24 Aralık 2011 09:30
- 4 Yorum
- 4,052 Okunma
Ortada bir gerçek var ki Fransa bu ayak oyunlarını hep kendini güçsüz, bizi güçlü gördüğü zamanlarda yapmıştır.
Fransızlar, özellikle Osmanlının son döneminde varlıklarını bizim üzerimizden ifadelendirmeye kalkmışlardır. Bu tavırları, biraz da Fransız Kralı Fransua'nın Türk elçisinin eteklerini öptüğü Kanuni döneminden kalma bize karşı olan ezikliklerinden kaynaklanmaktadır. Bundandır ki Fransızlar; kendilerini güçlü, Osmanlı'yı güçsüz hissetttikleri zaman hemen harekete geçmişlerdir. Fransızların Osmanlı karşısındaki bu tutumu, kendini ıspatlamak için mahallenin kabadayısına kafa tutan bitirim tiplere benzer.
Fransızlar, Osmanlının son dönemlerinde kendi varlıklarını ıspat etmek, artık dünya sahnesinin kralı biziz, demek için Osmanlı'ya bir deneme çekerler. Plan dahilinde, Fransız yazar Volter'in yazmış olduğu;
''Muhammed yahut taassub'' isimli piyes Fransa'da sahneye konulur. Piyes, Efendimiz Aleyhisselam’ı küçük düşürmeye yönelik bir piyestir.
Abdulhamit Han oyunun içeriğini duyar duymaz olduğu yerde elleri arkasında bağlı dönmeye başlar. Biraz sonra divan katibini çağırtır. Hemen Fransız hükümetine yazılmak üzere bir metin kaleme almasını emreder.
Metin, zehir zemberek ifadelerle doludur. Abdulhamit metinde, sahnelenmekte olan piyesin gösterimine derhal son verilmesini aksi halde bunun bir siyasi mesele yapılacağını tehditvari ve net bir dille ifade eder. Bu uyarı, etkisini gösterir ve Fransızlar oyunun gösterimini hemen durdururlar. Hasta Adam dedikleri Osmanlının hasta hali bile Fransızları korkutmaya yeter.
Fakat bir müddet sonra, oyunun ikinci perdesi sahneye konulur. Piyes bu sefer de İngiltere’de oynanacaktır. Abdulhamit Han, Fransızlara çektiği ültimatomun aynısını bu sefer İngilizlere çeker. İngilizlerin kendilerine güveni Fransızlardan daha fazladır.
İngiliz Hükümeti; geç kalındığını, biletlerin satıldığını, esasen böyle bir müdahalenin vatandaşlarının hürriyetlerine tecavüz olduğunu ve oyunu engelleyemeceğini belirtir. Sultan Hamit, bu cevap üzerine adeta küplere biner. Bu sefer son derece kararlıdır. İngiltere Hükümetine gönderdiği ikinci ültimatomda şunlar yazılıdır.
''Müslümanların halifesi olarak, ‘İngilizler, Peygamberimizi karalayıcı hakaretler ediyorlar’ diye İslam Âlemi’ne bildiri göndereceğim! Büyük Cihad ilan edeceğim! Dünyayı başınıza yıkacağım!''
Bu, öylesine bir meydan okuyuştur ki İngilizlerin ödü kopar. Onlar da Fransızlar gibi apar topar piyesi sahneden çekiverirler. Bu ültimatom verildiğinde İngiltere yeryüzünün en kudretli devleti, Osmanlı ise Batının gözünde en zayıf zamanlarını yaşayan bir Hasta Adamdır.
(Remzi Kuşçular, Abdulhamit’in Feryadı, Kutlu Doğum Özel sayısı, 2006)
Bugün tarih tekerrür ediyor ve Fransızlar kendilerini bizim üzerimizden ispat etmek için Ermeni Tasarısıyla bir kez daha deneme çekiyorlar. Belli ki Fransızlar Türkiye'nin Kuzey Afrika'da oynadığı rolden ve Türkiyenin oradaki kredisinden oldukça rahatsızlık duyuyor. Aslında Fransa, Amerika tarafından Kuzey Afrika'dan tasfiye edilmek istenmesini bizim üzerimizden ifade etmek istiyor. Çünkü Fransa'nın Kuzey Afrika'daki sabıkası oldukça kabarık ve bu bölgeden çekildiği zaman bu boşluğu Türkiye'nin dolduracağını düşünüyor. Bundan dolayı da tarih boyunca bize karşı oynadığı Ermeni kartını yeniden sahneye sürüyor.
Osmanlı döneminde de şimdi de Fransızların bu Ermeniler üzerinden oyun kurma hamlelerinden aklıbaşında Ermeniler hep rahatsızlık duymuşlardır. Ne ki Fransızların bu oyununa Ermeni sağduyusu hiçbir zaman engel olamamış, bundan dolayı Ermeniler hep sıkıntı ve acı yaşamışlardır. Fransanın bu oyununu bozacak olan az sayıdaki şuurlu Ermeniler değil, güçlü bir Türkiye'nin duruşudur.
Batı'da Neo Osmanlıcılığın konuşulduğu şu günlerde Türkiye'nin Kuzey Afrika'da yeni bir rol üstlenmeye soyunması Fransa'yı oldukça korkutmuş ve rahatsız etmiştir. Türkiye ise yutulur lokma olmadığını belirtmek için Fransa'ya sekiz maddelik bir rest çekmiştir. Bakalım Türkiye'nin resti Fransa üzerinde Sultan Abdulhamit kadar etkili olacak mıdır? Eğer Türkiye'nin resti etkili olmazsa Fransa, Kuzey Afrika'da palazlanan Türkiye sevgisinin ve etkisinin önüne geçmiş olacak ve oradakilere; ''Bakın güvendiğiniz Türkiye'nin gücü bu kadar, burada asıl güç hâla benim, hiç ümide kapılmayın!'' mesajı vermiş olacaktır.
Olayın başka bir yönü daha var ki Başbakan bu konuya dikkatleri çekti. Sarkozynin dedeleri İspanya'da katliamdan kaçıp Osmanlı'ya sığınan yahudilerdendir. Türkiye- İsrail ilişkileri tarihteki en kötü dönemini yaşıyor. İsrail'i dünya kamuoyu önünde zor durumda bırakmaya çalışan Türkiye'ye Fransa üzerinden bir mesaj da veriliyor olabilir. Dolayısıyla Sarkozy ile İsrail arasında bir Yahudi dayanışması olduğundan da söz edilebilir. Olaya bu açıdan bakılırsa da bütün Fransızların ve Fransa'nın düşman gibi görülmesinin bir anlamı olmadığı gözükür.
Ancak, hangi seçenek geçerli olsun ortada bir gerçek var ki Fransa bu ayak oyunlarını hep kendini güçsüz, bizi güçlü gördüğü zamanlarda yapmıştır. Bu oyunlar, Fransa'nın kendine güveninin de tükendiğinin bir göstergesidir.
Bakalım bu oyunun kaybedeni kim olacak? Zaman, gerçek resmin önündeki sis gibidir. Sis çekilir, resim netleşir. Bekleyip göreceğiz.
Arifhan Akpınar - Haber 7
arifhanakpinar@hotmail.com
arifakpinar1/twitter.com