11 Ekim 2010 08:35
- 5 Yorum
- 5,268 Okunma
Dün Twitter’de son derece ilginç bir tartışmaya tanık oldum. Tartışmanın nedeni, Doç. Dr. Önder Aytaç’ın samanyolu.com’da kaleme aldığı ve kanımca şu ana dek Hanefi Avcı operasyonu ile ilgili yazılmış en kapsamlı, en doyurucu yazıda geçen bir cümleydi.
Aytaç ‘Hanefi Avcı’nın ‘Medyatörleri, Telefnikofları ile Kamuoyunun iğfal edilmesi’ başlıklı yazısında, Hanefi Avcı operasyonunun başlangıcından bu yana tüm kriminal süçelerini büyük bir titizlikle anlattıktan sonra, yazısının son bölümünün 3. paragrafında Hanefi Avcı’nın sözcülüğünü üstlendiğini düşündüğü gazeteci ve televizyoncular için şu ifadeleri kullanıyordu:
‘Gerçekler ortaya bir bir çıktıkça / koyuldukça, Avcı’nın ‘medyatörler’i nasıl da kullanıldıklarını görerek üzülecekler ve kamuoyunun önüne bile çıkamaz duruma geleceklerdir. Hatta medyatörlerin, DHA ve NTV’yi bile Hanefi Avcı’ya kullandırmalarından kaynaklanan, buralarda Ergenekonvari çalışma yapan bazı gazetecilerin bile sorgulanır duruma gelmeleri söz konusu olacaktır.
Kanımca, cemaat üzerinden kopartılan bir kaşık sudaki fırtına ile aslında amaçlanan, Ergenekon sürecini baltalamak ve Ergenekon ile mücadele eden Anadolu insanını; hakim – savcı – kolluk – polis gibi görevlilerinin, canla başla yaptıkları çalışmaları baltalamak ve bu yüz akı çalışmaları sonlandırmak için bu adımların atılması mı acaba söz konusudur?’
İşte bu paragrafta geçen ifadeler, gazeteci Cüneyt Özdemir’i çileden çıkardı. Özdemir, ‘Ey Gülen Cemaati size içtenlikle soruyorum. Önder Aytaç'ın her fırsatta sizi kullanmasından, arkanıza sığınmasından memnun musunuz gerçekten?’ Tweetiyle tartışmayı başlattı. Özdemir, ardından, ‘Önder Aytaç'ın 'Öcalan'ı asalım' önerisi tutmadı sıra 'gazetecileri asalım'a gelmiş. Gazeteci asmaca! Sen misin Önder Aytaç gibi düşünmeyen!’ ifadelerine yer verdi.
Cüneyt Özdemir, Önder Aytaç’ın ne yazısında, ne de Twitter’daki tweet’lerinde adı geçmemiş olmasına rağmen kendisinin hedef gösterildiğini iddia ediyor ve Aytaç’ı mahkemeye vereceğini söylüyordu.
Bir süre sonra Taraf yazarı Emre Uslu da tartışmaya karışınca, Cüneyt Özdemir her iki ismin de kendisini ‘Devrimci Karargah Örgütü’ üyesi olmakla suçladığını iddia etti. Uslu tweet’inde şu soruyu sormuştu:
‘Neden bazı gazeteciler Hanefi Avcı’ya destek veriyorlar?’
Uslu sorusunun cevapları arasında ‘Vefa’, ‘Adalet’, ‘Cemaatle savaş şıklarının dışında’, ‘başka bir iş’ şıkkını da ekleyince tartışma daha da hararetlendi.
Cüneyt Özdemir’in, Önder Aytaç ve Emre Uslu ile girdiği polemiğe daha sonra Nazlı Ilıcak da katıldı.
Önder Aytaç da, Emre Uslu da emniyet kaynaklarından bilgi alabilecek imkanlara sahip isimler. Acaba böyle bir duyum almış olabilirler mi?
Avcı operasyonu bazı gazetecilere de uzanabilir mi?
Hangi görüşten olursa olsun, yaptıkları haberler, yazdıkları yazılar ya da yaptıkları programlar işimize gelmese de basın özgürlüğünü savunmak tüm gazetecilerin görevi.
O yüzden Mehmet Baransu’nun, Şamil Tayyar’ın hakkını savunduğumuz kadar, Nedim Şener’in, Cüneyt Özdemir’in de hakkını savunmak hepimizin görevi.
Gazetecilerin karıştığı olası kriminal olaylar elbette mevzumuzun dışında...
***
Ünlü yönetmen Emir Kusturica Türkiye’ye geldi, kriz oldu. Kültür Bakanı Günay, Altın Portakal Film Festivali’ne Emir Kusturica’nın katılacak olması nedeniyle kendisinin gitmeyeceğini söyledi.
