20 Kasım 2009 00:12
- 3 Yorum
- 4,324 Okunma
Bu eski dünyanın, en eski mabedi olan beyti atik, misafirlerini ağırlıyor
Duyurfurrahman
Rahmanın misafirleri
Bu kelimeyi ilk duyduğum, manasını ilk öğrendiğim zaman nasıl heyecanlandığım, daha dün gibi kalbimde taze
Hala da aynı heyecanı her işittiğimde, okuduğumda duyarım
Eksiklik ve acz içinde olan insanın, âlemlerin yaratıcısına misafir olması, arı duru bir kalble, tüm coşkusu ile yaşanılması gereken elbette fevkalade bir olay
Bir gidene bir daha izin ve fırsat verilmese de, aslında insanın her akıl ve kalb yaşı geliştikçe bir daha yeni baştan her sene yaşanması gereken bir aşk hikâyesi gibidir hac. Hani gönlünde ikinci bahar yaşayan aşığın, gel seni bugünkü aklımla severim şimdi, dediği gibi
Müminin imanı ve yakini arttıkça, kalb gafletten biraz daha arınınca çok daha özel, çok daha başkadır hac
Tüm ibadetler aslında her ne kadar tanımlı izahlı olsa da yinede kalblerde saklı bir sır olarak yaşanır. O amelle elde edilecek kazanımların kaçta kaçına vasıl oldunuz, olamadınız, hep Allah Tebareke ve Teâlâ ile şimdilik aramızda sırdır...
Davet insanın gönlünde hep rağbet ettiği bir temayüldür. Davet ve davet edenin niteliği ne kadar artarsa, davetler ve o davete katılmak da o kadar çekici olur. Davet eden ne kadar itibar sahibi ise davete icabet eden de o kadar itibar görür.
Kul ile Allah arasında yaşanan ilişkinin görünür hali olan ibadetler de, aslında hep Allah’ın kula olan davetidir. Bu davetler muhtelif çeşit ve mertebeden kula sürekli yenilenir. Mevlana Hüdavendigâr,
“Her anı gayri münkasimde size Rabbinizden ‘elestu bi Rabbikum’ gelir”
Diyerek bu davetlerin her nefeste yinelendiğini söyler. Nitekim namazla günde beş vakit ezanla gerçekleşen davetlerin yıllık zirve toplantısı gibi gerçekleşir hac. Hep bir davetçi, davet edilen ve buluşma söz konusudur yani
Sure-i Bakara-186 ayeti kerimede “
benim davetime icabet ediniz
” emrine muhatap olanlarda, büyük sevinç ve mutlulukla bu davete telbiye ile mukabele ederler. ‘Lebbeyk, Allahümme, lebbeyk!’ (Buyur, Ey Rabbim, buyur!) Hamd ve nimet sana aittir. Senin ortağın yoktur.’
Her kime Kâbe nasip olsa, Hüda davet eder,
Her kişi ancak sevdiğini hanesine davet eder
İnananlar için haccın farz olduğunun delili, sure-i Al-i İmran-97. “
Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır
” ayetidir.
Sözlükte hac, maksada ve amaca yönelmeyi yinelemek, umre ise ziyaret demektir. İbn-i Arabi Futûhat-ı Mekkiyye’sinde, Beytullah’a yönelerek kılınan namaz yerinde sabit bir hac gibidir. Aynı şekilde hacda hareket halinde kılınan namaz gibidir, buyurarak çok kalbi bir izaha yer verilmiş ve namaz ile hac arasında hep bir bağlantı kurmuş, namaz bir nur, hac ise kulluktur demiştir.
Tavaf için ise rükûsu ve secdesi olmayan namaz benzetmesi yapmıştır. Haccın rükünlerinin marifetlerini anlatırken “Kudüm tavafından inci, veda tavafından ise mercan çıkar” buyurmuş ve ‘Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız’ ayetine yer vermiştir.
Rivayet edilir ki, Kâbe-i Muazzama’nın tabiat yönünden bitki örtüsü ve akarsular tarafından yoksun olmasının sebebi hikmeti, Allah Tebareke ve Teâlâ’nın manevi olarak verdiği bereket ve hayırlar yönünden çok zengin olmasındandır.
Tavaf ile başlayıp, yine tavaf ile nihayetlenen hacda, diğer ibadetlerde bulunmayan bir sevap bulunduğu gibi, diğer amellerde olmayan ilahi bir tecelli söz konusudur. Hac ve tüm ibadetleri gerçekleştirmenin amacı, kalblerin canlılığını sağlamaktır.
Haccın tüm rükün ve emirleri Allah Tebareke ve Teâlâ’ya tazim ve hürmeti hedefler. O’na karşı kulluğu arz için beytullahın mübarek kapısında şevk ve heyecan ile ilahi lütuf, af ve rıza dilemek, dolayısı ile hacc etmek, tümüyle yakîn kesbetmektir. Bu mübarek belde ve hacca hürmet de saygısızlıkta, Allah’a karşı yapılmış kabul edilmektedir.
Hac menasikleri içinde kendisine hürmet Allah’a hürmet olarak kabul edilen mübarek durak yerleri; Kâbe-i Muazzama’yı tavaftan sonra ayet-i kerimede hakkın nişanları olarak tasvir edilen, cennetin iki kapısı olarak tasvir edilen, duaların kabul edildiği yerler olarak bilinen, Safa Merve arası say etmek vardır.
Daha sonra, yeryüzüne indirildikten sonra Hz. Havva ve Âdem a.s buluştuğu Mekke-i Mükerreme’ye yakın mesafedeki Arafat dağıdır ki, tanıma manasına gelen ‘arefe’ gününde yine ‘kavuşma, buluşma’ manasında olan Arafat vakfesi yapılır. Ayrıca, İbrahim Aleyhisselam’a haccın menasikleri burada vahiy olunduğu için buraya Arafat ismi verilmiş olduğu, İbn-i Abbas Radıyallahu Anhuma’dan rivayet edilmiştir
Arafatın akabinde kendisine varılan Müzdelife ise yine ikinci bir vakfe mekânı olarak Allah’a yaklaştırıcı manasındadır.
Müzdelifenin nihayetindeki bir tepe olan Meş’ar-i Haram’da ibadet nişanı manasında olup, hüccacın gecelediği, hürmet edilen, özel bir mevkidir.
Arafat’tan Müzdelife’ye, Müzdelife’den de, mağfiret ve istiğfarlar dilenerek, Mina’ya inilir. Artık hacı olunmuş, günahlar bağışlanmış ve dualar kabul edilmiş olarak bayram edilir.
Adeta manevi bir şölen olarak niteleyebileceğimiz haccın ardından sanırım en güzeli temiz arı duru bir halde iken Peygamber Efendimizi ziyaret için, Medine-i Münevvere’ye gitmektir
İnşallah siz bu satırları okuduğunuz zaman kutsal vazife için, ben çoktan harem topraklarına vasıl olmuşumdur
Handan ÖZDUYGU / Abu Dhabi
handanozduygu@gmail.com