10 Kasım 2009 22:30
- 82 Yorum
- 20,615 Okunma
TBMM Genel Kurulu'nda demokratik açılımla ilgili genel görüşmeye ilişkin konuşmalar sürüyor. İçişleri Bakanı Atalay, CHP adına Onur Öymen ve MHP adına Oktay Vural'dan sonra DTP'li Kışanak kürsüye çıktı.
İçişleri Beşir Atalay, demokratik açılımı baştan beri sadece AK Parti iktidarının meselesi olarak görmediklerini belirterek, ''Bunu, partiler üstü bir milli mesele olarak gördük. Biz, demokratik açılımı başlattığımız andan itibaren, hiçbir illegal oluşumu muhatap almayacağımızı açıkça ilan ettik ve kesinlikle almadık'' dedi.
Atalay, Genel Kurulda ''Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'' konulu Genel Görüşme önergesinin öngörüşmesinde, Hükümet adına söz aldı.
Demokratik açılım konusunda neden ''Genel görüşme'' önerilerini açıklamak için söz aldığını ifade eden Atalay, şunları söyledi:
''Yüce Mecliste tarihi oturumlardan birini daha gerçekleştiriyoruz. Bu Meclis, en olumsuz koşullarda kurulmuş, Kurtuluş Savaşı'nı yönetmiş ve milletimizi zafere ulaştırarak Cumhuriyetimizi ilan etmiştir. Ülkemizin en hayati meseleleri, kurulduğu günden beri bu çatı altında tartışılmıştır. Bu vesileyle Meclisimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusunu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü vefat gününde bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz.
Açılımın sahibi ve adresi olarak hep Yüce Meclisi işaret ettik. Muhatabımızın millet ve milletin temsilcileri olduğunu vurguladık. Konunun milli iradenin ve demokrasinin tecelligahı olan Meclisin çatısı altında tüm boyutlarıyla tartışılacağını ve çözüm yollarının bulunacağını söyledik.
Yüce Meclisin mehabetine yakışır şekilde bu görüşmeyi gerçekleştireceğimizden ve konuyu aziz milletimizin beklentileri doğrultusunda seviyeli bir üslupla tartışacağımızdan kuşku duymadığımı belirtmek isterim.
Ayrıca, şunu da ifade etmek isterim ki biz demokratik açılımı baştan beri sadece AK Parti iktidarının meselesi olarak görmedik. Bunu partiler üstü bir milli mesele olarak gördük. Bu nedenle de her fırsatta muhalefet partilerinin katkılarını almak istedik. Onlara açık çağrılar yaptık, randevu taleplerinde bulunduk. Ancak maalesef bazı muhalefet partilerimiz bu taleplerimizi geri çevirdiler.''
Atalay, buna rağmen, bu meselenin Meclis çatısı altında tartışılarak iktidarı ve muhalefetiyle milletin temsilcilerinin görüşlerini almak istediklerini belirterek, ''Nitekim, Genel Görüşme anayasal sistemimizde hükümeti denetleme yollarından biri olduğu halde, Yüce Meclisi bilgilendirmek ve muhalefetin görüşlerini dinlemek maksadıyla bu önergeyi Hükümet olarak biz verdik'' dedi.
-MUHALEFETİN GÖREVİ-
Çoğulcu demokratik rejimlerde muhalefetin görevinin, iktidarı sadece eleştirmek olmadığını, muhalefetin, toplumsal sorunları çözmeye yönelik görüş ve önerilerini kamuoyuna sunmak göreviyle de karşı karşıya olduğunun unutulmamasını isteyen Atalay, şöyle devam etti:
''Demokrasilerin olmazsa olmazı muhalefettir. Zira, iktidar her rejimde muhalefet ise sadece demokrasilerde vardır. Ancak çağdaş demokrasilerde muhalefet sorunun değil, çözümün bir parçasıdır. Sadece sorunun parçası olan ve toplumsal meseleler konusunda hiçbir projesi ve gelecek tasavvuru olmayan muhalefetin kimseye faydası yoktur.
Temenni ederim ki bu görüşme vesilesiyle muhalefetimiz, demokratik açılım konusunda şu ana kadar hükümetimizden esirgediği yapıcı önerilerini, alternatif projelerini ve çözüme yönelik katkılarını da bizimle paylaşır.
Biz, asırlardır kardeşçe birlikte yaşayan, cephelerde omuza omuza savaşan, acıyı ve mutluluğu paylaşan bir milletiz. Aziz Türk milletinin kardeşlik duygularını zayıflatmak, evlatlarını birbirine düşürmek, birlik ve dirliğimizi bozmak için bin bir türlü oyunlar oynanmıştır. Ancak, milletimizin birlikte yaşama arzusu, engin sağduyusu, basiret ve feraseti sayesinde her defasında bu oyunlar bozulmuştur.
