11 Aralık 2009 11:04
- 3 Yorum
- 2,737 Okunma
Daha önceki yazılarımızdan birisinde Dubai’nin uyguladığı reklam stratejileri sayesinde gerçekte hak etmediği bir ilgiyi gördüğünü belirtmiştik.
O yazımızda belirtmediğimiz bir nokta vardı. O da bu hak edilmeden kazanılan ilgi biraz göz boyama sayesinde gayrimenkullerin fiyatlarına etki ediyor ve belki değerinden bir kaç kat yukarı fiyata satılmalarına imkan tanıyordu.
Tabii bu reklam kampanyaları her şey yolundayken güzel, lakin bu işin bir de her şeyin yolunda gitmediği zaman neler getireceği gerçeği var. Reklam böyle bir şeydir aslında. Özellikle doğrular üzerine bina edilmeyen reklam er ya da geç bina yapanın başına yıkılır.
Dubai’de kriz aslında yeni değil, en az 3 yıldır var. Bu kriz 80 milyar dolarla da sınırlı değil. Fakat metro projesi, dünyanın en yüksek kulesi, dünyanın en lüks oteli projesi, vs ile bu gerçeğin üstü hep örtüldü ve bunda da kısmen başarılı olundu. Zira kimse borç gırtlağa dayanmışken, kriz kapıda hazır beklerken böylesine şatafatlı projelere girişilebileceğine ihtimal vermiyordu.
Krizi basından takip ederken çok farklı nedenlerin yazılıp çizildiğine şahit oldum.
Mesela Dubai krizinin Amerika ile İran’ın diplomatik savaşından kaynakladığını yazanlar oldu. Dubai’ye gözdağı vermek suretiyle İran ile ilişkilerini gözden geçirmesini sağlayacak İran’ın Dubai üzerinden sağladığı ticareti sekteye uğratacaklardı. Bu senaryonun Dubai krizinde gerçeklik payı olabilir.
Olaya farklı bir pencereden bakarak bir kaç neden sıralamak istiyorum.
En önemli neden yazımın girişinde de belirttiğim gibi haksız reklam politikaları ile yatırımcıların yönlendirilmesi.
Dubai World firması da aslında bu yanlış reklam politikaları neticesinde borçlarını zamanında ödeyemez duruma düştü.
Şöyle ki;
Dubai World firması uzun soluklu projeler için kısa vadeli kredi alırken düşüncesi, Dubai’nin reklam politikaları sayesinde daha projelerin başlangıç aşamasında satışları gerçekleştirecek ve finans kaynağı sağlamış olacaktı. Bu öngörülerinde global ekonomik krizden dolayi projelerini pazarlayamaz hale gelmis ve dolayısıyla finans akışlarını sekteye uğratmışlardı. Üstelik pazarlayabildikleri projeleri, proje öncesi öngördükleri fiyatların çok altında fiyatlara satabiliyorlardi.
Aslinda bu gerçek sadece Dubai world firması için geçerli değil. Dubai world firmasının devlet iştiraki olması bu kadar ses getirmesine yol açtı. Özellikle inşaat alanında bir çok firmanın durumu ayni.
Türk firmaları için de durum çok farklı değil. Devletle iş yapan firmalar ödeme alamamaktan uzun suredir şikayetçi. Sürekli işçi çıkarmalar yaşanıyor.
Özelde Dubai’nin, genelde BAE’nin yapmış olduğu en büyük hatalardan birisi de eskilerin tabiriyle ayağını yorganına göre uzatmamasıdır. Global ekonomik konjonktür göz önüne alınmadan bir çok dev projeye girişildi.
Genel olarak yatırım planlanırken finansman, yapılabilirlik ve zamanlama önem arz etmektedir. Bu perspektiften bakınca Dubai, yapmış olduğu yatırımların finansmanının planlamasında, yapılabilirlik derecesinde ve zamanlamasında hata yaptı.
Yatırım yaparken her zaman hedef ‘EN’ iyisi, dünyada ‘TEK’ ve sadece bizde mantığı olmamalıdır. Dubai’de devlet yatırımları hep aynı mantıkla ‘EN’ler üzerine kuruludur. Bu ‘EN’lerle nereye kadar gidilebileceği aslında hep merak konusudur.
Dubai’nin kalkışmış olduğu dev projelerin arka planında aslında biraz da panik havası mevcuttur. Çünkü Dubai yönetimi de doğal zenginliklerin bir gün biteceğinin farkında. Bu panik havası içinde bütün bu kaynaklar bitmeden Dubai’yi daha cazip hale getirmek için yukarıda da belirttiğim ‘EN’ li bir suru projeye girdiler.
350 milyar dolarlık bir inşaat yatırımı, gayri safi yurt içi hasılası 250 milyar dolar civarında ve dış borcu 150 milyar dolardan fazla olan bir ülke için çok riskli bir yatırımdır.
BAE’de her ne kadar yaklaşık 7 milyon insan yaşasa bile bunun sadece 1.5 milyon kadarı yerli nüfustur ve geri kalan kısmı bir gün mutlaka buradan gideceğini düşünen ve burada bulunduğu süre içinde ne kazanırsam kardır mantığıyla çalışan çoğunluğu fakir Asya ülkelerinden gelen işçi sınıfıdır. Bu kalabalık biraz da inşaat yatırımlarının arka planında yatan bir nedendir. Halbuki, bu kalabalık geçicidir ve o kadar bina yığınının bir süre sonra işlevsiz kalacağı aşikardır.
Dubai’de devlet yetkilileri, medyanın Dubai’deki krizi gözünde çok büyüttüğünü söylüyor ve bundan yakınıyorlar.
Aynı oranda dünyanın başka yerlerinde meydana gelen krizlerin medyanın ilgisini çekmediğini söylüyorlar. Tabii onlar bunu söylerken insan, medya sizi pohpohlarken iyidi de şimdi mi kötü oldu demekten kendini alamıyor.
Hükümet tarafında 2012 sonunda Dubai’de işlerin yoluna gireceği konusunda beklenti var. Bunu söylerken kullandıkları arguman da çok ilginç, diyorlar ki ;bir cok uluslararasi firma islerini Dubai üzerinden yönetiyor. Bu doğru, ancak bu şirketlerin gelecekte de Dubai’de kalmaya devam edeceğini kim garanti edebilir?
Dubai, coğrafi olarak hemen hemen kendisi ile aynı özelliklere sahip diğer şehirler şimdiye kadar atılım yapmadığı için ilgi odağı olmuştu. Gelecek Dubai için aynı derecede parlak olur mu acaba?
Dünyada belli zamanlarda, belli ülkeler gerek konjonktürün getirdiği avantajları kullanarak, gerekse de en gelişmiş reklam tekniklerini kullanarak populeritelerini artirabilir ve çekim merkezi olabilirler. Orta doğuda bir zamanlar Kuveyt öyle bir çekim merkezi idi. Sonra BAE’nin ismini çok duyar olduk. Şimdi ise BAE’de kriz ile yatıp kriz ile kalkmaya başladı. Artık krizin gizlenecek bir tarafı kalmadı.
Şimdi zaman yine eskilerin tabiriyle attan indikten sonra yürümeyi öğrenebilmenin zamanı...
Ahmet İNCE / Dubai / Haber 7
ahmetcec@hotmail.com