26 Kasım 2011 10:05
- 1 Yorum
- 2,112 Okunma
Gökçen yüzlü, gök gözlü bir öğrencim vardı. İdealist bir öğretmen olma sevdasındaydı. Öğretmen olup ataması yapıldığında ilk aradıkları arasındaydım. Ataması Güneydoğu’da bir ile yapılmıştı ve sesinde heyecan vardı.
Göreve başladıktan birkaç hafta sonra beni yeniden aradı öğrencim. Olumsuzluklarla karşılaştığı sesinin tınısından belliydi. Hayal kırıklığı yaşıyordu. Gönüllerine ışık saçmaya çalıştığı öğrencilerinin önyargılarından, zihinlerinin bulandırılmışlığından ve kendisine nefretle yaklaştıklarından bahsetti. Öğrencilerinin başkent olarak Diyarbakır’ı zikrettiğini, 21 Mart, 8 Mart, 1 Mayıs gibi zamanlarda kendisini biraz tehditvari biraz müztehzi bir edayla uyardıklarını, Türk olduğu için kendisini işgalci gibi gördüklerini ve bunu uzun süre kaldıramayacağını anlattı.
Ona; sabretmesini, kendisinin onların önyargısını değiştirecek yegane kişi olduğunu tavsiye ettim.
Bu öğretmenler gününde yine vefa gösterip günümü kutladı. Bir yıl sonra, o önyargılı öğrencilerinden bazılarından mektup aldığını ve Şilan isimli öğrencisinden gelen sabrının semeresi mektubu benimle paylaştı. Mektubu okuyunca bu idealist öğretmenin yetişmesinde bir nebze de olsa payımın olduğunu düşünerek mutlu oldum. Güneydoğu meselesinin çözümü budur işte, dedim. Gönüllere girmek…
Güneydoğu meselesine çözüm olur düşüncesiyle Şilan’ın mektubunu arz ediyorum efendim:
‘‘Sevgili öğretmenim,
Soğuğun en keskin zamanında karşıma çıktınız. Kışın ortasında doğduğunuz yerlerden çok uzaklarda bizim için kara tahtanın önüne geçtiniz. İlk gördüğümde ‘bu kız çocuğu mu öğretmen’diye aklımdan geçti. Sonra ilk konuşmanız bizimle ilk tokalaşıp hoş bulduk demeniz ne güzeldi. Hoş geldiniz dememizi ilk saniye öğrettiniz. Ben şaşırdım çünkü ilk defa siz bizimle tokalaştınız. Çok öğretmenim oldu öğretmenim. Sayısını aklımda tutamadım, gelen öğretmenin suratına alışmadan diğeri geldi. Ben de Diyarbakırlı olanları hep sevdim,onlarla anlaştım.
Tebeşiri yavaşça avcuma bırakıp tahtaya çağırdınızda çok heyecanlandım. Ankaranın başkent olduğunu 8.sınıfta tahtaya yazdırmak sizin için de zordu. Bana söylenilenlere inat kafamdakilerin tersini yazıyordum. Hem de İngilizce yazıyordum. Surları,on gözlü köprüyü,karpuzu,Malabadi’yi turistlere nasıl anlatacağımızı söylediğinizde dünyalar benim oldu.Ben size neden buraya geldiniz diye sormuştum. Siz devletin bizim için sizi gönderdiğini ve sizin hizmetkarınızım var mı emriniz demiştiniz. Allah Allah şaşakaldım.
Kürtçe konuşunca dayak atarsınız diye korktum. Siz sadece bakıp İngilizce almanca konuşunca susup Türkçe konuşmamız gerektiğini anlamıştım. Soruları doğru yapınca bana verdiğiniz kalemi hala saklıyorum. Dedem öldüğünde derse geç kalmıştım siz başın sağolsun deyip el Fatiha demiştiniz. Arkadaşlarım da dua etmişti. Ağladım ama çok sevindim de. Deniz görmüş,büyükşehirlerde okumuş birinin bizim duamızı okuyacağını bilmezdim. Her Perşembe akşamı sizin ölmüşleriniz için de dua ediyorum hocam. Başta annenizden,babanızdan,kardeşlerinizden sonra sizi okutan öğretmenlerinizden ve sizi bize gönderen devletten Allah razı olsun.(Artık TeCe demiyorum Türkiye Cumhuriyeti diyorum öğretmenim)
Kitaplarımızın ilk sayfalarını yırtık görünce çok üzülmüştünüz, gözlerinizi hep gülerken görmüştük. İlk defa gözleriniz dolmuştu. Ben kitabımı niye yırtmıştım o zaman böyle sordunuz. O zaman bilmediğimi söylemiştim. Şimdi biliyorum öğretmenim. Bana ne istiklal marşını ne Atatürk’ü kimse anlatmadı. Siz ezberleyene kalem kutusu hediye edeceğim dediğinizde sadece kalemlik için çalışmaya başladım. 8yıldır okula gidiyordum, hiç kalemliğim olmamıştı. Evde ezberlemeye çalışırken babam okuduğumun (İstiklal Marşı) asker marşı olduğunu söyledi ve bana kızdı. Size sorduğumda bunu yazan adam veteriner ve Türk değil Arnavut dediniz. Demek ki ben okuyabilirdim, ezberleyebilirdim. Siz böyle diyene kadar ben de leşker(asker)şarkısı mı okuyacağım diye düşünmüştüm.
Evimize davet ettiğimde reddedersiniz diye çok korktum. İçeri sizinle girince dünyalar benim oldu. Ne dediğini hiç anlamadığınız halde neneme gülümsediniz, elini öptünüz, duasını istediniz. Abimi, ablamı sordunuz ne diyeceğimi bilemedim. Fotoğrafları vardı ama kendileri yoktu. Ben de bilmiyordum Diyarbakır’dalar dedim size yalan söyledim…
Okumak ….hayalim oldu ve çok çalıştım. Kardeşim benim gibi öğretmenine mahçup olmasın diye okulda olacaktım. Benim gibi çok vardı ama onlara panzere isabet ettirirlerse 500 tl ettirmezlerse 250 lira verileceği söylendi. Şimdi sokaktalar, ne zaman bir şey olsa telefonları yepyeni eve geliyorlar. Ben şimdi şehir dışında …………. lisesinde okuyorum sizin liseniz gibi. Korkuyorum öğretmenim size bir taş gelir diye korkuyorum. Onlara başka yollar gösteren olmadı. Ben de bir kalemlik kazanacağım diye okudum, sonra dediğiniz gibi benim kılıcım kalemim olmalıydı.
Adının anlamını bilmeyen olmamalı derdiniz. Ben Şilan’ın anlamını öğrendim öğretmenim.Yaban gülü,dağ gülü demekmiş.Adımı sevmez oldum.Ben dağ gülü değil sizin gibi ova gülü olacağım.Ve sizin öğrettiğiniz gibi;
‘I LOVE YOU,YOU LOVE ME,WE LOVE OUR COUNTRY AND OUR FLAG’
ŞİLAN ’’
Arif Akpınar - Haber 7
arifhanakpinar@hotmail.com
http://twitter.com/arifakpinar1