Karanlığın nurlu tarafı

  • Karanlığın nurlu tarafı
    Cemal Demir
    Haber7

30 Ağustos 2011 09:04 - 5 Yorum - 2,645 Okunma

İnternet icat oldu olalı, sosyal medyada hergün denk geldiğimiz, ‘bugün de sabahı ettik’ , ‘uykum düzenim bozuldu yine’ yakınmalarına bakacak olursak, artık çok daha yaygın ve acil bir sorunla karşı karşıyayız…



Eski çağlardan beri filozofların, hikmeti arayanların, bulanların en büyük tavsiyesi hep şu oldu: ‘Kendini bil’. Zira bütün ilim kendini bilmektir.
İnsanın kendini bilmesi, nefsini bilmesi kadar, biyolojisini bilmeyi de içerir...
 
‘Sen kimsin?’ sorusu hiçbirimize ‘ben bir memeliyim’ diye düşündürmez. Oysa, genel canlı sınıflandırmasında önemli bir kategorizasyondur ve insan, gezegenimizin en önde gelen memelisidir.
 
Yine genel olarak insan, ‘’diurnal’’ yani bir ‘’gündüz’’ canlısıdır. Yani, uyumadığı sürenin çoğunu güneş gökyüzündeyken geçirir. ‘’Nocturnal’’ yani hayatı gece karanlığında yaşayan, geceleri beslenen canlılardan tefrikle…
 
Şimdi, National Geographic’in çağrısına uyalım ve 1800’lerin hemen başında, dünyanın en kalabalık şehri Londra’da olduğumuzu düşünelim. Şehirde yaşayan 1 milyon kişi, karanlık çöktüğünde evlerini meşale türü basit ışıklarla aydınlatıyor bir iki saatliğine. Ardından da gündoğumuna kadar uyuyor insanlar… Gaz lambası sadece birkaç lüks evde kullanılıyor. Daha, gaz lambalarından oluşacak, dünyanın ilk sokak lambası sisteminin kurulmasına 7 yıl var. Birkaç kilometre uzaktan Londra’yı görmek zor, kokusundan yaklaştığını anlarsın.
 
İnsanoğlu, önce ateş, sonra elektrik ile ‘ışığı’ geceye taşıdığından beri ‘geceleri’ de yaşayan bir canlı olmaya başladı.   
 
İşin sosyal dramı bir yana, tabiatta yaptığımız her mühendislik gibi geceyi ‘aydınlatma’ mühendisliğinin de faydaları, aynı orandaki zararı ile beraber geliyor. Gezegenimiz muazzam bir ‘ışık kirliliği’ tehdidi altında. Tabiatın ‘ışık-karanlık’ ritmini her bozduğumuz yerde, canlı hayatının değişik bir vechesinin – göç, doğum ya da beslenme- düzeni de bozuluyor.
 
Ve en başta da insanın kainat ile bağı kopuyor. Bir kere, binlerce yıl boyunca evreni ‘kendi gözleriyle’ temaşa eden insanoğlu, artık sanki bir stüdyo animasyonuymuş gibi  YouTube videolarından bakıyor gökyüzüne.
 
Benim çocukluğumun geçtiği şehirde ve zamanda henüz çok fazla ışık yoktu ve geceleri, ‘samanyolu’nun görkemli şovunu izlerdik. Mars’ın Venüs’ün ışığı düşerdi yeryüzüne, gözle görülür şekilde. Başımız göğe kaldırmamız yeterdi kehkeşanı seyretmeye…
 
Şimdi bu muazzam hazineyi kaybetmiş durumda insanoğlunun büyük bölümü. Bunun illa ki kitlesel psikolojik etkileri de var. New York Times’ın editoryal kurulunun ‘köylü’ filozofu Verilyn Klinkenborg’un deyimiyle şimdi şehirlerimizde geceleri gökyüzü, kıyamet sonrasının anlatıldığı bilim kurgu filmlerini anımsatıyor. Bir el bütün yıldızları süpürmüş adeta. Boş anlamsız bir karanlık. Sokaklarımızı aydınlatalım derken, evrenle aramıza bir perde çektik.
 
