15 Şubat 2010 07:17
- 2 Yorum
- 4,234 Okunma
Polisten, askerden değil de, vergi memurundan ne zaman korkacağız?
Geçici olarak bulunduğum Avustralya'dan sizlerle paylaşacağım son notlar olacak bu satırlar..
Bu seyahat benim için güzel ve ufuk açıcı bir seyahat oldu. Pek çok noktada hem geleceğe yönelik düşüncelerimi yenilememe hem de istikbale matuf bakış açımı yeniden şekillendirmeme vesile oldu. Yaklaşık kırk gün boyunca bizi misafir eden Şerbetçi ailesinin zarif ferdi Kerem kardeşimizden çok istifade ettim, kendisine teşekkürü bir borç bilirim.
İlk gün, trafiğe yeni çıkmıştık ki, arka koltukta kemer bağlamamış olmamdan dolayı yediğimiz iki yüz Avustralya doları cezayı da hayatım boyunca unutmayacağım. Avustralya'da arka koltukta kemer bağlamamak, önemli bir ceza sebebiymiş, gafil avlandık.
Eğer dünyada insan odaklı kurulmuş bir şehir örneği görmek isterseniz sizlere rahatlıkla Melbourne’ü önerebilirim. Ki bu tespit benim değil, pek çok gezgin bu itirafı yapar. Medeniyet, bu şehirde adeta somut bir örnek olarak karşımıza çıkar. Burada “mekanlar insan içindir” kuralını en canlı şekliyle görebiliyorsunuz. Caddelerde gezerken şehir yönetiminin “insan için mekân” düsturunu benimsemiş olmasından kaynaklanan bir rahatlığa şahit oluyorsunuz.
Hatta denilebilir ki: “Bu ülkede medeniyet, demokratik unsurları da beraberinde getirmiş.”
Burada kaldığım kısa sürede, hem buradaki Türk ve farklı İslam milletlerinden dostlardan, hem de genel gözlemlerimden edindiğim birkaç örnek vermek istiyorum:
Birincisi; bu ülkede insanlar, polisten, askerden değil, en çok vergi memurundan korkarlar. Hiç kimse, ne polisten ne askerden korkmaz. Polisi de askeri de görevini yapan normal bir vatandaş gibi görür.
Bu ülkede en büyük yüz kızartıcı suç, vergi kaçırmaktır. En büyük şirketlerden tutun, en küçük semt bakkaliyeleri olan Pura Milk’lere kadar herkesin en korkulu rüyası, vergi müfettişlerine muhatap olmaktır. Bundan dolayı, ülkenin en ciddi, en ağırbaşlı, en güvenilir kurumu Maliye’dir.
İkinci bir örnek: Melbourne'de kültürel ve eğitsel yaşam gayet düzenli ve ileri düzeyde gelişmiştir. 1853'te kurulan Melbourne Üniversitesi'nin yanı sıra, dünyaca meşhur La Trobe Üniversitesi, Melbourne Kraliyet Teknoloji Enstitüsü ve Monash Üniversitesi yükseköğrenimin başlıca merkezleridir.
Üçüncü bir örnek: Melbourne şehir merkezinde ihtişamlı bir binada yer alan Victoria Eyalet Kütüphanesi veya bir diğer adıyla Victoria Halk Kütüphanesi var. Burayı özellikle ziyaret etmek istedik. Bu muhteşem kütüphaneyi gezerken, gördüğüm tüm ayrıntı ve ince özellikleri zihnime not etmeye ve analiz yapmaya çalıştım.
Öncelikle çok muazzam bir tesis. Bu tarihi bina, en az yüz elli yıllık bir maziye sahip olmasına rağmen, orijinal mimarisi rencide edilmeden ve o tarihi siluet bozulmadan, içi gayet modern ve de şık bir dizaynla tertip edilmiş.
Burası, hem kütüphane, hem sanat sarayı işlevi görüyor. Bu kütüphanede, Avrupa'nın ilk matbaalarınca basılmış ender bulunabilen kitaplardan oluşan muazzam bir koleksiyon var. 1968'de kurulmuş olan Victoria Sanat Merkezi'nde bugün, sanat galerileri, toplantı salonları ve değişik stüdyolar bulunmaktadır.
Kütüphane kısmında birbirinden çok farklı stillerle dizayn edilmiş olan o çalışma masalarının her birinde ya bilgisayar ve internet var. Ya da kablosuz internet var veya dizüstü bilgisayarınızı adapte edebileceğiniz soketler var.
Her yaştan insan gün boyu ücretsiz ziyaret edebiliyor. Burası yaşlıların sakince kitap okumak için geldikleri mekan. Gençlerin ise, en faydalı buluşma ortamı adeta.
Ben burayı dikkatle gezerken, hatta bazı yerlerini de hayretle temaşa ederken, ülkemin kütüphanelerine gitti zihnim. Hayalen bir kıyas yapmaya çalıştım. 1997-98'de gayretli bir öğretmen arkadaşım olan Nevfel Bayram ile Taksim Atatürk kütüphanesinde günler süren bir araştırma çalışmamız olmuştu. O çalışma, benim hayatımdaki ilk uzun sureli kütüphane çalışmamdı. O günden sonra da muhtelif kütüphanelerde bulundum.
Bugün Türkiye'nin en iyi kütüphaneleri sayılabilecek kütüphaneleri arasında, çok iyi düzeyde kütüphanelerimiz var. Altunizade'deki İSAM kütüphanesi bunlardan biri mesela.
Ancak, kütüphanelerin doluluğu, işlevselliği, çağa ve teknolojiye adapte oluş süreçleri açısından ciddi bir kritiğe tabi tutulmaları gerektiğini düşünüyorum. Elbette ki, üç büyük ilimizde ciddi seviyede kütüphanelerimiz var. Ama Anadolu'nun pek çok noktasında hala kitap ve kütüphane fakiri olduğumuzu itiraf etmeliyiz.
Bu hususta, hem üniversitelerimizdeki kütüphanecilik bölümleri, hem Milli Eğitim hem de Kültür bakanlıklarımıza çok büyük iş düşüyor. Bu ciddi alan için sivil toplum kuruluşlarının da çok şey yapabileceğine inanıyorum.
Denilebilir ki, "Google kütüphaneler dönemini rafa kaldırdı." Bu sözün kısmen doğruluk payı olsa da, kitap kurtlarınca kabul edilen bir gerçek var ki, "kıyamete kadar her zaman bilginin stok zemini sayfalar olacaktır." Google, bizi kitaplardaki bilgiye kolaylıkla ulaştıracak bir araç olabilir ama hiçbir zaman sanal dünya, gerçek kitapların yerini almayacaktır.
Avustralya'da gezerken, yirmi yıl sonrasının Türkiye'sinde gezdiğimi düşündüm hep. Evet, Türkiye çok sür'atle gelişiyor ve bu medeniyet seviyesini yakalamak hiç de uzak değil.
Kerem Emre ULUCAN / Haber7 / Filipinler
kemreulucan@gmail.comwww.caredernegi.org