31 Aralık 2011 09:24
- 3 Yorum
- 6,840 Okunma
Gün ışımıştı ama Ali hâlâ şehit düşen arkadaşlarının altındaydı. Başını hafif çıkarıp etrafa göz gezdirdiğinde birkaç Rus askerinin etrafta olduğunu fark etti
Ermeni meselesinin tozu dumana kattığı bir Sarıkamış Harekatının yıldönümü sessiz sedasız geçti. Oysa Sarıkamış harekatının öncesini ve sonrasını bilmeden Ermeni meselesine sağlıklı bir yaklaşım sergilemek ne mümkün? Bugün Sarıkamış’ta savaşmış bir gazimizin kendi ağzından derlenmiş bir hikaye sunuyorum. Bu hatıra, Giresun Bulancak’lı bir gazinin kendi sesinden derlenmiştir.
Türklerle yakın mesafe mücadelesine tutulan askerlerinin zor durumda olduğunu gören Rus Topçusu, hiç durmamacasına ateşe başlamıştı. Kimi Rus askeri yaralanmış kimisi de ölmüş vaziyette karşı tepede yatıyordu.
Bayburtlu onbaşı Abit’in mangası, kar tümseklerine gömülmüş başlarını kardan çıkaramıyorlardı. Birkaç asker şehit düşmüş ancak kimse yanlarına yaklaşamıyordu.
Giresunlu Ali, “La Havle” çekiyor olduğu yerde ayaklarını oynatıyordu. Ayakları morarmış şişmiş, kenarlarından patlamış, çarığının kenarlarından süzülen kanlar donmuştu.
Rus topçusunun sustuğu bir andı. Ali, Bayburtlu Onbaşısına seslendi:
— Onbaşım, düşmanın güllesinden değil açlıktan kırılacağız. Şu Rusların ölülerinin üzerinde ekmek var mı gidip bakacağım.
Açlık, ölümün soğuk nefesini hissettirmiyordu o anda. Asker, açlığı hissettikçe soğuk tenlerine daha bir dokunuyordu. Onbaşı da diğerleri gibi açtı.
— Bak Ali, top harbi kesilmiş değil. Rus’un topu bize bakıyor, şarapneli boyuna başımızda patlıyor. Çok dikkatli ol!
Ali, geri geri sürünerek önce tepenin aşağısına indi. Arkadan, biraz öce çarpıştıkları Rus mangasının olduğu yere doğru sürünerek yaklaştı. Tümseğin içindeki Rus askerini fark edince karın içine gömüldü hemen. Dikkat kesildi. Rus askerinde herhangi bir kımıldama yoktu. Yavaşça silahını doğrultarak yaklaştı.
Rus askeri siperin içinde yatmış, bir elinde silah bir elinde kocaman bir ekmek vardı. Hem Türk mevzilerine ateş edip hem de ekmek yerken başından vurulmuştu.
Ali, hemen Rus askerin mevzisine daldı. Önce elindeki ekmeği aldı. O sırada askerin sırt çantasında giyilmemiş meşin bir çizme dikkatini çekti. Sevindi.
— Ula hazinenin içine düştük herhâl, diye mırıldandı.
Ayağındaki ham çarık parça parça olmuştu. Hemen şişmiş, parçalanmış ve kenarları yara olmuş ayağına meşin potinleri geçirmeye çalıştı. Ama şişmiş ayağına potinler olmadı. Çizmeleri yanına aldı.
Durmadı. Sürünerek ilerledi. Rus topçusu hâlâ suskundu. Birkaç askerin çantalarındaki somunları aldı. Çizmeleri kemerine bağladı. Karların içinde sürünerek yeniden bayır aşağı süzüldü. Arkadaşlarının yanına geldi. Ali’nin elindeki somunları gören askerler bir anda yanında toplandılar. Onbaşı Abit ekmeği, askerleri arasında çabucak pay ederek herkesi siperlerine gönderdi.