Başlattığımız tarihi açılımın anlam ve önemini kavrayabilmek için birliğimize kasteden bu oyunları ve bugün nasıl bir meseleyi çözmeye çalıştığımızı bilmemiz gerekiyor. Özellikle son çeyrek asırda kanlı ve tahrip edici bir hale gelen, buna karşın çözümü sürekli ertelenen, ertelendikçe de daha karmaşık ve içinden çıkılamaz hal alan ciddi bir terör meselesiyle karşı karşıyayız.
Bu meselenin tanımlanması ve kaynakları konusunda ne düşünürsek düşünelim, üzerinde herkesin birleştiği, hepimizi yaralayan bir gerçek vardır. O da bu meselenin ülkemize ve insanımıza her bakımdan kaybettiren, on binlerce insanımızın canına mal olan, kaynaklarımızı ve enerjimizi tüketen yakıcı bir mesele olduğu gerçeğidir.''
-''GERÇEKLE YÜZLEŞİLMESİ''-
''Artık, bu gerçekle yüzleşilmesi ve milletimize yıllardır acı çektiren bu sorunun palyatif tedbirlerle değil, gerçek ve kalıcı müdahalelerle çözüme kavuşturulması gerekmektedir'' görüşünü dile getiren Atalay, diğer tüm kronik meselelerde olduğu gibi, terör meselesinin de cesaret, samimiyet ve kararlılıkla çözülebileceğine inandıklarını belirtti.
Bu anlayışla, yıllardır devam eden terörün sonlandırılması, temel hak ve özgürlükler alanının genişletilmesi, birlik ve dirliğin pekiştirilmesi amacıyla demokratik açılım çalışmalarını başlattıklarını anlatan Bakan Atalay, şunları kaydetti:
Demokratik açılımı, devletin tüm kurumlarını ve milletin tüm kesimlerini içine alacak şekilde, bir devlet politikası olarak ve mümkün olan en geniş katılımla yürütmeye çalışıyoruz. Süreç içerisinde, ortak aklın ortaya konması ve sorunun çözümü konusunda geniş bir mutabakat sağlanabilmesi için, ilgili tüm devlet kurumlarının temsilcileriyle, siyasi partilerle, meslek odalarıyla, sivil toplum örgütleriyle, bilim adamları ve gazeteci-yazarlarla bir dizi görüşmeler ve toplantılar yaptık. Biz, demokratik açılımı başlattığımız andan itibaren, hiçbir illegal oluşumu muhatap almayacağımızı açıkça ilan ettik ve kesinlikle almadık.
Görüşmelerde bulunduğumuz kurum, kuruluş ve kişiler bu sorunun mutlaka çözülmesi, ancak, bu iş yapılırken bizim de her fırsatta üzerinde durduğumuz hassasiyetlere dikkat edilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.
Baştan beri şunu söylüyoruz. Bu ülkede aklı başında olan hiçkimse, Anayasanın değiştirilmesi teklif edilemez esasları olan devletin bütünlüğünü, resmi dilin Türkçe olduğunu, bayrağın ay yıldızlı bayrak olduğunu ve milli marşın İstiklal Marşı olduğunu tartışamaz.
Yüce Meclisin huzurunda bir kez daha ifade edelim ki, demokratik açılım üniter yapımızı, birlik ve bütünlüğümüzü bozacak hiçbir unsur ihtiva etmemektedir, etmeyecektir. Aksine, bu bir Milli Birlik ve Kardeşlik Projesidir.''
-''AK PARTİ RAKİPSİZ''-
Atalay, AK Parti'nin, ülkenin her bölgesini ve kesimini temsil eden bir Türkiye partisi olduğunu belirterek, ''Bu konuda da maalesef rakipsizdir. AK Parti dışındaki tüm partiler, bölge partileridir'' dedi. Atalay'ın bu sözleri üzerine, CHP milletvekilleri ayağa kalkarak pankart açtılar. TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, birleşime bir süre ara verdi.
Verilen aradan sonra söz alan Bakan Atalay, Mecliste tartışma çıkmasını ve polemik yaşanmasını amaçlamadığını belirterek, konuşmasına devam etti. ''İşte tam da bundan dolayı, Türkiye;nin birlik ve beraberliğinin en büyük güvencesi ve sigortası partimiz ve hükümetimizdir. İşte bunu demek istemiştim ama dinlenilmedi'' diye konuştu.
Demokratik açılımın hedeflerinden birinin, her türlü görüşün barışçıl şekilde ifade edilebildiği, çözüm önerilerinin karşılıklı hoşgörü içinde tartışılabildiği, çoğulcu ve özgürlükçü bir ortamın sağlanması olduğunu anlatan Atalay, şöyle konuştu:
''Bu hedefin büyük ölçüde gerçekleştiğini görmek bizi ziyadesiyle memnun etmektedir. Yaklaşık dört aydır, her platformda açılım tartışılmaktadır. Belki de tarihimizde ilk kez, önceden tabu olarak görülen meselelerimiz bütün yönleriyle konuşulmaktadır. Aydınlar, sivil toplum örgütleri, meslek kuruluşları, basın mensupları, siyasi partiler, vatandaşlarımız, kısacası toplumun tüm kesimleri büyük bir olgunlukla ve karşılıklı anlayışla kronikleşmiş sorunları tartışmaktadır.
