İlk sırayı şüphesiz dünyanın başka herhangi bir yerinde görülmesi mümkün olmayan bu eşsiz manevi atmosfer alıyor.
En çok sorulan soruydu ilk yıllarımda;
“Arabistan’da kaç yıl kalmayı düşünüyorsunuz.?”
“Birkaç yıl” derdim o günkü kararımızla.
Meğer her gelen bir kaç yıllığına gelir ama ömür geçer bırakıp dönemezlermiş memlekete. Tecrübeli ağızlardan duyduğum bu olurdu her seferinde.
Şimdi duyduklarımı görüyorum gözlerimle. Sözde bir kaç yıllık Arabistan macerası geçip giden yıllar eşliğinde macera olmaktan çıkıyormuş hakikaten de.
Bunun etkin sebeplerinden bahsetmek gerekirse;
-İlk sırayı şüphesiz dünyanın başka herhangi bir yerinde görülmesi mümkün olmayan bu eşsiz manevi atmosfer alıyor.
En basit deyimiyle: “Beytullah’dan, Nebi’nin şehrinden insanlar vazgeçemiyorlar.”
Ana, baba, eş, dost, memleket sevdası kıymet kaybediyor buralarda.
Şunu da belirtmeliyim ki; bir kaç yıllığına gelip, takvimden dönüşlerini gün be gün takip edenler de var fakat bunlar yirmi yıldır Mekke’de oturup, henüz Kabe’de bir vakit namazı bile kılmamış insanlar gibi
azınlıkta kalanlar…
-İnsanların burada yaşamaya devam etmek istemelerindeki ikinci sebep ise, hiç şüphesiz evlatları cihetiyle oluyor;
Yazdan yaza Türkiye’ye izne giden hemen her arkadaşım ilk şoklarını havaalanında yaşamaya başladıklarını anlatırlar.
Sokaklar, caddeler, alışveriş merkezleri… Şoklar güzel ülkemin her bir köşesinden saldırıya geçerler sinsice.
Zamanla bunlar şok etkisi de yapmaz oluyor insanda. Çünkü maalesef insan günaha çok çabuk alışıyor.
Benzer durum Arabistan’a yaz sonrası dönüşte de mevzu-bahis oluyor. Yine havaalanında başlıyor etki, Cidde havalimanında… fakat bu kez şok değil. Silkelenmek icab ediyor.
(Bu satırları kaleme alırken içimden “iyi ki yazılarım yoruma kapanmış” diye sevindim nedense. Bunu siz sevgili okurumun “söz hakkımız olmayacak mı?” şeklinde yorumlamamanızı istirham ederim. Zira maillerinizde sınırsız bir söz hakkınız olduğu inkar edilemez.)
Çocuklardan bahsetmişken; şahsi fikrimi de paylaşmak isterim;
Çocuk yetiştirmek açısından Türkiye’yi bir çok cihetiyle tercih ederim.
Örneğin; Türkiye’de anneler çocuklarının ellerinden tutup anneannesine, babaannesine, konuya komşuya, parka, sinemaya, tiyatroya gidebilirken Arabistan’da baba olmadan çocuklar anneyle kapının önüne bile çıkamıyor. Çıksa bile ileriye gidemiyor. Çocuklar anneyle teşrik-i mesai keyfine varıp özgürlüğü hissedemiyor.
Aynı şey, hanımlar için de geçerli aslında. Türkiye’de ne kadar sosyal bir bayan olsa bile, burada şartlara zamanla uyum sağlaya sağlaya hanımlar da bir bakıyorsunuz eşi olmadan hiç bir şey yapamaz oluyor.
Çocuklar için Türkiye’de bir sürü sosyal faaliyet varken, burada canı sıkılan çocuğu her hangi bir Mall’a (avm) götürmekten başka bir de bakımsız ve cazibesiz çocuk parklarına götürebilirsiniz.
Velhasılı; çocuklarımın sosyal hayatı cihetleriyle tercihim Türkiye lakin sosyal hayattan daha önemlisi ise, İslami hayat. Bu noktaya gelince, elbette ki İslami hayatlarını sosyal hayata tercih ediyorum.
Kıymetli bir zatın da dediği gibi:
“Pısırık olsun ama ahlaksız olmasın.”
Hamur misali çocukları, kıvamlarını almadan İslamiyet’in mayasıyla yoğurmalı anne-baba. Sosyal hayat ve gerisi ileriki yaşlarında da mümkün fakat yıllar ilerledikçe çocuğu yoğurmak zorlaşır hatta imkansız olur.
İşte bu yüzden de Arabistan.
-Arabistan’da insanların özellerinde her ne kadar hatalara, günahlara daldıkları yazılıp çizilse de bu konuda sadece “Allah bilir” demeyi doğru buluyor ve sadece sokaklarda kendi ülkemde gördüğüm görüntü kirliliğini görmediğim için memnuniyetimi dile getirmek istiyorum. Buralardaki uygulamaları da zaman zaman aşırı dozda bulsam bile Türkiye’deki çirkin manzaralara tercih ederim.
Bir kaç sene önceydi; babamla bir toplu taşıma aracına bindiğimizde tam önümüzde ayakta duran liseli kızın etek boyu yüzünden yanımda oturan babamdan ben utanmıştım. O safımsa etrafı umursamadan kahkalar atmakla meşguldü.
Bir başka örnekle; sokakta yaşlı nineler gibi birbirlerinden ayırmaya çalıştığım çocuklar! ise (kendilerinin itirafıyla) onbir yaşlarındaydılar.
Şimdi vicdanı olan hangi anne-baba bu ortamı evladına hak görür.
Evladını ateşe atmak istemeyen hiç bir anne-baba hak göremez.
Diyeceğim o ki; Arabistan’ da yaşamayı ebeveynler bu yüzden de tercih ediyorlar.
-…Ve tabi ki; alışkanlık. İnsanoğlunun alışkanlıklarından vazgeçmesi kolay olmuyor.
Türkiye’yi özlemek bile zamanla zevke dönüşebiliyor.
Bu yazımda nedense kıymetli okuyucumun sesi kulaklarımı çınlatıp durdu.
Şimdi bazılarınız: “Orada kal öyleyse, gelme buraya, Suudi hayranı!” gibi sözlerle tepki veriyorsunuzdur bana, sizi duyar gibiyim inceden inceden. Bu yüzden altını çizmeliyim;
Şahsi fikrim, şahsi beklentim ve şahsi inancım!
-Ne Arabistan’da ki birçok uygulamayı gerekli görüyorum ne de ülkemdeki esnekliği doğru buluyorum.
-Ne Arabistan’ı methediyorum, ne de ülkemi yeriyorum.
-Ne Arabistan’da kalacağım diyorum, ne de ülkeme dönmek istiyorum diyorum.
Tek düşüncem; Arabistan’da ifrat, ülkemde tefrit yaşanıyor.
Tek beklentim; olması gereken modeli ülkemin sergilemesi.
Tek inancım; yakın yarınlarda buna şahit olacağız inşallah!
Ayşenur KAHVECİ / Suudi Arabistan / Haber 7
aysenurkahveci@live.com
http://twitter.com/aysenurkahveci