Gecenin sadece ruhuna ve anlamına değil, ‘tabiatına’ da kastediyoruz. Yeryüzündeki ‘nocturnal’ gezegendaşlarımızın hayatını tahrip ediyoruz örneğin. Dönüp sonunda bizi de vuracak bir cinayet bu…
Los Angeles merkezli Urban Wildlands Group’un hazırladığı rapora göre, her geçen gün binlerce yeni deniz kuşu, ötücü kuş, denizlerdeki petrol rafinerilerinin ışığına, ateşine yönelerek, düşüp ölünceye kadar dönmeye başlıyor. Geceleri göç eden kuş katarlarındaki birçok acemi kuş, insan yapımı yüksek binaların ışığına aldanıp bu binalara çaparak ölüyor.
 
Sokak lambalarının etrafında dönen böcekleri hepiniz görürsünüz. Bize hayatın doğal seyri bir görüntü gelir. Oysa bu son 100 yılda gerçekleştirmeye başladığımız bir katliam yöntemidir. Sayısız böceğin böyle doğal olmayan yollarla öldürülmesinin evrenin düzeninde hangi dengeleri bozduğunu bile bilmiyoruz maalesef henüz…
 
Geceleri ‘yapay ışıklarla’ aydınlatmaya başladığımızdan beri, birçok kuş ve böcek türü, tabii çevrelerinde yok olup gitti… Sabahları karakuşiler, bülbüller ‘yapay ışık’ nedeniyle yanlış saatlerde ötmeye başlıyor. Karanlık zırhı olan birçok hayvan türü, artan ışık nedeniyle, daha fazla oranda diğer avcı hayvanlara yem oluyor ve nesilleri hızla tükeniyor.
 
Plajlarda yumurtalarından çıktıktan sonra, içgüdüsel olarak denizi bulabilmek için yakamozlara yönelen deniz kaplumbağaları, turistik otellerin ışıklarını yakamoz zannetikleri için, denize asla ulaşamıyor ve ölüyor. Saymakla bitmez cinayet işliyor ‘ışığımız’…
 
Durum tamamen umutsuz değil. Tamamen karanlığa gömülmek bu saatten sonra imkansız olsa bile, ışıklandırmaya yapılacak basit düzenlemeler ve kalitelendirme çalışmasıyla hem muazzam bir tasarrufu hem de de tabiatı koruma adına bir iş görebiliriz.
 
Arizona eyaletinin 60 bin nüfuslu Flagstaff şehri 2001 senesinde dünyanın ilk, ‘’uluslararası karanlık sema şehri (International Dark Sky City)’’ ünvanını kazandı. ‘Işık kirliliğine’ karşı hareket her geçen gün gezegene yayılıyor. Son olarak Çek Cumhuriyeti bu alanda adım atan ilk ülke oldu, ve geceleri atmosfere saldığı ışığı ciddi oranda azaltacak düzenlemeler yapma kararı aldı.
 
‘Işık kirliliği’ en başta bizi ‘İnsan’ yapan biyolojik, psikolojik ve manevi bütünlüğümüze bir tehdit. Kainatın rengi bizim ‘karanlık’ dediğimiz ortamdır. Bize karanlık gelmesi, ‘görünmez’ olduğu anlamına gelmiyor. Sadece ‘bizim görme dalga boyumuzun’ dışında olduğu anlamına gelir. İnsanın güneşe ihtiyacı olduğu kadar ‘gece karanlığına’ da ihtiyacı var.
 
Klinkenborg, insanoğlunun son yüzyılda gündüzleri nasıl tehlikeli seviyede uzatıp, ‘gece’yi nasıl kısalttığına dikkatimizi çekiyor. İnsan bedeninin, ışığa duyarlılığını tahrip ediyoruz. Vücut saatimiz, bedenimiz, geceyi gündüzü ayırt etmekte zorlanıyor artık. Çünkü sabahladığımız zaman, ‘nocturnal’ bir canlıya dönüşmüyoruz. Yani, uyumadığımız zaman ‘geceyi’ yaşamış olmuyoruz. Sadece gündüzü, tabiatımıza müdahale edecek şekilde ‘uzatmış’ oluyoruz. Yani sırf güneş battı diye ‘gece’ yaşıyor değiliz. Çünkü hala ışığın altındayız, ekranların karşısındayız. Bu gece değil. Vücudumuz ihtiyacı olan ‘karanlığı’ yaşamadığı için birçok biyolojik, belki de manevi melekemiz köreliyor.
 
