22 Ekim 2010 14:56
- 15 Yorum
- 4,484 Okunma
Mavi Marmara olayından bu yana neredeyse neredeyse dört buçuk ay geçti. Artık kar zarar hesabı yapmanın anlamı yok.
Artık önümüze bakıp bu süreçten en az zararla nasıl kurtuluruz buna bakmak gerekiyor.
Birincisi ABD Kongresi üzerinde oldukça etkili olan Yahudi lobisinin İHH’nın terorist örgüt statüsüne alınması yönündeki çabaları biliniyor. AIPAC’ın bu yöndeki çabaları devam ediyor.
Bu gruplar ABD medyası içindeki etki alanları üzerinden İHH’nın El Kaide bağlantılı bir kuruluş olduğu şeklinde bir algı oluşması için epey çaba sarfetti.
Ardından İHH ile AK Parti arasında organik bir ilişki olduğu algısı oluşturulmak istendi. Sözgelimi, The New York Times gazetesi, 17 Temmuz 2010 tarihli nüshasında 1. Sayfadan Mavi Marmara olayının arkasında AK Parti Hükümeti’nin olduğunu anonslayan geniş hacimli bir haber dosyası yayınladı. Haberi yazan muhabir, Dan Bilefski’ydi. En son 2009 Kasım ayında, Ergenekon Davası’nın meşruiyetini sorgulayan oldukça kritik bir yazıya da imza atmıştı.
Gazete, haberin başlığını şöyle attı:
‘Sponsor of Flotilla Tied to Elite of Turkey.’
Türkçesi şuydu:
‘Flotilla’nın sponsoru Türkiye eliti ile bağlantılı.’
İsrail'de yayımlanan Haaretz gazetesine bugün yayınlanan (21 Ekim 2010) haberine göre, Gazze yardım filosunun Türk hükümetinden yardım aldığı kanıtlandığı iddia ediliyor.
Gazeteye göre, İsrail'in Mavi Marmara gemisinde el koyduğu bilgisayarlardan birinde bulunan bilgiler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve diğer üst düzey yetkililerin filoya yardım ettiğini gösterdiği iddia ediliyor. Bilgiler, baskından 2 hafta önce 16 Mayıs'ta İstanbul'da yapılan bir toplantının tutanakları.
Şimdi bu algı yönetimi, bir başka ifadeyle propaganda savaşı, bir başka evreye geçmiş durumda.
Hatırlanacağı gibi, Eylül ayında Irak’a giden MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bundan bir süre önce ABD’de CIA’deki mevkidaşı Leon Panetta ile temaslarda bulunmuştu. CIA’in de Fidan aracılığıyla Ankara’ya bir mesajı olduğu ve bu mesajın “El Kaide, Hamas ve Hizbullah ile El Kaide’nin Irak uzantılarına karşı işbirliği önerisi olduğu iddia edilmişti.
Bu şu şekilde okunabilirdi: ‘El Kaide ile mücadelede bize yardımcı olursanız, PKK konusunda size yardımcı olabiliriz.’
Bu iddianın basında yer almasından kısa bir süre sonra, Amerika ve İngiltere’nin, Avrupa’ya, özellikle de Fransa ve Almanya’ya yolculuk edecek vatandaşlarına, terör saldırılarına karşı dikkatli olmaları uyarısı dikkat çekti. Bu uyarıların ardından, Pakistan’da da istihbarat servisleri alarma geçti.
Bir süre sonra AP’ye konuşan Pakistanlı bir istihbaratçı, Avrupa vatandaşı onlarca Müslüman’ın, Pakistan’ın kanun tanımayan sınır bölgesinde bulunan aşiret topraklarında, Avrupa’da gerçekleştirilecek terör saldırıları için eğitildiklerini, bu kişilerin El Kaide tarafından, Avrupa’da kolayca hareket edebildikleri için seçildiklerini, Pakistan’da “terör eğitimi” alanlar arasında, Çeçenler’in, Özbekler’in, Araplar’ın ve Türkler’in de olduğunu söyledi.
Ama en önemlisi, İstihbarat yetkilisinin, Türk Hava Kuvvetleri’nde görev yapmış bir F-16 pilotunun da bu eğitimlere katıldığını söylemesi oldu.
AP’nin adını açıklamadığı aynı kaynak, El-Kaide’nin bu Türk subayını çok önemsediğini belirterek, “Buradan da anlayacağınız gibi, çok iyi eğitim almış kişiler bile burada El-Kaide saflarına katılabiliyor.’’ Diyordu.