Bu durum, fırtınalı günler yaşayan genç demokrasimizin geldiği aşamayı göstermesi bakımından son derece olumlu bir gelişmedir. Elbette farklı görüşler, korkular ve kaygılar olacaktır. Demokratik toplumlarda farklılıkların olması son derece normaldir. Burada önemli olan, birbirimizin hak ve hukukuna saldırmadan, karşılıklı anlayış ve hoşgörü içerisinde medeni insanlar olarak meselelerimizi tartışabilmektir.
Bazı olumsuz ve yıkıcı tavırlara rağmen, milletimizin sağduyusu sayesinde bunu önemli ölçüde başardığımızı söyleyebiliriz.
Biz istiyoruz ki, Meclisimiz toplumda oluşan bu karşılıklı anlayış ve şefkat dilinin gelişmesine öncülük yapsın. Buradaki konuşmalar, topluma kin, nefret ve düşmanlık değil, birlik, kardeşlik ve şefkat duyguları yaysın. Milletimize yıkıcı, olumsuz ve karamsar mesajlar yerine, olumlu ve kucaklayıcı mesajlar verelim. Milletin, temsilcilerinden istediği kavgayı ve düşmanlığı körüklemeleri değil, sevgi ve kardeşliği teşvik etmeleridir.
Milletimizin bu isteğine uygun hareket ettiğimizde, inanın Yüce Meclis üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmiş olacaktır. Gelin, bu milli meselede parti menfaatlerimizi ve siyasi hesaplarımızı bir kenara bırakalım. Milletimizi tüm renkleriyle kuşatan, hiçbir kişiyi ve kesimi ötekileştirmeyen, kardeşlik duygularımızı pekiştiren bir siyasi şefkat dilini hep birlikte inşa edelim. Yüce Meclis, buna öncülük etsin.''
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, ''demokratik açılım'' kapsamında atılacak adımları, genel görüşme istemi ile ilgili önergenin kabulü halinde, iki gün sonra (Perşembe günü) açıklayacağını söyledi.
TBMM Genel Kurulunda ''demokratik açılım'' konusunda hükümet adına konuşan Atalay, AK Parti olarak, iktidara geldikleri günden beri terörün kabul edilemez, mazur görülemez, tahammül edilemez olduğunu devamlı vurguladıklarını belirterek, ''Hükümet olarak, bu konuda kararlı olduk ve terörle mücadelede en ufak bir zafiyet göstermedik, bundan sonra da göstermeyeceğiz'' dedi.
Terörle mücadele eden güvenlik güçlerine, sınır ötesi operasyon yapma yetkisi dahil, gerekli her türlü imkanı sağladıklarını, bugüne kadar da güvenlik güçlerinin, terörle mücadelede üzerlerine düşen görevi fedakarca ve başarılı bir şekilde yerine getirdiklerini ifade eden Atalay, ''Kendilerine milletçe şükran borçluyuz'' diye konuştu.
Terörle mücadelenin sadece güvenlik tedbirleriyle başarıya ulaşamayacağı, meselenin diğer boyutlarının da başarılı bir şekilde ele alınması gerektiğinin artık herkes tarafından kabul edilen bir gerçek haline geldiğini belirten Atalay, ''Başlattığımız Demokratik Açılım, terörü tüm boyutlarıyla ve bir bütün olarak ele almaktadır. Dolayısıyla, açılım süreci terörle mücadeledeki zafiyetin değil, tersine kararlı ve azimli mücadelenin bir sonucu ve gereği olarak anlaşılmalıdır'' dedi.
İçişleri Bakanı Atalay, terörle mücadele ederken, binlerce şehit verildiğini, binlerce güvenlik görevlisinin gazilik mertebesine ulaştığını, binlerce vatandaşın hayatını kaybettiğini, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünü, bu mücadeledeki kararlılığın şehit ve gazilerin fedakarlıklarına borçlu olunduğunu ifade ederek, ''Bu vesileyle, bir kez daha tüm şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi de minnetle anıyoruz. Şehitlerimizin geride bıraktıkları emanetleri ve gazilerimizi başımızın tacı olarak görüyoruz. Onların istismarına ve incitilmesine asla müsaade etmeyeceğimizi de bir kez daha ifade ediyoruz'' diye konuştu.
