Bektaşi şairi Hengâmî’ye ait olduğu sanılan (divanında böyle bir şiir yoktur) mizahi bir cenk (savaş) destanı okuyalım
Mizah Edebiyatın bir şubesidir. Edebiyattan anlamayan kimileri türkülerimizdeki mizahı ince yollu alaya alırlar. Aslında burada alaya alınması gereken, alaya alanların cahilliğidir.
Mizah toplumumuzun her alanındadır. Hayatın her alanında olan bir gerçeğin edebiyatta yer bulmaması ne mümkün? Ancak bunun bir edebiyat türü olduğunu bilmeyenler, kimi türkülerimize yansımış olan ironik teşbihlerle yüklü şiirleri saçma görüp alaya alırlar. Bunu da son zamanlarda özellikle ayaküstü tek kişilik gösteri yapan güya modern meddahların yapması ayrı bir ironi!
Örneğin; ‘’Manda yuva yapmış söğüt dalına/yavrusunu sinek kapmış gördün mü’’ türküsündeki mizah, birçok cahil tarafından alay konusu yapılır. Halk kültürünü bilmeyen yabancılayan kimileri bu türkülerin sözlerini nazara vererek, halk şiirinin saçma sapan olduğunu, türkülerin saçma sapan olduğun ima edip, halkı ve onun edebiyatını kendi cahilliklerine bakmadan alaya almaya çalışırlar.
Nasıl ki, tiyatroda komedi diye bir tür varsa, nasıl ki Halk Edebiyatında fıkra diye bir tür varsa, türkülerde de mizah vardır. Eğer Harry Poter’ın gökte uçması, Matrix’in olağanüstü saçmalıkları, Örümcek Adam’ın duvarlarda yürümesi sinema sanatının muhteşemlikleri olarak görülüyor da kendi halk şiirimizdeki bu mizah saçmalık olarak görülüyorsa bunun adı kendi değerlerine yabancı olmak, kendi değerlerini hafife almaktır.
Edebiyattaki abartı ve ironiyi alaya almak; opera şefinin yüksek tondan bağıran opera sanatçısını elindeki çubukla korkuttuğunu sanmak gibi bir cahilliktir aslında. Bu cahil ve çarpık anlayış; Anadolu insanını ‘’Taşralı’’ diye hafife alan kendi özüne yabancı Tanzimat aydınından günümüze kadar gelmiştir. Müstehcen heykeller için ''Ben böyle sanatın içine tüküreyim!'' diyen belediye başkanını sanat düşmanı ilan edip aylarca tefe koyup çalanlar, söz konusu olan Anadolu'nun öz halk sanatı olunca suspus kesiliyor, hatta onunla alay edenler korosuna bizzat katılıyorlar ve kendi değerlerini alaylı bir dille hafife alıyorlar. Aslında kendi değerlerini hafife alanlar, kendilerini de dolaylı olarak hafife alırlar.
Şiirimizdeki mizahın numunelerini; manilerde, türkülerde, destanlarda, semailerde, koşmalarda ve hatta Tekke Edebiyatının bir türü olan kalenderilerde görmek mümkündür.
Şimdi, bunun bir sanat dalı olduğu bilinciyle gülünmesi, tebessüm edilmesi ancak alay edilmemesi önerisiyle mizah edebiyatından birkaç örnek vermek istiyorum.
Bektaşi şairi Hengâmî’ye ait olduğu sanılan (divanında böyle bir şiir yoktur) mizahi bir cenk (savaş) destanı okuyalım:
CENK DESTANI
(Ömrümde demedim Böyle Yalanı)
Bir gemi yaptırdım ayrık köküyle
Bin pare top dizdim soğanı
Mısır darısından hesapsız gülle
Niyetim feth etmek firengistanı (Avrupa)
Bin karga götürdüm gemiye bekçi
Örümcek ağası bile yedekçi
Yüz bin serçe yazdım tüfekçi
Sivrisinek oynar kılıç-kalkanı
Çıktı kelebekler açtı yelkeni
Reis karıncalar dikti sereni
Kertenkele fora etti dümeni
İşaret hocamız fındık sıçanı
Emir ördek kaptan bastıbacaklı
Keklik topçubaşı, kızıl ayaklı
Yüz bin karabatak yalın bıçaklı
Martılar uzaktan sezer düşmanı
Bulmadık engini gezdik karayı
Yulaf tarlasında eydik borayı
Leylek kapıdan çekip makarayı
Bağdat çöllerinde bulduk limanı
Akyavaş bitler pusuya çekti
Öncü pireler avcıya çıktı
Attığı gülleler dağları yıktı
Attı kör köstebek, vurdu nişanı
Hengami, bu cengin (savaş) mehdin eyledim
Hayfa deryasını (akdenizin güneyi) gezip belledim
Yalan, yanlış bu destanı söyledim
Ömrümde demedim böyle yalanı.
Hengâmî
Kendi kültürümüze alaysız (müstehzi) tebessümler dileğiyle.
Arifhan Akpınar - Haber 7
arifhanakpinar@hotmail.com
arifakpinar1/twitter.com