06 Mart 2010 12:59
- 10 Yorum
- 3,351 Okunma
Ülkenin giriş ve çıkış kapısı hükmündeki uluslararası havalimanları, ülkeler için birer ayna gibidirler. Yurtdışında yaşayanlar veya yurtdışında sürekli gezenler bu cümlemi daha iyi kavrayacaklardır. Ülkeye ilk girdiğinizde ilk intibaı burada kazanırsınız. Ayrılırken veya transit geçerken de buradaki son kareler hafızalarda kalır.
Filipinler ile Türkiye arasında aktarmasız doğrudan havayolu seferi bulunmadığı için, bizler mecburen farklı altı-yedi güzergâhtan birini seçmek zorundayız. Bu güzergâhları seçerken de, ister istemez farklı havalimanlarından transit geçiyoruz.
Bugün yeri gelmişken, havalimanları ile ilgili bir gözlem yazısı yazmak istedim. Uzun süredir bu konu ile ilgili aldığım notları özetlemeye çalışacağım.
Genel bir bakış açısıyla bakılırsa, dünyada üç tür uluslararası havalimanı kategorisi görüyoruz.
Birincisi: Dünyadaki ülkelerin yüzde ellisinden fazlasını oluşturan bir kategoridir ki, gelişmemiş ülkelerin uluslararası havalimanlarını oluşturur. Bu havalimanları, genelde 1960-70’li yıllarda inşa edilmiş ve kendisini çağa adapte edememiş, dolayısıyla yenilenmemiş havalimanlarıdır. Ben bu havalimanlarını kendi dünyamda solmuş bir beton yeşili renginde görüyorum. Bu kategori üstünde çok şey yazmayacağım. Hatırlamanız için söyleyeyim, 2006’dan önceki Esenboğa Havalimanı bu kategoriye giren bir örnekti. Bizim Filipinler’in başkenti Manila Ninoy Aquino (NAIA) havalimanının 1 nolu terminali de bu kategoridendir.
İkincisi: Dünyadaki ülkelerin yüzde 35-40’ını oluşturan gelişmekte olan ülkelerin havalimanlarıdır. Genelde, modern bir görünüme sahip gibi gözükse de, altyapı itibariyle ihtiyaca cevap veremeyen, mekanca dar, teknolojinin sınırlı kullanıldığı havalimanlarıdır. Bu havalimanlarını kendi dünyamda krom veya gümüşün mat tonu renginde görüyorum. Bunun en güzel örneği, bizim Yeşilköy havalimanımızdır. Filipinler bazında NAIA’nın 2 ve 3 nolu terminalleri bu kategoriye girerler.
Üçüncü kategori ise, dünyadaki ülkelerin yüzde 10-15’ini oluşturan, gelişmiş veya havalimanı bazında ciddi yatırımlar yapmış ülkelerin ün yapmış havalimanlarıdır. Bu havalimanlarını kendi dünyamda camın veya suyun şeffaf rengi ile hayal ediyorum.
Türkiye son yıllarda havalimanları için çok ciddi yatırımlar yaptı ve yapmaya devam ediyor. Bu vesileyle de Türkiye’nin adı, dünyada daha çok noktada duyuluyor. Bu konuda her ne kadar gözden kaçan bir tekel söz konusu olsa da, yine de umut verici bir hamle söz konusu.
Bundan kısa bir süre önce Kültür ve Turizm Bakanı Sn. Ertuğrul Günay “İstanbul’da havaalanı konusunda yetersizlikler yaşıyoruz” diye bir beyanatta bulunmuştu. Bu açıklama, üç farklı yönden çok doğru bir tespittir:
1- Yeşilköy ve Sabiha Gökçen havalimanlarının artık İstanbul’un yolcu kapasitesine cevap veremediği aşikârdır. Nerdeyse, iniş izni isteyen tüm uçakların, ya kuzey bandında ya da güneyde Marmara bandı üstünde havada bekleyiş yapmak zorunda oldukları artık herkesin malumudur.
2- Havalimanlarımız teknolojik olarak da hızlı gelişime adapte olma sıkıntısı çekmektedir. Örneğin Tokyo’daki Narita havalimanındaki girişlerde, vize için gümrük memuru önündeki fotoğraf makinesi ile beş saniyede biyometrik fotoğrafınız çekiliyor. Parmak izi cihazı ile de yine beş saniyede parmak izleriniz alınıyor. Malezya Kuala Lumpur’da bulunan KLIA havalimanının içindeki tek raylı makinistsiz trene bindiğinizde bu fark daha berrak ortaya çıkıyor.
3- Mekân, sosyal alan ve hizmet sunumu olarak da cidden muazzam havalimanları var ki biz bunların da çok gerisindeyiz. Seul Incheon havalimanında gece-gündüz ücretsiz internet kullanabiliyorsunuz. Son yıllarda adı öne çıkan Hong Kong havalimanı, Hindistan’ın Hyderabad Rajiv Gandhi havalimanları da bu konuda önemli bir yer işgal ediyor.
Gönül arzu ediyor ki, ülkemizdeki başta Yeşilköy, Esenboğa ve Adnan Menderes havalimanlarımız olmak üzere tüm uluslararası havalimanlarımız, teknoloji ve konforun en üst düzeyde ve ücretsiz kullanıldığı, Türkiye’nin şanına yakışır ortamlar olsun.
Burada şu soru akla gelebilir: Havalimanının kalitesi nerden ve neyle belli olur?
Seviyeli ödüller alan havalimanlarının tabi tutulduğu Uluslararası Havalimanları Konseyi’nin (ACI-Airport Council International) kriterlerini sıralarsam, zannedersem hem bu soruya cevap vermiş olurum, hem de neden Yeşilköy havalimanımızın yetersiz kaldığını tespit etmiş olurum:
1- Havalimanının ambiyansı, muhit ve çevre koşulları
2- Havalimanının temizliği, iç peyzajı
3- Bekleme ve transit alanlarının rahatlığı, konforu
4- WC ve bebek bakım odaları gibi ortamların uygunluğu ve temizliği
5- Havalimanı personelinin kibarlığı, farklı dillerde muhatap olabilme seviyesi ve yardımseverliği
6- Özel yolcu salonlarının (first/business lounge’lar) yeterliliği
7- Pasaport ve güvenlik kontrolü geçişlerindeki kolaylık ortamı
8- Alışveriş tesislerinin kalitesi ve bolluğu
9- Uçuşlar arası bağlantı yapma kolaylıkları
10- İşaret ve yönlendirme tabelalarının verimliliği
Singapur havalimanına 1999’da ilk defa, Türkiye’de halıcılık yapan bir abimizle beraber gitmiştik. Daha uçaktan iner inmez, pasaport kontrolüne gidilen yolda serili o kaliteli halıları görünce, o abimiz dayanamayıp: “Evimizde bile sermeye kıyamadığımız halıları, bunlar ayakkabı ile bastığımız yollara sermişler” diye gülerek duygularını dile getirmişti.
Bir havalimanı düşünün ki, içi fıskiyeler, şelaleler, ağaçlar ve rengarenk çiçeklerle döşenmiş. En küçük sosyal ayrıntıya kadar düşünülmüş adeta. Burası Incheon havalimanı işte. Türkiye’ye son gelişimde Kore Havayollarını kullanıp, Seul Incheon havalimanında 7-8 saat hiç sıkılmadan ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadan bekleyince, artık bu notlarımı da toparlamamın farz olduğunu düşünmüştüm. Darısı İstanbul’un başına diyorum.
Kerem Emre ULUCAN / Haber7 / Filipinler
kemreulucan@gmail.comwww.caredernegi.org