Terörün, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de büyük acılar yaşattığına vurgu yapan Atalay, millet olmanın gereğinin, bu acıları paylaşmayı ve birlikte yas tutmayı başarabilmek olduğunu kaydetti. Atalay, ''Biz bunu yaptık ve yapıyoruz. Ancak artık acıların da bitmesini istiyoruz. Şehit ve gazilerimize yenileri eklenmesin diyoruz. Daha fazla ana ve babanın yürekleri dağlanmasın istiyoruz. Paylaşılacak yeni acılar, yası tutulacak yeni kayıplar istemiyoruz. Kısaca, artık yeter diyoruz'' dedi.
-''ÇATIŞMA LOBİSİNİN DEĞİRMENİNE SU TAŞIYORLAR''-
İçişleri Bakanı Atalay, kronikleşen terörün; bir süre sonra belli kesimlerin varlığından ekonomik, kurumsal veya siyasi rant devşirdikleri devasa bir sektör haline geldiğini söyledi. Atalay, bu kötülük sektörünü besleyen, terörün sonlandırılmasına yönelik her adımı boşa çıkarmak için canla başla çalışan bir ''çatışma lobisi''nin varlığının millet tarafından bilindiğini kaydetti.
Atalay, ''İşte demokratik açılım, sadece teröristle mücadeleyi değil, teröristi üreten ve onu sürekli hale getiren bu çatışma lobisiyle de mücadeleyi esas alan bir süreçtir. Demokratik açılımı, bir bölünme projesi olarak sunmaya çalışıp topluma sürekli bölünme fobisi pompalayanlar, bilerek ya da bilmeyerek bu çatışma lobisinin değirmenine su taşıyorlar'' şeklinde konuştu.
-''DEMOKRATİKLEŞME ÖNEMLİ''-
Özellikle etnik milliyetçiliğe dayanan terörün çözümünde demokratikleşmenin önemli olduğunu düşündüklerini ifade eden Atalay, demokrasinin; özgürlük ve güvenliğin, ''birbirini gerektiren değerler'' olarak kabul edildiği bir yönetim modeli olduğunu, bu iki değerin, birbirine karşıt olmadığını vurguladı. Atalay, ''Tersine özgürlük, ancak güvenliğin sağlandığı bir ortamda mümkündür. Güvenliğin tam olarak sağlanması da, herkesin kendisini devletin eşit vatandaşı olarak hissettiği, 'öteki' olarak görmediği bir özgürlükçü düzenin varlığına bağlıdır. İşte biz, Demokratik Açılımla özgürlük-güvenlik birlikteliği ve uyumunu pekiştirmek istiyoruz. Hedefimiz, herkesin ama herkesin terör ve şiddetten arındırılmış bir coğrafyada kendini güvende ve özgür hissettiği, huzurlu, mutlu ve müreffeh bir ülkeyi adım adım inşa etmektir'' dedi.
-''TÜRKİYE'NİN PRANGALARINDAN KURTULMASI SAĞLANACAK''-
İçişleri Bakanı Atalay, demokratik açılımı başlattıkları andan itibaren, daha ilk basın toplantısında hedefleri açıkça ortaya koyduklarını, buna rağmen, ''açılımın hedeflerinin belirsiz olduğu, binilen geminin rotasının belli olmadığının söylendiğini'', bu nedenle, Meclisin huzurunda bu hedefleri yeniden hatırlatmakta fayda gördüğünü, daha kapsamlısını Perşembe günü anlatacağını kaydetti.
Atalay, şunları söyledi:
''Her şeyden önce, Demokratik Açılım, Büyük Türkiye;nin ayağındaki prangalardan kurtulmasını sağlayacaktır.
İktidara geldiğimiz tarihten itibaren hedeflediğimiz Büyük Türkiye, milletimizin her ferdinin daha müreffeh, daha eşit ve daha özgür olarak yaşadığı bir ülkedir. AK Parti olarak bunun inşası ile meşgulüz.
Büyük Türkiye, komşularıyla sıfır sorun politikası izleyen, bölgesinde güvenliğin ve barışın teminatı olan ve küresel meselelerde belirleyici siyasi aktör olarak kabul edilen bir ülkedir.
Büyük Türkiye, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere, uluslararası organlarda yer alan ve dünya politikasında söz sahibi olan ülkedir.
Büyük Türkiye, kısa bir süre önce G-20 zirvesinde diğer büyük ülkelerle küresel meseleleri tartışan ve karar mekanizmasında yer alan ülkedir. Biz bu günleri çok özlemiştik, çok. Bunları ilk defa görüyoruz.''
Küreselleşmenin, tarihte hiç olmadığı kadar iç ve dış politikayı birbirine yaklaştırdığını, birbirini belirleyici hale getirdiğini belirten Atalay, dış politikadaki başarının, içerideki temel sorunların halledilmesine huzur ve barış ortamının konsolide edilmesine bağlı olduğunu kaydetti.
