Türkiye Cumhuriyeti pasaportunun gittiğim her seyahatte daha da değerlendiğini gördüm.
Son zamanlarda çok duyduğum artık klişeleşen bir tabir var; emperyal Türkiye. İnsanların zihninde bu ‘emperyal’ sözcüğü hiç de iyi bir yere sahip değil. Çünkü geçmişte emperyal olan ülkelerin en önemli özellikleri ülkeleri sömürmek ve hakları olmayanı almak olmuş…
Yazılarımıza, seyahat ve işlerimizin yoğunluğundan ötürü epey ara verdik. Ama bu arada, daha fazla gözlem ve analiz yapma şansımız oldu. Türkiye Cumhuriyeti pasaportunun gittiğim her seyahatte daha da değerlendiğini gördüm. Tabii ki, bundan büyük gurur duydum ve duyuyorum.
Yazımızın girişindeki ‘emperyal’ tabirine dönersek; evet, Türkiye tarihi misyonu ve köklerinin de yardımıyla bölgede gittikçe güçlenen ve sözüne itibar edilen ülke konumunu her gün daha da güçlendiriyor. Bu, Türkiye’yi seven ve Türkiye’ye gönülden bağlı herkesi mutlu ediyor. Tabii, Türkiye vatandaşı olup bundan memnun olmayanların da varlığının farkındayım. Onların durumuna sadece üzülüyorum.
Şimdi bu yeni durumla birlikte, ‘emperyal’ kelimesinin büyük cihan devleti anlamında kullanılması gerektiğine inanıyorum tarihte olduğu gibi. Aslında geçmişte Osmanlı bu ‘emperyal’ kelimesinin iyi anlamda gereklerini yerine getirecek çok iş yaptı. Bunu bölgede Osmanlının egemen olduğu coğrafyaları biraz gezerek görmek mümkün… Mesela, Osmanlı egemen olduğu coğrafyalarda dil ve din anlamında bir asimilasyon politikası gütmedi. Ekonomik olarak, cihan devletinin parçası olan ülkelere ve bölgesel yönetimlere vergilerini vermeleri karşılığında herhangi bir baskı uygulamadı.
Yeni Türkiye’nin nasıl bir emperyal güç olacağı bu yönüyle bakıldığında yeni bir olgu değil. Tarihimizde bunun örneği duruyor. Türkiye’nin gelecekte tam olarak emperyal ülke olmasa bile şu anki yerinde olmayacağı da bir gerçek… Türkiye’nin siyasetinde istikrarlı geçireceği her dönem Türkiye’nin önünü daha da açacaktır. Ben Türkiye’nin bu yolda önündeki en büyük engeli yine ülke içindeki farklı sorunları ve kendi kendini engelleme politikaları olarak görüyorum. Bize zararı bizden başkası veremez bu saatten sonra. Ama biz olabilmek için asgari müşterekte birleşmeyi öğrenmemiz lazım.
Aslında Türkiye’nin her sıçrama döneminde, ülkede artik kangrenleşen sorunların yeniden depreştirildiğini ve Türkiye’nin iç sorunlarla uğraşarak kafasını kaldırmasının engellendiğini sağduyulu herkes görebiliyor. Bu hep böyle oldu ve bundan sonra da farklı olmayacak gibi gözüküyor.
Gerek dış güçlerin bir oyunu seklinde ve gerekse de iç dinamiklerin etkisiyle bölgede diktalar bir bir yıkılıyor. Her ne şekilde olursa olsun, halklar artık gerçekleri görmeye başladılar ve hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını herkes görüyor. Bu yeni dönemde dünyada demokrasisi gelişmiş olarak kendilerine en yakin gördükleri ülke Türkiye ve Türkiye’den ciddi beklentileri var. Tabii ki, bu beklentilerinin karşılığında Türkiye ile paylaşacakları çok şeyleri de olacak.
Bu dönem Türkiye için yerinde sağlam durma, taviz vermeme ve şer güçlerin oyununa gelmeme dönemi. Eğer ki, bunu başarabilirsek hem Türkiye’nin önü açılacak, hem de dünya siyasetinde hak ettiği yeri alacaktır. Buna karar verecek olan da, yine Türkiye’nin kendi halkı olacaktır. Ortak paydalar ve farklılıklar birbirimize kenetlenmenin vesilesi mi olacaktır, yoksa bölünüp parçalanıp yutulmanın sebebi mi? Benim bu hususta dileğim ilk şıkkın gerçekleşmesi… Ya sizin?
Ahmet İNCE / Dubai / Haber 7
Ahmetcec@hotmail.com