Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in son anları

Hayatta çalışmaktan başka herşeyin yalan olduğunu söyleyen Ord. Prof. Ünver, son anlarını yaşarken bile etrafındakiler ona sanatla veda ettiler. O ise "Beni rahat bırakın!" diyerek adeta artık hayata veda edeceğini anladığını ifade ediyordu...

Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in son anları
Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in son anları
GİRİŞ 06.09.2010 12:02 GÜNCELLEME 06.09.2010 12:02

Fatih Kozan'ın röpotajı

20. yüzyılın büyük sanatkarlarından Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in en yakın talebelerinden biriyle, Azade Akarla birlikteyiz. Koca Mustafa Paşa'da Ali Paşa Camii'nde hattat Hüseyin Kudu'nun sahip çıkıp dirilttiği, geleneksel Türk sanatına gönül verenlerin arasında Ünver'in mirasına sahip çıkan "Süheyl Ünver Grubu"nun hani harıl çalıştığı bu tarihi mekanda vatan ve millet sevgisinin nelere kadir olduğunu gösteren Ünver'i konuşuyoruz Azade Hanımla.

Süheyl Ünver'i hakiki anlamda anlamış, onun düşüncesine felsefesine sahip çıkmış, Ahmet Güner Sayar'dan sonra en önemli kişi olan Azade Akar, ikinci babam dediği ve aynı zamanda 1957'den vefatına kadar talebesi olduğu Süheyl Ünver'i bizlere anlattı...

Örnek Bir Şahsiyetti

Süheyl Bey sadece talebe yetiştirici bir kişi değil etrafına örnek teşkil eden toplayıcı, lider birisiydi. Onun etrafında yalnız talebeleri değil, dostları, arkadaşları, büyük gruplar vardı. Çünkü o bunu vefa sayardı. 3 aylık toplantıları vardı. Bütün tıp tarihi kürsüsünü toplar, kendi esas konularını, yaptıklarını anlatırdı. "Hesap veriyorum" derdi. "Neler yaptık, bunun hasbihalini yapıyoruz" derdi.

Bize çalışmayı, çalışmalarımızı değerlendirmeyi öğretti. Namus öğretti, temizliği öğretti. Yani onun talebesi olmak yalnızca resim öğrenmek değildi. Aynı zamanda ahlak öğrenmekti.

Çok açık fikirli bir adamdı. Dinine çok bağlı bir in¬sandı. "Ben her şeyim" derdi. "Ben hem Rufai'yim, hem Nakşi'yim, hem Mevlevi'yim, ben Osmanlı'yım, Türk'üm" derdi. Talebelerini yetiştirirken kendisinin de yetiştiğini söylerdi. Sanatını icra ederken hep gönülden yapardı, içinizde aşk meşk olmaz ise yaptığınız sanat eserleri bir mana ifade etmez, derdi. O her zaman ümitliydi, her zaman çok pozitif bir insandı. Hiç negatif tarafı yoktu. İnsanlar çalıştıkça yapar, hayatta çalışmaktan başka her şey boştur, derdi.

Unutmamak İçin Her Şeyi Not Alacaksın

kullanİnsanin hatırlama süresi 24 saattir, derdi. Ben size anlatıyorum, bu anlattıklarımı 24 saat içinde eğer defterinize tutmazsanız kaybedersiniz, derdi. "Biz çok şifahi bir milletiz, Türk milletinin yazma kabiliyeti yok, hiçbir zaman yamamış. Onun için tarihimizi yazanlar hep başkaları olmuş." Bu yüzden tarihimiz hep yabancılardan toplamak dayız. Bütün gravürleri yabancılardan toplamak zorundayız. Atalarımız ne bir resim yapmışlar, ne de doğru dürüst bir şey yazmışlar, bugün de böyle devam ediyor. Onun için işte gençlere ben bunu söylerim. "Yazın, yazacaksınız" derdi.

Her duyduğunu yazacaksın, defter haline, kitap haline getireceksin ki, gençler bunları öğrensin. Nerden öğrenecekler yoksa bunları? Hepimizi yazmaya defter tutmaya zorlamıştır, yaşadığı her anıyı, gittiği her yeri bir deftere not ederdi. Onlarca defteri vardır. Bu defterlerin, çıkmasının sebebi budur.

kullan

Rengahenk Dergisinin Kış 2010 tarihli 11. Sayısından alınmıştır.

Rengahenk, Kültür Ocağı Vakfı'nca çıkartılmaktadır...

Tel: 0212- 519 99 70 www.kocav.org.tr

Sanatla uğraş alanı çok genişti

Her türlü çalışma yapardık. Hoca derdi ki yalnız tezhip, minyatür, yazı değil mezar taşlan, çiniler de var. Mezar taşlanna giderdik. Mezar taşlanndan örnekler alırdık. Bu konuda çok eleştiriler aldık, ölülerle uğraşılır mı, diye. Hâlbuki bizim vesikalanmız bunlar. Mezar taşlanndaki desenler, çizgiler hiç yazıyı okumadan bilgi veriyor insana. Mesela bir gerdanlık, bu mezann genç kız olduğunu gösterir. Otomatikman bunu görüyorsunuz. Aynca malzeme yoktu, boyayı fırçayı kendimiz yapar, kareli kâğıdımızı kendimiz çizerdik. Düşünebiliyor musunuz ne kadar zaman harcıyorduk. Hoca bu devirde yaşasaydı, herhalde vereceği ürünler 2-3 misli olurdu.

Son Anları...

Süheyl Bey son anlarını yaşarken bile etrafındakiler ona sanatla veda ettiler. Demiş ki: "Beni rahat bırakın!" Hoca anladı herhalde artık bu işin sona ereceğini, hazırlıyor kendisini. Talebelerinden Ahmet Ağabey hastanede yanında suluboya resim yapıyormuş. Doktorlar, bütün hocalar akın ediyor odasına. Ahmet Bey'e "ne yapıyorsun" demişler. "Hocaya resim yapıyorum" demiş. "Ama o orada yatıyor, hasta o" deyince doktorlar, "O görür" demiş Ahmet Ağabey. Doğru, o görür...

(Rengahenk)

YORUMLAR İLK YORUM YAPAN SEN OL
DİĞER HABERLER
Son dakika: 7 ünlünün daha uyuşturucu testi pozitif çıktı!
Ukrayna'da bir günde ağır kayıp! Rusya görüntüleri paylaştı