03 Kasım 2010 09:02
- 4 Yorum
- 3,447 Okunma
Son zamanlarda Türkiye’ye özel bir ilgisi olan İngiliz The Economist dergisinin bu haftaki sayısında, bir Türkiye yazısı daha var.
Almanya Cumhurbaşkanı’nın eşiyle yaptığı Türkiye gezisinde, First Lady Hayrunnisa Gül’ün de resmi törene katılmasıyla gelişen olayları bir paragrafla özetledikten sonra, dergi editörleri altın vuruşu yapmış: “
Türkiye, önce daha temel sorunlarını çözsün!”
Türk siyasetçilerine bir de nasihatte bulunmuş: “ Enerjinizi bir bez parçasıyla,
‘ a piece of cloth’ harcayacağınıza, cinsiyet eşitsizliğine odaklanın!”
Tam bir (malum) The Economist perspektifi!
Yine, Hayrunnisa Gül’ün, şimdiye kadar, askerleri kızdırmamak için resmi törenlere katılmaktan içtinap ettiği belirtilmiş bu küçük analizde. Kızarlarsa, malum ya !
Ben kendi nam-ı hesabıma, Batılı dergilerin böylesi oryantal saptamalarını tekrar-be-tekrar okumaktan usandım!
Bir garabet de şu, derginin oryantal editörlerinin kotardığı yüzeysel analizlerin, bizim medyamızın acar muharrirlerince cümle cümle, hem de bize mahsus bir Şarkiyatçılıkla yeniden yorumlanması! (Konu konuyu açıyor, geçelim.)
Öncelikle, The Economist dergisine kısaca bir bakalım:
Haftalık tirajı 1.6 milyon olan derginin yarıdan fazlası Kuzey Amerika’da satılıyor. Kanada entellektüelleri arasında çok etkin. Zaten derginin hedef okuru, eğitimliler; bu yüzden de vurduğu yerden ses getirebiliyor. Entellektüel kapasitesi yüksek derginin adının ekonomist olduğuna bakmamalı; sanattan spora, iş dünyasına değin yelpazesi geniş. Bir yönüyle, dünyanın “kırk ambarı” gibi.
1843’de yayımlanmaya başlayan derginin geleneği, müktesebatı göz kamaştırabilir; ama İngilizler’ in özellikle Uzak Asya’da yaptığı zulümleri örtme icraatları da sicilinde mahfuz. (Dipnot)
The Economist’in, dünyanın farklı yerlerinde özgürlükçü, liberal havalar estirdiğine de bakmamalı; İngiltere’de muhafazakarları destekleyen bir dergi olarak biliniyor.
Ülke yönetimlerini sık sık kızdıran dergi, tartışmalı ve doğruluğu şüpheli manşetleriyle tepkiler çekiyor, zaman zaman da halkları, devletlere karşı ayaklandırabiliyor! Ülkeleri sarsıyor, yönetimleri derinden etkiliyor; ama sonuçta, The Economist bir şekilde kıvırıyor ve üstte kalan oluyor.
The Economist’in bu umarsız tavrı,
‘yanarım dönerim ama özür dilemem’ edası, bizim medyayı da andırmıyor mu biraz!
Dergiyi beğenerek okumakla birlikte, Türkiye ile ilgili; biraz yargılı, kendi dilinden konuşursak, “opiniated” buluyorum. Bu da bir bahs-i diğer.
Bir akademik bir dergi (research journal) olmasınlar ama, Türkiye hakkında daha fazla araştırma (fact-checking) yapmaları gerekiyor. Halbuki, Yeni Türkiye, derginin editoryal masasında oturanların zihniyet şablonuna da uymuyor artık!
Yazının konusu aslında ne bir The Economist eleştirisi, ne de bir kere daha başörtüsü münakaşaları.
Konu şu: Bizim hala, kaliteli bir İngilizce dergimiz yok! Merkezi İstanbul’da olan haftalık bir dergi.
Şu anda, Time, Newsweek gibi emsaline rağmen, aslında, The Economist, hala alternatifsiz. Biraz da bunun keyfiliği içinde.
Bizim Ingilizce ile olan muaşakımız biraz tuhaftır, -ki bu da ayrı bir yazı konusu-. İngilizce tedrisatımız, sağlıksız bir hayranlık ile ulusalcı bir burun kıvırma arasında bir yerlerde olduğundan,
Türkler olarak İngilizce yazı diline hala tam hakim değiliz. Arap ülkeleri, diğer Asya ülkeleri bu konuda bizden ileri. Güzel İngilizce yayınları, dergileri, televizyonları var.
Günlük Today’s Zaman çıkaran Aksiyon camiasının, haftalık bir İngilizce dergi çıkarabilme teknik ve entellektüel birikimi haiz olduğunu düşünüyorum. Düşünmek serbest tabiiJ
Eğer Aksiyon camiası, mazeretini haklı olarak “yumurta küfesi” metaforu ile açıklarsa, görev bence Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun... Dünya çapında etkin olacak böyle periyodik bir yayın, NGO’lardan birine havale edilebilir; ki acizane kanaatim bu hizmet, çok sayıda üniversiteye bedel olabilecek keyfiyettedir. The Economist de bu şekilde başlamış. Hatta bir de isim önereyim:
The Eastern...
Biraz da dünya, küresel değişimleri ve haberleri,
İstanbul perspektifiyle okusun.
(Merakli bir dipnot: Bu arada İngilizce de gazetecilik literatüründe, haberi yazıya geçirme, kotarma işine cover-ing denir; ancak cover’in ilk anlamı da örtmek- kapamak, telafi etmektir. İngiliz emperyalizminin asırlardır yapageldiklerini, habercilik, tarihçilik, vakanuvislik… kisvesi altinda örte örte, perdeleye perdeleye, böyle bir kelime daha sonradan bu şekilde mi terimleşti acaba!)
Engin SEZEN / Kanada / Haber 7
engin.sezen@ocdsb.ca