Bir süredir açılım ve terörle yatıp kalkarken ülkemizin, Dünya Bankası tarafından yayınlanan son raporda 2010‘da krizden ilk önce çıkacak ülkeler arasında sayıldığını okuduk.
Gerçekten ülkemizin dünyada giderek artan itibarıyla, istikrarı ve ekonomisiyle daha güzel günlere doğru gittiği yolunda ümide kapılır olmuştuk. Yıllardır canımızı yakan, ocaklar söndüren, ekonomimizi içten içe kemiren, bizi içine kapalı bir toplum haline getiren terörü hallederek gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşma yolculuğumuza devam etmek istiyorduk.
Maalesef; nedense böyle milletçe ümide kapıldığımız günlerde olduğu gibi ülkemiz yine üzücü eylemlerle, suikastlerle gergin bir atmosfere girmiş ve yeni patinajlara sürüklenmiş gibi görünmektedir. Basiretiyle bizleri her zaman şaşırtan, doğulusu, batılısı, solcusu, sağcısıyla, hepsinin yüreğinde vatan sevgisi, ana şefkati, baba feraseti bulunan kamuoyumuzun sağduyusu ile İnşallah bu günlerde geçecek ve ülkemiz, problemlerini çöze, çöze yolculuğuna devam edecektir
Bir çok hassasiyetlerle kangren olmuş bu sorunlar yumağı çözülmeden Türkiye’ nin demokratikleşmesi, ekonomik olarak ayağındaki prangalardan kurtulması zor görünmektedir.
Bir taraftan terörle, zaafa düşmeden mücadele edilirken, bir taraftan da terörü besleyen sosyal, ekonomik ve toplumsal aksaklıkların giderilmesi, meşhur tabirle dağa çıkışların önlenmesi gerektiğini bütün sosyologlar ve siyasiler ifade ediyorlar.
Terörden beslenen, sayısı az ama tahribatı çok kesimlerin dışında kalan herkesin katılacağı bu düşünceler sanırım hükümetin bu konudaki çıkışının hareket noktasını oluşturmaktadır. Doğu ve Güneydoğu’ daki illere ayrılan ödeneklerde pozitif ayrımcılık denebilecek ölçüde cömert davranan, eski hükümetlerin görmezden geldiği bu soruna siyasi risklerine rağmen el atan, “artık analar ağlamasın” diyerek yola çıkan hükümetin samimiyeti ve iyiniyeti konusunda kamuoyunda sanırım tereddüt mevcut değildir.
Nitekim en son konulan ismi “Milli Birlik ve Kardeşlik projesi“ açılımın niyetini daha açık ortaya koymaktadır.. Açılımla ilgili muhtelif niyetler ve yönlendirmeler olabilir. Hükümetin bu süreci gerçekten annelerin gözyaşlarını dindirme ve terörü bitirme istikametinde dirayetle yönetmesini bekliyoruz. Tereddüt yaşayanların korkusu sürecin seyri ile ilgili endişelerden ve yeterli aydınlatılmamaktan kaynaklanıyor olabilir.
Her vicdan sahibi teslim etmektedir ki kangren olmuş yaraların acıya sebep olmadan tedavisi zordur. Yani suçluyu suçsuzdan, teröristi vatandaştan ayırarak, süreç konusunda kafalarda oluşan soru işaretlerini gidererek azami dikkatli bir kriz yönetimi gerekmektedir. Hem ülkemizin provokasyonlara açık sosyal yapısı hem de terör sorununun yıllardır biriken hassasiyetleri göz önüne alındığında bu konuda kalıcı bir çözüme ulaşmanın zorluğu aşikardır.
