29 Ağustos 2011 11:17
- 12 Okunma
Peygamber (s.a), umre yapmak için kendisinden izin isteyen Ömer b. el-Hattâb’a şöyle demiştir:
“Duâna bizi ortak et ve bizi unutma ey kardeşciğim!”[1]
Prof. Dr. Zekeriya Gürel'in Hadis Günlüğü'nden...
AÇIKLAMA
Hz. Ömer, Rasûl-i Ekrem’in gayet latif ve dokunaklı bir üslupla kendisinden duâ talebi karşısında oldukça müteessir ve mütehassis olur ve “Öyle bir söz söyledi ki, ona mukabil dünya benim olsaydı o kadar sevinmezdim” diyerek duyduğu coşku ve heyecanı dile getirir.
Duâ ve zikir, inanmış bir kalp için hayâtî bir zarûrettir. Balık için su ne ise, kalp için de duâ ve zikir odur. Hz. Âişe, Rasûl-i Ekrem’in özlü duâları (el-cevâmi’ mine’d-duâ) sevdiğini, özlü olmayan duâ cümlelerini terkettiğini haber verir[2].
“(Rasûlüm) de ki, duânız (kulluğunuz, gözyaşınız ve yalvarmanız) olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?”[3] âyeti, mutlak mânada duânın önemini gösteren beyanlardan sadece birisidir.
Müslümanların birbirleri için duâ etmeleri, tavsiye edilen bir uygulamadır. Duâ, yüz yüze veya gıyâben hayatta olanlar için yapılabildiği gibi, gelmiş-geçmiş mü’minler için de yapılır.
Nitekim, “Onlardan sonra gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla, iman edenlere karşı kalplerimizde hiçbir kin bırakma. Rabbimiz, şüphesiz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin!”[4] âyetinde, sahâbe nesli için duâ eden, onları hayır ve rahmetle anan mü’minler övülür.
Başına bir bela ve musibet gelen veya sıkıntı içinde olan kimsenin, salâh ve takvâ sahibi olduğuna inandığı bir şahsiyeti ziyaret ederek kendisi için ondan Allah’a duâ etmesini istemesi meşrûdur. Normal zamanlarda kemâl ve fazilet sahibi olduğu bilinen bir müslümandan duâ talep edilmesi de peygamberâne bir tavsiyedir. Nitekim, Hz. Ömer, Rasûl-i Ekrem’in şöyle buyurduğunu söyler:
“Size Yemen’den Üveys isminde bir adam gelecek. O, Yemen’de annesinden başka kimse bırakmayacak. Onda bir beyazlık[5] vardı. Allah’a duâ etti de onu kendisinden giderdi, yalnız dinar veya dirhem yeri kadar (ondan iz) kaldı. Artık sizden kim onunla karşılaşırsa, sizin için o mağfiret talebinde bulunsun!”[6].
Hz. Ömer, Peygamber’in (s.a), “Tâbiînin en hayırlısı Üveys adındaki adamdır”[7] ve “O, Allah’a yemin etse, kendisini yemininde mutlaka sâdık çıkarır”[8] diyerek övgüde bulunduğu Üveys ile bilâhare karşılaştığı ve ondan duâ talep ettiği bilinir[9].
İmam Ebû Hanîfe’nin (v. 150/767) babası Sâbit’in, Kûfe’ye yerleştiği sırada Hz. Ali ile görüştüğü, Hz. Ali’nin kendisine ve nesline hayır-bereket niyâzında bulunduğu bilinir.
Rasûl-i Ekrem’in Hz. Ömer’den, Hz. Ömer’in de Üveys el-Karanî’den duâ talep etmeleri, Allah nezdindeki derecesi itibariyle üstün konumda olan bir mü’minin, kendisinden daha aşağı mertebede olan bir mü’minden duâ talebinde bulunabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
[1] Ebû Dâvud, Vitir, 23; Tirmizî, Deavât, 109; İbn Mâce, Menâsik, 5; Nevevî, el-Ezkâr, s. 197. Tirmizî, hadisin senedinin hasen-sahîh olduğunu zikreder.
[2] Ebû Dâvud, Vitir, 23.
[3] Furkân 25/77
[4] Haşr 59/10
[5] Bununla abraş adı verilen cilt hastalığı kastedilir.
[6] Müslim, Fedâilu’s-sahâbe, 223; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 48.
[7] Müslim, Fedâilu’s-sahâbe, 224.
[8] Müslim, Fedâilu’s-sahâbe, 225.
[9] Müslim, Fedâilu’s-sahâbe, 225.
Kaynak: (Prof. Dr. Zekeriya Güler, Hadis Günlüğü, Hüner Yayınevi, Konya 2011, 5.basım)
Kaynak: Haber7