Atalay, ''Bu bağlamda, demokratik açılımın en önemli amaçlarından biri de terörün sonlandırılarak güven ortamının pekiştirilmesidir'' diye konuştu.
Terörün, Türkiye'nin bölgesel ve küresel bir siyasi aktör olarak dünya barışına ve huzuruna yaptığı katkıyı olumsuz yönde etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan Atalay, ''Bu sorunun çözümü, iktidarı ve muhalefetiyle hepimizin özlediği büyük ve güçlü Türkiye;nin önündeki en önemli bariyerin kaldırılması anlamına gelecektir. Diğer yandan, Türkiye;nin yapıcı ve aktif dış politikası sayesinde terör örgütünün uluslararası arenada giderek yalnızlaştırıldığı ve bununla paralel olarak etkisizleştirildiği de bir gerçektir'' dedi.
-''TEKRARINI KİMSE AKLINDAN BİLE GEÇİRMESİN''-
Demokratik Açılım sürecinde birbirine bağlı iki somut sonucun gerçekleşmesinin hedeflendiğini ifade eden Atalay, şöyle devam etti:
''Birincisi, terörün sonlandırılması ya da minimum seviyeye indirilmesi, ikincisi de demokrasimizin geliştirilerek, standardının yükseltilmesidir.
Benzer sorunlarla karşılaşmış olan diğer ülkelerin tecrübeleri göstermiştir ki terörü sonlandırmanın yolu terör örgütünün silah bırakmasından geçmektedir.
Dağdan inişlerin özünde işte bu silah bırakma vardır. Eğer eli silahlı bazı kişiler, silahlarını bırakıp ülkeye geliyorlarsa bu terörle mücadelenin hedeflediği durumlardan biridir.
Buradan hiç kimse kendisi için bir zafer görüntüsü çıkarmaya kalkışmasın. Toplumun çok büyük bir kısmının duygularını rencide edici siyasi şovlar bu meselenin çözümüne değil, ancak çözümsüzlüğüne katkı sunabilir. Biz bunları asla onaylamıyoruz. Tekrarını da kimse aklından bile geçirmesin.
Dağdan inenlerin görüntüsünden mutlaka bir başarı hikayesi çıkarılacaksa, bu demokratik açılımın, milli birlik projesinin ve bin yıldır birlikte yaşayan milletimizin bundan sonra da birlikte yaşama iradesinin başarısıdır.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Herkes kanunların öngördüğü usul ve esaslara uymak zorundadır. Bu konuda hiç kimsenin ayrıcalığı ya da üstünlüğü bulunmamaktadır.
Şunu bir kez daha yüce heyetin önünde ifade etmek isterim; eve dönüş yapan bu vatandaşlarla ilgili bütün işlemler hukuk kuralları çerçevesinde yapılmıştır.
Bu sürecin bundan sonra sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi ve yeni sorunlara sebebiyet verilmemesi için herkesin daha sağduyulu davranması ve aklıselimle hareket etmesi gerekmektedir.''
-''2 GÜN SONRA AÇIKLAYACAĞIM''-
Demokratik açılımın diğer bir temel hedefinin de demokratikleşme olduğunu vurgulayan Atalay, ''Zira biz, terörün de etnik milliyetçiliğin de panzehirinin demokratikleşme olduğuna inanıyoruz'' diye konuştu.
Esasen bu açılımın, özellikle son on yıldır hız kazanmış olan büyük demokratikleşme atılımının aşamalarından biri olduğunu belirten Atalay, ''Bu atılımın bizim iktidarımız öncesinde başladığını, başta dil yasaklarının kaldırılması olmak üzere, idam cezasının kaldırılması, gözaltı sürelerinin kısaltılması ve DGM;lerin sivilleştirilmesi gibi önemli adımlardan bazılarının bizden önceki hükümetler tarafından atıldığını belirtmeyi siyasi kadirşinaslığın bir gereği olarak görüyorum'' dedi.
Atalay, hükümetleri döneminde atılan ve atılacak olan demokratikleşme adımlarını da önergenin kabulü halinde, iki gün sonra (Perşembe günü) anlatma fırsatı bulacağını kaydetti.
Beşir Atalay, ''Son olarak, bir kez daha belirtmeliyim ki demokratik açılım toplumun sadece belli bir kesimine yönelik değildir. Hedef, herkesin daha özgür ve müreffeh bir Türkiye;de yaşamasını sağlamaktır. Bu nedenle demokratik açılımın sloganı 'herkes için daha fazla özgürlük'tür'' diye konuştu.
Atalay, sözlerini, ''Bu süreçte biz, pozitif siyaset anlayışıyla ve iktidar sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Bu nedenle kimseye kapımızı kapatmıyoruz. Çözümsüzlüğü savunarak negatif siyaset yapmanın hiç kimseye faydası olmadığını söylüyoruz'' diyerek tamamladı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, ''Silopi'de başka hukuk, Silivri'de başka hukuk. Sizin devlete başkaldıran insana karşı tahammülünüz var ama Hükümeti eleştirene tahammülünüz yok. Bu mu demokratikleşme anlayışınız?'' dedi.