Bu süreç kafalardaki soru işaretleri giderilerek, tüm şeffaflığıyla kamuoyu ile paylaşılıp, milletimiz tarafından doğru anlaşıldığı ve karşılık bulduğu ölçüde çözüme doğru ilerleyecektir. “Milletimiz” ifadesi ile Çanakkale’de yan yana yatan tüm ecdad torunlarını, aynı iklimi, aynı gökyüzünü ve toprağı, aynı kaderi paylaştığımız, daha geçen bayramı kucaklaşarak, acıları paylaşıp, imkanları bölüşerek geçirdiğimiz tüm vatandaşlarımızı kastettiğimi izah etmeme sanırım gerek yoktur.
Benzeri satırları muhtelif köşe yazılarında bol miktarda okumuş olabilirsiniz. Benim burada, ilave olarak dikkat çekmek ve hatırlatmak istediğim konu ; Yılmaz Erdoğan’ın bir televizyon programın daki beyanlarından hareketle, terör sorununun çözümünde dinimizin ve ortak manevi, kültürel değerlerimizin önemidir. Sağduyuyu temsil eden sessiz çoğunluğun, kültür ve inancımızın, dinimizin kaynaştırıcı rolü konusundaki beklentilerinin, bu konuda ayrıntıya girmeyen Yılmaz Erdoğan’dan daha da fazla olduğunu zannediyorum.
Kendisi Hakkari’de doğup Ankara’da büyüdüğünü, ülkenin meselelerine hangi açıdan bakılacağını bildiğini ifade ediyor. Türk olarak da, Kürt olarak da meselenin nerede durduğunu gördüğünü ve bu konuda empatisinin çok geniş olduğunu anlatıyor..
Sokak eylemleri konusunda "Canımız yanıyor ama sakin olmalıyız. Sükunete ihtiyacımız var." yorumunu yapan Erdoğan’ın şair ve sanatçı yönünü de işin içine katarsak bu konudaki görüşlerinin ideolojik veya etnik kaygılardan değil insani endişelerden kaynaklandığını ve bir sağduyuyu ifade ettiğini söyleyebiliriz.
Çözüm önerilerinin ortasına anaların sağduyusunu oturtuyor. “Edirne'den Hakkari'ye sağduyulu insanlar,analar var. Onların “artık bu işi çözün” dediğini duyuyorum. 25 yıllık çatışma üstüne bu tıkanıklık normal. 25 yıl çatışmaya harcadıysak 5 yıl da barışa zaman harcayalım. Kazanmak zor, kaybetmek kolay" diyor.
Din adamlarının daha aktif olması gerektiğini söylüyor. Gerçekten dinimiz, inançlarımız ve ortak kültürümüz bizi birbirimize bağlayan önemli bağlarımızdandır.
Paylaştığımız inancımızın öğretileri insanların kendi tasarruflarında olmayan unsurları, yani nerede, nasıl doğduğunu değil nasıl yaşadığını sorgulamaktadır. Terörü besleyen menfi milliyetçilik yani ırkçılık konusunda tüm insanlara “ Ey İnsanlar ! Rabbiniz bir, babanız birdir.
Hepiniz Adem’ in soyundansınız. Adem’de topraktandır. Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü ancak takva iledir” diye seslenmektedir. Bu konudaki bir ayet yine tüm insanlara” Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletler ve kabileler kıldık.” şeklinde seslenmektedir.”
İnancımız kazanılan bilgiyi, erdemi, selim bir kalbi sorgulamaktadır. (Allah sizin şekillerinize ve mallarınıza değil kalplerinize ve niyetlerinize bakar. H.Ş ).
Gerçek imanı elde etmede birbirini sevmeyi ön şart olarak dayatmaktadır. (Birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız . H.Ş )
Bu zamana kadar çeşitli tuzaklarla bizi birbirimize düşman etmeye çalışanlara, hep beraber çektiğimiz sıkıntılara inat, birbirimize daha sıkı sarılalım. Ancak el ele vererek çocuklarımıza, yaşanacak, daha güzel bir dünya bırakabiliriz.
Son sözü İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy söylesin
Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;
Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukca yürekler, onu top sindiremez.
Saim ŞENDİL / Haber 7
saimsendil@yahoo.com