Ali yanında getirdiği çizmeleri onbaşıya uzattı.
— Benim ayağım şiş olduğundan olmadı. Bunu sen giy umbaşım, dedi.
Onbaşının ayağındaki ham çarık da parçalanmıştı. Ali’ye minnetle baktı. Hemen çizmeleri ayağına geçirdi.
Rus topçusu, sanki Ali’nin ekmeği alıp gelmesini bekliyormuş gibi yeniden ateşe başladı.
Manganın en küçük askeriydi Ali. Diğerlerinde daha genç olduğu için soğuğa daha dayanıklıydı. Ama üzerindeki elbisesi paramparçaydı ve neredeyse çıplaktı. Rus askerlerinin üzerindeki çizmeleri kaputları görmüştü. Onbaşı Abit’e yeniden seslendi:
—Umbaşım müsaade et ben gene gideceğim.
Ekmekler askere can vermişti sanki. Ama kimsenin karnı tam doymuş da değildi.
—Rus topçusu nasıl olsa kendi askerlerin mevzisini dövmüyor. Ama aralarında hâlâ sağ olanlar olabilir dikkatli ol, dedi onbaşı.
Ali yeniden bayırdan aşağı inerek Rus piyadelerinin olduğu tepeye arkadan tırmanmaya başladı. Bu sefer niyeti sırtına sağlam bir kaput bulmaktı. Bu kez ilk gördüğü ölü Rus askerinin üzerindeki kaputu çıkardı sırtına giydi. Sırt çantasındaki yedek çizmeleri ayağına geçirdi. Bu kez ayağına olmuştu çizmeler. Yaralarının acısını hissetmedi bile. Ayağı sımsıcak olmuştu. Askerin üzerinde bir cüzdan buldu. İçinde kâğıt paralar vardı. Ali, Osmanlı’da henüz kâğıt para kullanılmadığı için, resimli kâğıtların para olduğunu anlamamıştı. Kâğıtları yırttı. Bir tanesini koynuna soktu.
O heyecanla toparlanırken karşı siperdeki Rus askerini fark etti birden. Ürperdi. Kaputu ve çizmeleri giyerken silahını yere bırakmıştı. Siperinde oturan Rus askeri kendisine bir şeyler demeye çalışıyordu. Dikkat etti, asker yaralıydı. Kendisine zarar veremeyeceğini anlayınca hemen yere yapıştı. Askerin sırt çantasını eline taktı. Sürünerek geri geri uzaklaştı. “Gayrı soğuktan kırılmak yok, şimdi düşmanın işini görme zamanı.” diyerek yeniden mevzisine döndü.
Ne var ki ondan ekmek getirmesini bekleyen diğer askerler, Ali’nin bu kez eli boş olduğunu görünce hayal kırıklığına uğramışlardı.
Koynuna sakladığı resimli kâğıdı onbaşıya uzattı.
— Umbaşım, gâvurun üzerindeki cüzdan ha bunlarla doluydu, ne ola ki bunlar.
— Peki diğerlerini ne yaptın?
— Yırttım umbaşım, ne ola ki?
— Ula bunlar kâğıt para ya!
— Ne bilem umbaşım, kâğıt para görmüşlüğüm mü var ki!
Akşamüzeri Rus topçusunun sesi kesilince birlikler bir araya toplandılar. Başlarındaki kumandan, “Durmak yok!” dedi.
Birlikler ilerleyerek telli Tabya’ya kadar geldiler. Birden Malatyalı Ahmet Çavuş’un uyarısıyla donakaldılar.
— Avcı hattından düşman geliyor, dedi.
Herkes karların üzerine yapıştı birden. Herkes silahına davrandı. Birliklerin başındaki Rafet Yarbay ateş emri vermedi.
— Kimse ateş etmesin, yaklaşsınlar, dedi.
Biraz sonra etraflarının Rus askeri kaynadığını fark ettiler. Ama hâlâ ateş emri gelmemişti. Malatyalı Çavuş’un uyarısı geldi birden.