Burada dikkat edilmesi gereken konu bu haberin kaynağının AP olmasıdır. Zira İHH ile El Kaide arasında organik bir ilişki olduğu iddiasını da ilk gündeme getiren AP idi.
AP, 1990’lı yıllarda İHH’yi soruşturan emekli Fransız terörle mücadele yargıcı Jean-Louis Bruguiere ile Mavi Marmara olayından hemen sonra bir röportaj yapmıştı. Bruguiere, İHH’nin “terorizm ve cihatla açık ve uzun süreli ilişkisi olduğunu” iddia ederek “Esasında, Bin Ladin Amerikan ülkesini hedef almaya başladığında El Kaide’ye yardım ediyorlardı” dedi. Fatih Kamil adlı bir kişinin İHH’de çalıştığını belirten Bruguierre, 1999 yılında Fransa’da tutuklanan Kamil’in takipçisi olan ve aynı yıl Los Angeles Havalimanı’nı bombalama girişimi sırasında tutuklanan Ahmed Ressam’ın da 22 yıl hapse mahkûm edildiğini anlatıyordu. 1998 yılında (28 Şubat süreci) İHH’nin merkezinde yapılan aramada silahlar, sahte belgeler bulunduğunu hatırlatan Fransız yargıç, kuruluşun Bosna ve Afganistan gibi savaş bölgelerine para, silah ve savaşçı gönderdiğini öne sürüyordu. Halen ABD ile AB’nin terör örgütlerinin finansal kaynaklarını soruşturan ortak biriminin eşgüdümünden sorumlu olan Bruguiere, İHH’nin hakkındaki şüphelere rağmen etkinliklerini sürdürmesini, Türk hükümetinden aldığı desteğe borçlu olduğunu iddia ediyordu.
Mavi Marmara olayından sonra İHH-El Kaide ilişkisi algısını pekiştirmeye çalışan AP bu kez de bir Türk hava pilotunun El Kaide saflarına katıldığı algısını oluşturmaya çalışıyordu.
Çok geçmeden, South Park adlı çizgi dizide Türk bayrağı El Kaide ile ilişkilendirildi. Dizinin 13 Ekim günü yayınlanan "Jersey's Thing" isimli bölümünde yer alan görüntülerde El Kaide üzerine Türk bayrağı olan uçaklarla saldırıyordu.
New Jersey'lilerin South Park'a taşınması ve sayılarının gittikçe artması üzerine kasaba halkı Usame bin Ladin'den yardım istiyordu. Yardıma koşan Ladin üzerinde Arapça yazılar ve kuyruk kısmında Türk bayrağı motifi olan uçaklarla intihar saldırısı düzenleyerek New Jerseylileri öldürüyordu.
Bunu, New York'ta Hıristiyan Eylem Şebekesi adlı kuruluşun 11 Eylül'le ilgili hazırladığı belgeselin DVD kapağında Türk bayrağını ikiz kulelerin enkazının hemen üzerinde gösterilmesi izledi.
Özetlemek gerekirse, Mavi Marmara olayının ardından Türkiye’nin başına büyük bir çorap örülmek istendiği artık kesindir. Bu arada El Kaide’nin 2. adamı Eymen El Zevahiri’nin son bir kaç ayda Türkiye’yi 3 kez tehdit etmesi kayda değer bir olaydır. El Kaide Türkiye’de hem AK Parti iktidarını hem de Gülen camiasını tehdit olarak görmektedir.
El Kaide’nin Avrupa’da üstelik TSK’nden ayrımış bir F-16 pilotunun da yer alacağı olası bir saldırıyla:
1-Türkiye’nin uluslararası saygınlığına ve imajına büyük darbe vurulacaktır. İHH’nın El Kaide bağlantısı algısı ile İHH’nın AK Parti Hükümeti ile bağlantısı pekiştirilecektir.
2-Türkiye bazı ülkelerin açık hedefi haline getirilecektir.
3-Söz konusu hava subayının YAŞ kararıyla atıldığının ortaya çıkması durumunda YAŞ kararlarının aslında ne denli yerinde olduğu algısı oluşturulmak istenecektir.
4-Kuşkusuz bunlardan daha önemlisi, AK Parti hükümetinin uluslararası meşruiyeti sorgulanır hale getirilecek ve Türk iç siyaseti yeniden dizayn edilmek istenecektir.
2003 yılında, HSCB ve Sinagog baskını olaylarında El Kaide-Ergenekon Bağlantısı unutulmamalıdır. Bazen hiç bir araya gelmeyecek örgütler, düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla hareket edebiliyor zira.
Aydoğan VATANDAŞ / Haber 7
aydogan29@yahoo.com