etmeye çalıştı, dualar etti. Ya siz, Filistinli olarak, bu olaylar karşısında ne der neler hissediyorsunuz? Diye bir soru yöneltecek oldum, oldum olmasına da içimden bir ses Reha Muhtar’ın acı var mı acı, sorusu gibi, vatanı işgal altında, insanları terör maruz kalan birine böyle bir soru olur mu hiç, diye kendimi eleştirirken, Dr. Hasan’ın ‘Hangi Filistinlilerden bahsediyorsun, demesi ile ortama bir sessizlik hâsıl oldu. Tabi ki, nasıl yani, diye haykıran bir sessizlik
Türklerin gösterdiği hassasiyet elbette ki kalbi olan herkesi hem duygulandırıyor, hem gururlandırıyor, diye söze devam etti, Dr. Hasan. Gözlerinde müthiş bir acı ile Filistin’deki her vatandaşın meseleye olması gibi yaklaşmadığından bahsetti. İsrail ile işbirliği halinde, onlar gibi olan, onlarla birlikte hareket eden Filistinlilerde var maalesef dedi
Var ki, tahribat bu boyutta, herkes sağlam olsa, bu kadar hezimet olur muydu hiç
Bu insana mahsus bir şey, insanın olduğu yerde illa bir ihanet söz konusu olabilir. ‘İhanete gece müthiş bir gerekçedir’ diyen Ahmet Kaya şarkısını hatırladım. Karanlık, yani küfür, insanın en başta kendisine ihanet sebebi olmuş, kendine ihanet eden insanın vatanına milletine ihanet etmesi çok da yadırganamaz, bu insanlık tarihinde ilk değil son değil, diyerek onu teselli etmemiz gerekmişti.
Dr. Hasan, doğrusu bu tanıdığım, konuşma imkânı bulduğum üçüncü Filistinli idi. İlk, haremi şerifte namaz sonrası birlikte saf tuttuğumuz Filistinli bir hanımı hatırlıyorum. Ayaküstü sohbet etmiş, İsrail’in kahrı ve mahvı için ‘Ya Müntakim, Allah!’ diyerek dualar etmiştik. Diğeri Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesinde Filistinli turist bir hanım, abdest yeri sormuştu ki, görüntü itibari ile ben onu Avrupalı biri sanmıştım, abdest namaz telaşı hoşuma gitmişti. Üçüncüsü bu genç doktordu ve sorularıma içtenlikle cevap vermesi, onu soru yağmuruna tutmam için yeterli olmuştu.
Arkadaş, ben Ramallah doğumluyum ama kalben Gazzeliyim, diye kendini takdim ediyordu. Büyük babamın evi, İbrahim Aleyhisselam’ın türbesi ile bitişikti, diye anlatmaya başlayınca, ister istemez heyecanlandım. İbrahim Aleyhisselam ve Hz.Hacer özel ilgi alanım, demek kalbimiz onun için birbirine ısındı, diye latifeler ederken ‘Önce Hacer’ler lazım’ başlıklı makalemden ona bahsettim. İslam âleminin böyle yüzüstü aşağılara pike yaparken, ayağa kalkabilmesi için önce ‘Hacer’ gibi hanımların yetişmesi lazım, tezimi yineledim.
O yazının en etkili cümlesini bir kez daha, hem söyledim, hem dinledim
“Âlemlere rahmet, Mekke’den zuhur etti ise, Mekke’nin ilk kurucusu Hacer
” O bizim için çok önemli bir örnek şahsiyet, hac gibi büyük bir farzı eda ederken bile, O’nun davranışını say ederek yâd ediyoruz, O’ndan öğrenecek çok şeyimiz var, deyince; ‘İbrahim Aleyhisselamın komşusu benim ama doğrusu hiç böyle düşünmemiştim’ dedi
Filistinli âlimlerin ümmete yaptığı çağrıyı, “İslam ülkelerini, Mescidi Aksâ konusunda Allah'tan korkmaya davet ediyorum diyen Meşal’in beyanatını, Fas’ta düzenlenen Uluslar arası Kudüs formunu ve daha birçok şey konuştuk.
Âlimlerin ümmete yaptığı çağrı ve Meşal’in Allah’tan korkun feryadı çok can yakıcı şeyler, bunların gerek Filistinliler gerekse diğer İslam ülkelerinin halklarında ne gibi etkileri olur, ne gibi bir beklenti içindesiniz, ya da bir Filistinli olarak böyle bir beklentiniz var mı, ey kendisi Ramallah’lı ama kalbi Gazzeli arkadaş, dedik
Dr. Hasan önündeki kâğıda bir nokta ve etrafını çevreleyen dairelerden oluşan bir şekil çizdi. Ortadaki noktayı hakikat merkezi olarak kabul edersek, noktayı çevreleyen dairelerde dünya Müslümanlarının iman mertebelerini ve vicdan ve şuurunu remz eder, dedi
Dolayısı ile az ya da çok herkes kalbi olarak durumun vahametini çok iyi biliyor ama bütün dünya Müslümanları için söylüyorum, tabi kendini satanlar hariç, harekete geçmek için bir müsebbib, bir uyarıcı bekliyor. Belki bir dokunuş yetecek uyanış için ama daha çilemiz bitmemiş, dedi
Arap basınında, Türkiye, Araplar için Araplardan daha çok endişe ediyor, bu da Araplar için tehlike doğuruyor, gibi yorumlar dolaşıyor, bu konudaki düşüncelerini öğrenmek istediğimizde ise yüzünde acı bir tebessüm belirdi ve Türkiye’nin hakkı hakikati ortaya koyması bazı batı işbirlikçilerin işine gelmez, çıkarlarına uygun düşmez. Bu sadece bazı çıkar sahiplerinin düşüncesi olabilir, halkın böyle düşünmesi, söz konusu olamaz tabi ki, Meşal’in “Türkiye değişiyor ve ileriye gidiyor. Biz Araplar da değişmeliyiz” sözünü hatırlatarak, bunu tehlike olarak gören olsa olsa kendi yapması gerekeni Türklerden görünce rahatı kaçan Araplar demiştir, diyerek düşüncesini belirtti.
İsrail’in terör hareketlerini açık yarayı sürekli tırtıklayan sivri uçlu bıçak tarifim, Dr. Hasan’ın çok hoşuna gitmişti ama o bıçak bu defa yarayı geçip kemikte geziyor, benzetmesi yaptı.
Ne istersiniz, şimdi çok ekstra bir şey olsa Allah’ın orduları harekete geçse, güç inananlarda olsa ilk ne yapmak isterdiniz, ya da ne olsun isterdiniz, diye bir soru yönelttim. Bir an durup, derin bir nefes alarak ‘o ördükleri utanç duvarını ABD ve İsrail başkanları ve ordularına yedirirdim, dişleri ile söktürürdüm’ ifadesi yaşanan zulmün boyutları ve bıraktığı iz konusunda bize bir fikir vermişti.
Handan ÖZDUYGU / Abu Dhabi / Haber 7
handanozduygu@gmail.com