16 Aralık 2010 06:44
- 23 Yorum
- 8,401 Okunma
Obama yönetimi ve AB, uluslarararası sistemin gözetiminde İran’ın nükleer programına yeşil ışık yakma sinyali veriyor.
Geçen hafta Pazartesi Washington’da çok ilginç bir şey oldu. İsrail yanlısı politikaları ile bilinen Joe Lieberman, Kirsten Gillebrand ve John McCain’den oluşan son derece önemli bir grup ABD’li senatör Başkan Obama’ya bir mektup yazarak, AB’nin Dış Politika’dan sorumlu üst düzey yetkilisi Catherine Ashton’un İran’ın nükleer programı baş müzakerecisi Saeed Jalili ile yaptığı özel görüşmeye atıfta bulunarak, İran’ın barışçıl amaçlarla bile olsa uranyum zenginleştirme programına devam etmesi tekliflerini reddedilmesin gerektiğini vurguladılar.
Mektupta özetle şöyle denildi: ‘Hangi amaçla ve hangi koşullarda olursa olsun, biz İran’ın bu aktivitesine devam etmesine karşıyız.’
Peki bu senatörlerin bu ısrarlı ani çıkışı ne anlama geliyor? Mesele şu:
İsrail bir süredir Başkan Obama’ya İran konusunda inanlılmaz baskılar yaptı ve yapmaya da devam ediyor. Bu baskılar arasında, İsrail Askeri İstihbarat Başkanı General Amos Yadlin’in Chicago’ya gelerek Obama’nın seçim kampanyasında en büyük destekçisi olan Yahudi asıllı işadamı General Dynamics’in sahibi Lester Crown’u ziyaret ederek ve ABD’nin İran’a en kısa sürede saldırması konusunda ikna edilmesi çabası da var.
Obama yönetimi ise İran’a saldırmanın kendileri açısından özellikle de İrak fiyaskosundan sonra, imkansız olduğunun fazlasıyla farkında. İsrail ise ‘siz saldırmayacaksanız, o halde biz saldıralım ve buna da karşı çıkmayın’ diyor ABD yönetimine. Obama yönetimi ise bunun da bölgeye yıkım getireceğini savunuyor.
Dolayısıyla ABD açısından İran konusunda geriye tek bir seçenek kalıyor. O da İran’ın nükleer programının barışçıl amaçlarla gerçekeşmesi ve uluslararası sistem tarafından gözetim ve kontrolünün sağlanması!
İsrail işte geçen hafta beliren bu yeni parametreye şiddetle karşı çıkıyor.
Dahası Dış İşleri Bakanı Clinton’un geçen hafta ABD yönetiminin İran’la pazarlıktan yana olduğu şeklinde yorumlanan açıklaması İsrail’i daha da öfkelendirdi. Senatörler, Clinton’un BBC televizyonuna verdiği demecinde geçen, ‘They can enrich uranium at some future date once they have demonstrated that they can do so in a responsible manner in accordance with international obligations.’ –İlerde uranium zenginleştirebilirler yeter ki sorumlu bir şekilde ve uluslararası gereklilikleri sağlayarak yapsınlar-sözüne de epey içerlemiş gözüküyorlar. Zira bu durum Bush yönetiminden oldukça farklı. Bush yönetimi bilindiği gibi İran’ın her ne amaçla olursa olsun Uranyum zenginleştirme programına karşı çıkıyordu.
İsrail bu yeni durumun AB’nin Dış Politika sorumlusu Ashton ile İran’ın nükleer başmüzakerecisi Saeed Jalili ile gerçekleşen görüşmenin hemen ertesine rastlamasının tesadüf olmadığını ve bunun kendileri için kaygı verici olduğunu düşünüyor.
Nitekim Washington’da görüştüğüm kaynaklar İsveç’te 2 gün önce gerçekleşen El Kaide bağlantılı olduğu iddia edilen son terör saldırısının da bu süreçle bağlantılı olabileceği ve AB’nin bu yeni tutumunu etkilemeye yönelik olabileceği yorumlarını yapıyorlar.
Obama yönetimi ve AB, uluslarararası sistemin gözetiminde İran’ın nükleer programına yeşil ışık yakma sinyali veriyor.
Nitekim ABD senatosu Dış İlişkiler Başkanı John Kerry de Bush yönetiminin bu doktrinine şiddetle karşı çıktığını açıklayarak başkan Obama’ya ve Dış İşleri bakanı Clinton’a destek verdiğini açıkladı: Bush yönetiminin İran’ın uranium zenginleştirme programına her koşulda karşı çıkması mantıksızdır. Barışçıl amaçlarla nükleer güç edinmeye ve uranyum zenginleştirmeye hakları var.’
Nitekim geçen yaz ABD eski Genelkurmay Başkanı Colin Powell’da bu görüşte olduğunu açıklayarak, İran’ın nükleer programının barışçıl amaçlarla sınırlı olmasının ve bunun da kontrolünün sağlanması olduğunu belirtmişti.
Netenyahu bundan kısa süre önce Obama Yönetimi’nin İsrail’in işgal bölgelerinde yeni yerleşim birimleri inşa sürecini 90 günlüğüne dondurması karşılığında 3 milyar dolarlık askeri yardım teklifini de reddetti. Bunun üzerine ABD Dış İşleri Bakanı Hillari Clinton İsrail’in yeni yerleşim bölgeleri ile ilgili tutumlarının değişmediğini açıkladı.
ABD yönetimi İsrail’in 1967 sınırlarının dışında kalan bölgelerde yerleşim bölgeleri inşa etmesini yasa dışı buluyor, tüm diğer devletler gibi.
Geçen hafta yine çok ilginç başka bir şey oldu. 26 üst düzey AB yetkilisi AB yönetimini uyararak, İsrail’in uluslararası sisteme ve hukuka meydan okuyarak 1967 sınırları dışında kalan bölgelerde yerleşim bölgeleri inşa etmesine ‘yaptırım’ uygulanmasını tavsiye etti. İsrail kuşkusuz bunu da not etmiştir. Tıpı Brezilya’nın ve Arjantin’in Filistin’i 1967 sınırlarıyla tanıdığını ilan etmesini not ettiği gibi.
Obama yönetimi iç siyaset dengeleri açısından ve ABD ana akım(mainstream) medyası tarafından bu süreçte elbette sıkıntı yaşayabilir. Ancak ABD’nin yerleşik istihbarat kurumları Obama’ya bu süreçte destek verebilir ve uluslararsı sistemi bu yönde etkileyebilirse, Obama bu süreci başarıyla tamamlayabilir.
Wikileaks belgelerinin hedefinin Türkiye ve Başbakan Tayyip Erdoğan olduğu iddialarına büyük resme bakarak yeniden göz atılmalı.
Aydoğan Vatandaş - Haber 7
aydogan29@yahoo.com