TBMM Genel Kurulunda ''demokratik açılım'' konusunda verilen genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinde CHP grubu adına konuşan Öymen, Atatürk'ün hayatının 10 Kasım'da sona erdiğini ancak idealleri, hedefleri, ilkeleri ve devrimlerinin ülkenin kalbinde yaşadığını söyledi.
''Bu millet Atatürk'e sahip çıktıkça hiç kimsenin gücü Atatürk'ün eserlerini tahrip etmeye yetmeyecektir'' diyen Öymen, bugün yapılanların Atatürk'ün terörle mücadele politikasına tamamen zıt olduğunu iddia etti.
Öymen, ''Atatürk'ün ölüm yıldönümünde yapılan iş maalesef Türkiye için üzüntü, ibret verici ve hazindir'' dedi. ''Analar ağlamasın'' denildiğini anımsatan Öymen, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Maalesef bu ülkenin anaları çok ağladı. Tarihimiz boyunca çok şehit verdik. Çanakkale Savaşı'nda 200 bin şehidimiz vardı, hepsinin anası ağladı. Kimse çıkıp 'bu savaşı bitirelim' demedi. Kurtuluş Savaşı'nda, Şeyh Sait isyanında, Dersim isyanında, Kıbrıs'ta analar ağlamadı mı? Kimse 'analar ağlamasın, mücadeleyi durduralım' dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Çünkü sizin terörle mücadele cesaretiniz yok.''
''Mecliste, teröristlerle mücadeleyi müzakereye tercih eden Kürt asıllı yüze yakın milletvekili olduğunu'' savunan Öymen, ''Bölgede yaşayan vatandaşlarımızı onlar temsil etmiyor da terörün sözcüleri mi temsil ediyor? Niçin onlarla değil de terörün sözcülüğünü üstlenenlerle müzakere ediyorsunuz? Böyle yaparak teröristleri muhatap alıyorsunuz, terörü meşrulaştırıyorsunuz, farkında mısınız?'' diye sordu.
Türk milletinin hiçbir 10 Kasım'da ''bu kadar üzüntü verici, kasvetli, kahredici bir tabloyla karşı karşıya gelmediğini'' dile getiren Öymen, aylardır ''açılımdan'' söz edildiğini ancak içeriğinden hiç bahsedilmediğini ifade etti.
İngiliz Dışişleri Bakanı'nın ''Kürt açılımını kuvvetle destekliyorum'' dediğini belirten Öymen, ''Biz İngilizler'i tanırız. Bilmedikleri bir şeyi desteklemezler. Demek ki biliyorlar. Bize söylemediğinizi onlara mı söylediniz yoksa?'' diye sordu.
-''YOL HARİTALARINI YIRTARAK TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE ATACAĞIZ''-
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın ''biz illegal hiçbir örgütle görüşmeyiz'' dediğini aktaran Öymen, ''Yani tesadüfen devletin valisi, müsteşarı, hakiminin Habur'a gideceği tuttu'' diye konuştu. Öymen, şöyle konuştu:
''O insanları karşılayanlar arasında PKK bayrağı sallayanlar var. Polis müdahale ediyor mu, etmiyor. Polis kime müdahale ediyor? Bu esef verici olayı ellerinde Türk bayrakları ile protesto eden şehit ailelerine müdahale ediyor. Türk bayrağını şehit ailesinden almaya kim cesaret edebilir? Sadece evladını kaybettiği için ağlamıyor, bayrağını elinden aldığınız için ağlıyor. Nasıl yaparsınız bunu?
Adam dağdan inmiş 'bunlar suç işlememiş' diyorsunuz. Nereden biliyorsunuz? Saldırıların sicilini tek tek tuttunuz mu? Dağa niye çıktılar? Patates soymak, çay servisi yapmak için mi çıktılar? Kim bunların size sicilini verdi. PKK'dan başka kim olabilir?
Sizin hukuk anlayışınıza göre eline silah alan, dağa çıkan adam serbest ama eline kalem alan insanın zindanda yatması normaldir. Silopi'de başka hukuk, Silivri'de başka hukuk... Sizin devlete başkaldıran insana karşı tahammülünüz var ama hükümeti eleştirene tahammülünüz yok. Bu mu sizin demokratikleşme anlayışınız? Silopi için demokrasi var, Silivri için yok, niye? Çünkü onlar hükümeti eleştiriyor. Bu savunulması mümkün olmayan bir yaklaşımdır.''
CHP olarak ''bu oyunlara geçit vermeyeceklerini'' dile getiren Öymen, ''Yutdışında hazırlanan yol haritalarını yırtarak tarihin çöplüğüne atacağız'' dedi.