İnternet icat oldu olalı, sosyal medyada hergün denk geldiğimiz,  ‘bugün de sabahı ettik’ , ‘uykum düzenim bozuldu yine’ yakınmalarına bakacak olursak, artık çok daha yaygın ve acil bir sorunla karşı karşıyayız…

Durumumuz ‘caretta caretta’lardan çok da içaçıcı değil. Gecenin ‘nur’u yerine, turistik hoteller gibi hayat coğrafyamıza dahil olmuş ekranların ışığına dönüyoruz ve ‘inkişaf edeceğimiz hayatın hakikat denizini’ bir türlü bulamıyoruz.
 
Klinkenborg, ‘’Hakikatte, yatak odamıza kadar giren ışık kirliği, kainattaki gerçek yerimizi göremeyecek kadar körleştiriyor bizi. Karanlık bir gece başımızı kaldırıp baktığımızda gördüğümüz Samanyolu’nun bize öğreteceği ‘varoluşumuzun ölçüsünü’ unutmamıza neden oluyor bu.’’ diyor o her zaman hayranı olduğum kırsal kesim filozofluğuyla...  
 
‘’Bayram sabahı, karanlığa mersiye dizip ışığa laga luga etmek de nedir’’ diye itiraz edecekler olsa da kainatın rengi olan ‘karanlık nur’a, gecenin ve gündüzün ritmine yeniden döneceğimiz günler dilerim.  
 
Annenizin uyarısına uyun ve söndürün ışığı… Geceniz, bedeniniz, gezegeniniz, karanlıkla nurlansın..!

Cemal Demir / Haber 7
cemaldemir111@gmail.com
  • BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

    YORUM YAZ
  • Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım
  • Metin Ay

    Haber? 09 Haziran 2008 16:15 - Toplam 135 kişi beğendi.

    Editör bey.. Haber nerede Allah aşkına? Havalar ısındı ya artık..Klima yoksa gönderelim çalışma odalarınıza..

    + Bu Yorumu Beğen
  • dursun çiğdem

    09 Haziran 2008 15:50 - Toplam 76 kişi beğendi.

    yazıyı gören varmı ben göremiyorumda.

    + Bu Yorumu Beğen
  • Metin Yazar

    Neden şimdi (2) 06 Haziran 2008 14:02 - Toplam 80 kişi beğendi.

    Baykal bile, AKP için; “Bırakalım bunlar gelsin ve bu enkazın altında kalsınlar” dedi. AKP’nin iktidar olmasına pek ses çıkarmadılar.Hatta kartel medyası içinden destekleyenler bile çıktı. Desteklerken kıs kıs gülüyor,”Nasılsa bunlar ortalığı biraz toparlar, ama milletin kemerini sıkarak canına okurlar,biz de bir taşla iki kuş vurmuş oluruz” diye düşündüler. Düşündükleri gibi olmadı.Türk ekonomisi çok kısa sürede istikrara kavuştu. Bu istikrar AKP’nin oylarını artırmasıyla tescil edildi

    + Bu Yorumu Beğen Yorumun Devamı
  • askorozli

    31 Mayıs 2008 00:47 - Toplam 63 kişi beğendi.

    + Bu Yorumu Beğen
  • kaan kaya

    31 Mayıs 2008 00:12 - Toplam 46 kişi beğendi.

    + Bu Yorumu Beğen
  • IMKB100: 54.810 %-0.19
  • ALTIN: 92.900 %-0.44
  • DOLAR: 1.8435 %-0.06
  • EURO: 2.3075 %-0.64
GAZETE MANŞETLERİ

NAMAZ VAKİTLERİ

İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

EN ÇOK OKUNAN

EN ÇOK YORUMLANAN

Nokta Elektronik Medya Ltd. Şti. Copyright © 2003-2012 Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Reklam İletişim