Bosna-Hersek'te 1992-1995 yılları arasında 300 bine yakın insanın katledildiği, sistematik tecavüzlerin, soykırımların yapıldığı, tarihi eserlerin, kütüphanelerin, köprülerin, camilerin yıkılıp yakıldığı bir dönemde Kusturica'nın burada anmayı bile istemediği açıklamaları, aradan geçen yıllara rağmen hala hafızalarda taptaze.
Peki biz Kustirica’nin bu açıklamalarından neden bu kadar rahatsız olduk?
Çünkü Türkler ve Boşnaklar et ve tırnak gibidir. Türkiye bu yüzden 1992’de başlayan Boşnak-Sırp savaşında elinden geldiğince Boşnakları yalnız bırakmamaya çalışmıytır. Türkiye’de PKK terörünün tırmanışa geçtiği yıllardır bu yıllar aynı zamanda. Türkiye’nin Balkanlarda olanlara sessiz kalmaması bize artan PKK terörü olarak dönmüştür o yıllarda.
Türkiye, kardeşlerini hiç bir zaman unutmamış, yalnız bırakmamış ve gönüllerinin her daim onlarla beraber olduğunu göstermiştir. Türkiye dünyanın her yerinde kalplerinde Boşnak kardeşlerinin sevinçlerini, acılarını, ızdıraplarını can evinde hissetmiş, onlar için dualar ederek yardımlar toplamış, Aliya İzzet Begoviç'i de her zaman rahmetle anmıştır.
Boşnaklar Balkan kökenli kardeşlerimizdir. Türkiye’de yaşayan Boşnak kökenliler evet kendilerini Türk kimliğinin bir parçası sayarlar. Bunu Boşnak kimliklerini gizleme çabasından değil, Türk kimliğine ait olmaktan mutluluk duydukları için yaparlar. Türkiye’de yaşayan, Boşnak kökenlilerin, Arnavut kökenlilerin çoğu böyledir. Boşnakların ve Arnavutların Balkanlarda başlarına gelenler öncelikle dini kimliklerinden ötürü gelmiştir.
Boşnak ve Arnavutların yanısıra, Balkanlardaki müslüman kimliğin önemli bir kısmını da Türkler oluşturmuktadır. Bugün Üsküp'te hala Türkçe konuşulur.
Gidin Bosna’ya, Üsküb’e adım başı bir cami görürsünüz.
Boşnaklar da, Arnavutlar da, Balkan Türkleri de genel olarak dindar insanlardır. Geleneklerine, göreneklerine bağlı insanlardır.
Elbette içlerinde dindar olmayanlar da çoktur.
Tıpkı, Araplar içinde de, Kürtler içinde de dindar olmayanların çokça olduğu gibi.
Bugün, Türkiye’de Kürt halkını temsil iddiasında olan PKK’nın İslam diniyle düşmanlıktan öte ne gibi bir ilişkisi vardır?
Bunları neden yazdım?
Ali Bulaç 20 Eylül 2000 tarihinde aşağıdaki satırları yazdı.
‘Ne mutlu Türk'üm diyene" formülünü kabul edip kolayca "resmi Türk kimliği"ni -resmi anayasal Atatürk milliyetçiliğini- benimseyenlerin önemli bir bölümünün etnik köken olarak Türk olmayıp Balkan göçmeni, mübadili veya Kafkas muhaciri olması anlamlıdır.’
Ali Abi’yi severim. Yazdıklarından da feyz almaya çalışırım. Ama bu satırlar, sadece Türkiye’de yaşayan Balkan kökenli vatandaşlarımızı değil, bugün hala Balkanlarda yaşayan soydaşlarımızı da, dindaşlarımızı rencide etmiştir.
Bir süre önce, Amerika’da kurulan Balkan Kökenli dostlarımızın kurduğu FEBA adlı kuruluşun bir faaliyetine davetliydim. Arnavut’u, Boşnağı, Türk’ü hep beraber el ele vererek kurdukları bir büyük organizasyon. TUSKON’un da desteğiyle New York’ta Cumhurbaşkanı Abdulah Gül’ün ev sahipliğini yaptığı geceyi düzenlemişlerdi. Ali Abi’nin yazısını bana soran arkadaşlara inanın cevap vermekte zorlandım.
Ali Abi’nin yazısının satır aralarına, ‘Nehrin öte tarafı’ bakışı çok fazla hakim. Ali Abi’nin elinde ‘kantitatif’ araştırmalara dayanan bilgiler varsa, bunu okuyucularıyla paylaşmalıdır.
Balkanlarda Türklük ve Müsümanlık iç içe geçmiş kavramlardır. Ali Abi bunun üzerinde biraz daha düşünmeli.
Aydoğan VATANDAŞ / Haber 7
aydogan29@yahoo.com