Genel Kurulda, MHP grubunun, ''demokratik açılım''la ilgili önergenin öngörüşmesinin 12 Kasımda yapılmasına ilişkin önerisi reddedildi.
MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, konuşmalar sırasında sataşma olduğu gerekçesiyle söz istedi. Oturumu yöneten TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'in söz vermemesi üzerine, MHP ile CHP'li milletvekillerin oturdukları yerden sıra kapaklarına vurarak tepki gösterdi. Şahin, ''Sıra kapaklarına vurmak suretiyle ne yapmak istiyorsunuz? Cihazlar bozulabilir. Lütfen'' diyerek milletvekillerini uyardı.
AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan, sataşmaya neden olan konuşmalarına açıklık getirmek için söz aldı. Konuşması sırasında muhalefet milletvekillerinden birinin, ''sen tetikçilik yapıyorsun'' dediğini ifade eden Doğan, ''Atılan lafın hangi gruptan geldiğini bilmiyorum. Ağzımdan MHP veya CHP sözcükleri çıkmadı. Ben laf atana yönelik 'kimin tetikçilik yaptığını milletimiz biliyor' dedim'' şeklinde konuştu.
TBMM Başkanı Şahin, Doğan'ın, MHP'ye yönelik ''CHP Ağzıyla konuşmak yakışmıyor'' şeklinde sözlerine muhalefetin itirazı bulunduğunu belirterek, Doğan'ı, bu konuya açıklık getirmesi konusunda uyardı.
Doğan, ''Bugünkü MHP'nin üslubunu CHP'ye benzettim. Bu konuda beni sınırlayamazsınız. Siz bizi kimlere benzetmiyorsunuz ki biz size bir şey diyor muyuz? Bu benzetmeyi yapmak benim hakkım. Bu hakkımı kimseye vermem kusura bakmayın'' diye konuştu.
-''BU, MEYDAN OKUMAKTIR, RÖVANŞ ALMAKTIR''-
CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay, bugünkü gergin ortamın nedeninin TBMM Başkanı Şahin'in tutumundan kaynaklandığını iddia ederek, Şahin'i, ''açılımla ilgili öngörüşmenin 12 Kasımda yapılması için Hükümetle görüşüp girişimde bulunmadığından'' dolayı eleştirdi.
Öngörüşme tarihini, 10 Kasım olarak belirleyen kişilerin, bugün için ''365 günden bir gün, sıradan, herhangi bir gün, özel önemi yok'' şeklinde beyanatları bulunduğunu savunan Okay, ''Bugün, özel önemi olan bir gün. Cumhuriyetimizin kurucusu, çağdışı kafalardan, yokluklardan, yoksulluklardan ülkemizi kurtaran bir vatan kahramanının ölüm yıldönümü. 'Tatil değil, zaten Meclis çalışıyor, bu da bir denetim konusudur' mantığı var. (Açılım konuşulmaya başladıktan itibaren) 6 ay geçtikten sonra 10 Kasımı Hükümet takvim olarak veriyor. Gerginliğin uzlaşmazlığın arkasında AKP grubunun bu tavrı yatıyor. 6 aydır konuşuyoruz. 10 Kasım olursa Atatürk'ün gününü gölgelersin. Mustafa Kemal'le kavgan var senin'' diye konuştu.
Okay, 10 Kasım dolayısıyla bugün özel gündemlerin belirlendiğini, özel programlarla Atatürk'ün anıldığını belirterek, ''Yarınki haberleri biçimlendirmek için bu günün seçildiğini, bunun bir tesadüf değil bilinçli, sistemli getirilmiş bir tarih'' olduğunu iddia etti.
Okay, şöyle devam etti:
''Öngörüşmenin 12 Kasımda yapılmamasının nedeni ne, aceleniz ne? Geçen hafta neden getirmediniz? Biz 10 Kasımda yapılmasın istiyoruz; yapıyorsanız bu meydan okumaktır, rövanş almadır bu. Hiç kimse bunun masum tarih çakışması olduğunu söyleyemez. Bu ülkede ümmetten ulus yaratan, kuldan özgür birey yaratan Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal'in anıldığı gün bu tartışma açılmıştır. Ne yaparsanız yapın, Mustafa Kemal ve onun eserlerini engelleyemeyeceksiniz.''
TBMM Genel Kurulunda, MHP'nin Grup önerisinin reddedilmesinin ardından CHP grubunun, öngörüşmenin yarın yapılmasına ilişkin önerisinin görüşülmesine geçildi.
DTP'Lİ KIŞANAK'IN SÖZLERİ
DTP Grup Başkanvekili Gültan Kışanak, demokratik açılım görüşmelerinin, aynı zamanda Parlamento ve demokrasi açısından bir sınav niteliği taşıdığını söyledi.
