03 Kasım 2009 16:31
- 14 Yorum
- 6,739 Okunma
Türkiye’nin hızla değişen gündeminde geçtiğimiz günlerde domuz gribini ve aşısını bol bol tartışmışken bu günlerde ise maalesef bu hastalıkla ilgili ölüm haberlerini üzüntüyle izliyoruz..
Bu tartışmalarda her gün başka bir kanalda eski Sağlık Bakanımız Sayın Osman Durmuş’un karşısındaki bütün hocaları nasıl fırçaladığını görmüşsünüzdür. Gerçekten eski siyaset günlerimizin heyecanlı açık oturumlarını hatırlatan yüksek performansı ile takdire şayan bir cerbeze örneği verdiğini söylemeden geçemeyeceğim.
Toplumun sağlığını ilgilendiren bir hastalık konusunu siyasi görüşü ve muhalefet anlayışını mesleğinin önüne geçirip yolsuzluk, demokratik açılım gibi birçok konu ile ilişkilendirerek izleyenlerin zihnini hallaç pamuğu gibi karıştırıyordu. Halkın hastalıktan korkutularak aşıya yönlendirildiğini ve aşıdan birilerinin her nasılsa rant elde ettiğini iddia ediyordu.
Bakanlık yapmış bir hekim olarak, mevcut bakanlık eğer ekonomik hesaplarla alması gereken önlemleri almazsa eleştirmesi gerekirken , tedricen yapılacak olan aşı alımının sağlığımızı koruma açısından gerekliliğini değil maddi karşılığını ön plana çıkarmakta idi.
Hastalıkla ilgili felaket senaryosu oluşturmakla suçlanan Sağlık Bakanımız maalesef haklı çıkmıştır. Hastalık ve ölüm haberlerini üzüntüyle takip ediyoruz.. Hekim olmalarına rağmen, siyasi veya başka mülahazalarla aşı ve hastalık konusunda kafa karışıklığı meydana getirenler toplum sağlığına karşı ciddi bir vebal üstlenmişlerdir. Ancak feraset ve basiret konusunda eski siyasetçileri her zaman geride bırakmış olan halkımız bu konuda da aklı selim ile karar vermektedir. Kimin doğru söyleyip samimiyetle sağlığımızı korumak için çabaladığını takip etmektedir.
Bu hastalık hepimizin sorunudur. Bu soruna karşı gelişmiş dünya ülkelerinin yaptığı bilimsel metod ve tedbirlerle korunmaya çalışmak durumundayız Bu vesile ile hastalık ve aşı konusunda kısa bir bilgiyi tekrarda olsa hatırlatmak yerinde olacaktır . Panik ve endişeye gerek yoktur.
Gereksiz endişeler hem kendimizin hastalığını olumsuz etkileyerek, hemde toplumsal hassasiyeti arttırarak tedavi sürecini zorlaştırabilir. Bağışıklık problemi olmayan hastalarda zaten istirahat ve vitamin tedavileri ile gelip geçecek bir hastalıktır. Gebeler, 2 yaşından küçükler, kanser, kronik akciğer , kalp ve böbrek hastalığı olanlar , 65 yaşından büyükler bu hastalık konusunda daha tedbirli olmalıdır.
Öncelikle bu hastalığın hızlı bir şekilde yükselen ve en az 3 gün, 38 °C nin üzerinde ateş ve genel durum bozukluğu ile seyreden bir süreç olduğu bilinmelidir.
Başka bir nedenle açıklanamayan koltuk altı 38 °C dereceyi geçen ateş ile birlikte
“Yaygın vücut ağrısı ,Boğaz ağrısı, Baş ağrısı, Burun akıntısı, Öksürük, Solunum güçlüğü
Kusma, ishal” şikayetlerinden en az birinin mevcut olması bu hastalıkla ilgili şüphe uyandırmalıdır.
Solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, bilinç bulanıklığı, ciddi ve inatçı kusma, genel durumunda kötüleşme, 3 günden fazla süren ateş bu hastalığın ciddiyetine ait belirtilerdir.
Aşı konusuna gelince genel bir tanım olarak aşı maddi karşılığı ifade edilemeyecek önemde bir koruyucu hekimlik uygulamasıdır. Bir hemşirenin meslek hayatında, mesleğini icra ederken, aşı yaparak kaç tane çocuğu, nasıl zor durumlardan ve hastalıklardan korumaya sebep olduğu, kendisinin bile kesinlikle ihata edemeyeceği, gaybi bir iyilik ve hizmettir.
Örneğin çocuğu çocuk felcine, vereme karşı koruyan aşının maddi karşılığını rakamlarla ifade etmek mümkün değildir. Her Sağlık Bakanının aşıyı böyle değerlendirdiğinde şüphe yoktur.. Günümüzde sağlık ocaklarımızda birçok aşı ücretsiz olarak uygulanmaktadır. Uygulanan kampanyalarla kızamık dahil bir çok hastalık neredeyse tıbben eradike edilmiş yani kökü kazınmış durumdadır.
Mevsimsel grip veya H1N1 virüsü için geliştirilen aşılar zaten belli risk gruplarına önerilir. Koruyuculuğu diğer aşılar kadar yüksek değildir.. Her aşının, ilacın ve tıbbi müdahalenin olduğu gibi bu aşınında nadir görülen istenmeyen yan etkileri olabilmektedir. Ancak böyle virütik enfeksiyonlara karşı daha etkili bir korunma maalesef mevcut değildir.
Bu koruma etkisini değil ısrarla nadir yan etkileri ve yolsuzlukla ilgili komplo teorilerini ön plana çıkarmak halkımızda ister istemez bir kafa karışıklığı oluşturmuştur. Bu aşı WHO ( Dünya Sağlık Örgütü) tarafından önerilip,gelişmiş ülkelerde dahil bir çok ülkede uygulanan bir korunma metodudur. Osman Durmuş’ta dahil hiçbir sağlık bakanının veya hekimin böyle bir konuda rant ve çıkar hesabı yapacağını veya nadir yan etkileri nedeniyle halkı bu korunmadan mahrum bırakacağını düşünmek istemiyoruz.
Sonuç olarak : Domuz gribi tartışmaları sırasında halkımızın önünde yine iki anlayış türü kendisini göstermiştir. Biri siyasette, medyada boy gösteren, tüm sorunlara sığ ve derinliksiz bakan, şahsi ikbal hesapları ile kafa karışıklığını ve çözümsüzlüğü arttıran sorumsuz anlayıştır. Bu anlayış geleceği görmeyen ve ülkenin hassasiyetlerini okuyamayan, çözüme değil gösterişe yönelik sığ bir tavırla hareket etmektedir.
Dünya dengelerinde hakettiği yeri alma istikametinde yelken açan yeni Türkiye’de bu eski, kavgacı, gerçekleri halkımızdan gizleyen anlayışın devam etme şansı yoktur. Sorumluluk anlayışı ile sorunları çözme iradesi ve gayreti içinde olan anlayış milletimizin geleceğini şekillendirecektir.
Her sorunda faturayı esas ödeyen halkımızdır. Kendi kesesinden cömertlik yapan sorumsuz yaklaşımları ve gözünün önünde cereyan eden tartışmaları basiretle ve ibretle izlemektedir. Gerçeklerin üzerini örtmek artık eski günlerdeki gibi kolay değildir . Çözüm beklediği konularda sorumlulardan gerekli irade ve kararlılığı beklemektedir.
Saim ŞENDİL / Haber 7
saimsendil@yahoo.com