TBMM Genel Kurulunda ''demokratik açılım'' konusunda verilen genel görüşme önergesinin öngörüşmelerinde DTP grubu adına konuşan Kışanak, demokratik açılımın Meclise gelmesini son derece önemsediklerini, bunu, çözüm süreci açısından bir fırsat olarak gördüklerini ifade etti.
Kürt sorununun yıllardır Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında, askeri karargahlarda konuşulduğunu belirten Kışanak, bu sorunun asıl tartışılması gereken yerin Parlamento olduğunu ifade etti.
Kışanak, görüşmenin, aynı zamanda Parlamento ve demokrasi açısından bir sınav olacağını kaydederek, iktidarı ve muhalefeti, Kürt sorunu karşısında sorumlu, vicdanlı, adil, cesur ve kararlı bir tutum içinde olmaya davet etti.
Sorunun siyasi çekişmelere konu olamayacağını anlatan Kışanak, ''Hep birlikte ortak bir çözümü geliştirmek durumundayız. Bu sorun, senin benim değil, tüm Türkiye'nin sorunudur. Kürt'üyle Türk'üyle tüm yurttaşlarımızın bizlerden, Parlamentodan beklentisi, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik temelinde, barışçıl bir çözümdür. Bu nedenle, sorumluluğumuz ağırdır'' diye konuştu.
Kışanak, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasındaki en önemli etkenin, Türk ve Kürt, bütün Anadolu halklarının birlikteliği ve aynı amaç etrafında kenetlenmeleri olduğunu vurguladı.
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran birinci meclisin çoğulcu niteliğinin, milletvekillerinin kendi kimlikleriyle temsilini de beraberinde getirdiğini kaydeden Kışanak, ancak 1924 Anayasasıyla birlikte tersi bir süreç başladığını anlattı. Gültan Kışanak, dinsel, dilsel ve etnik farklılıkların yok sayıldığını, 'tek tip yurttaş yaratma' projesinin devreye konulduğunu iddia etti.
''Günümüzde çağdaş demokrasi ile yönetildiğini iddia eden ve katı merkeziyetçi, tek tipçi ulus-devlet anlayışına sıkı sıkıya sarılan hiçbir ülke kalmadı'' diyen Kışanak, Türkiye'nin dünyadaki bu değişim dönüşüm karşısında, giderek demokrasiden uzaklaştığını savundu.
Türkiye'yi çoğulcu, demokratik bir cumhuriyete, tüm farklılıkları da özgürlüklere kavuşturmak istediklerini ifade eden Kışanak, ''Bu zor değil. Yeter ki hiçbir kimliği red ve inkar etmeyelim'' dedi.
-SİVİL ANAYASA-
Parlamentonun; sivil, demokratik, çoğulcu yeni bir anayasa hazırlığını gündemine alması gerektiğini belirten Kışanak, 1982 Anayasası'nın, anti demokratik olduğunu öne sürdü.
Yeni anayasada, farklılıklar, kültürel zenginlikler, toplumsal bütünlüğün temel harcı olarak görülmesi gerektiğini kaydeden Kışanak, şunları söyledi:
''Herkesin resmi dilin yanı sıra özel ve kamusal alanda kendi anadilini de kullanma hakkına sahip olduğu açıkça ifade edilmelidir. Yerel yönetimleri güçlendiren, bölge yönetimleri kurulmasına olanak tanıyan, yeni demokratik, özerk idari bir yapılanmaya gidilmelidir. Anadilde eğitim hakkı anayasal güvenceye kavuşturulmalı, bu hak eğitim ve öğretimin tüm aşamalarını kapsamalıdır.
Türkçe'den farklı bir dilde eğitim yapan kurumlarda, resmi dil olan Türkçe'nin öğretilmesi sağlanarak, tüm Türkiye halkının ortak iletişim dili olmasına olanak yaratılmalıdır.
Din, mezhep, ırk, etnik köken, cinsiyet, kültürel ve benzeri hiçbir fark gözetilmeksizin, Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese, anayasal vatandaşlık hakkı tanınmalıdır.
Ana hatlarını çizdiğimiz, bu anayasal çözüm yaklaşımımız, Kürt sorununa kalıcı çözüm olanağı yaratacağı gibi, Türkiye'yi de çağın demokratik değerleriyle buluşturacaktır. Yıllarca, yaratılmak istenen 'bölünme fobisinin' ne kadar yersiz olduğu, gündeme getirdiğimiz bu önerilerle bir kez daha, açığa çıkmıştır.''
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ''iyi şeyler'' olacak sözüyle başlayan süreçte, hükümetin sergilediği tutumun her geçen gün kaygılarını artırdığını savunan Kışanak, ''Hükümet şimdiye kadar sadece samimi olduğunu savunarak, kendisine destek verilmesini istedi. Ancak samimiyetinin göstergesi sayılabilecek bir yaklaşım sergilediği ve olumlu bir adım attığı söylenemez'' dedi.
Kaynak: Haber7.com