— İş işten geçiyor herkes ateş etsin, dedi.
Ali’nin de içinde bulunduğu takımın birkaç mangası ateş etmeye başladılar. Ne var ki iş işten geçmiş Ruslar arkadan da sarmışlardı. Rus’un oyununu fark edememişler pusuya düşmüşlerdi.
Ali silahını doldurup doldurup ateşliyordu. Siperde hemen yanında bulunan Oflu Abdullah koynundan bir küçük kitap çıkarmış okuyordu. Ali söylendi:
— Abdullah gardaş silahına davransana!
— Gardaşım silahım tutukluk yaptı, düşman arkamızdan da kuşattı. Galiba pusuya düştük. Şimdi Allah’a sığınma zamanı.
Ali ardına baktığında birkaç Rus askerinin ateş ederek geldiğini fark etti. Hemen ileriye atıldılar. Geriye döndüğünde Oflu Abdullah yaralanıp düşmüştü.
— Uy vuruldim, uy vuruldim, diye inlemeye başladı.
Ali bir tümseğe girmeyi başarmıştı. Geriye dönüp yardım etmek istedi, ancak yanına doğru bir Rus askeri yaklaşıyordu. Rus askeri Oflu Abdullah’a yaklaştı:
—Lao harandan (nerenden) vuruldun, harandan vuruldun?
Rus askerinin sesi Ali’ye kadar ulamıştı. Askerin Türkçe bilmesine şaşırdı önce.
Başını kaldıramıyor göz ucuyla olanları seyrediyordu. Birden asker Oflu’nun yanına yaklaştı. Oflu, onun Türk askeri olduğunu düşünerek elini ona doğru uzattı. Asker, silahının ucunu kaldırarak süngüsünü Oflu’nun karnına ardı ardına sapladı.
Ali donakalmıştı. “Harandan, diye Ermeniler der. Demek Rusların yanında çarpışan bir Ermeni bu adam.” diye söylendi.
Aniden silahını o askere doğrulttu, ateş etti. O da Oflu Abdullah’ın başucuna düşüverdi.
Hemen olduğu yerden ayrıldı Ali. Etrafta arkadaşlarından kimseler görünmüyordu. Biraz ilerlediğinde acı gerçekle karşılaştı. Derenin içinde onlarca arkadaşı şehit düşmüş üst üste yatıyordu.
Etrafta birkaç karaltı görünce şehitlerin arasına uzanıverdi. Birkaç Rus askeri iki üç arkadaşını esir almışlardı. Diğer şehitlerin yanına gelince acımadan silahsız askerleri süngülediler. Askerler, Ali’nin üzerine düştüler. Ali’nin yüreğine yağlı kurşun değdi sanki o an.
Silah sesleri kesilmişti. Ali, gece boyunca sesler duydu etrafında ama kıpırdamadan öylece kaldı şehit askerlerin altında. Arkadaşlarının ılık kanlarının kendi vücuduna süzüldüğünü hissetti. Onların sıcaklığında gecenin ayazından da korunmuştu. Sessizce gözyaşı döktü. İçi acıdı. Yüreği kanadı ama hiç kıpırdamadı.
Gün ışımıştı ama Ali hâlâ şehit düşen arkadaşlarının altındaydı. Başını hafif çıkarıp etrafa göz gezdirdiğinde birkaç Rus askerinin etrafta olduğunu fark etti.
Birden üç Rus askeri gelip hemen yakınına oturdular. Gözlerini hafif kapattı. Nefesini derin derin değil de kesik kesik alarak hayat belirtisi vermemeye itina gösterdi. Etrafta kendi birliklerinden kalan cephane sandıkları vardı. Rus askerler cephane sandığını yararak sadığın parçalarıyla ısınmak için ateş yaktılar.
Uzaktan yine silah sesleri duyulmaya başladı. İçinden, “Bizimkiler büsbütün kırılmamışlar demek ki…” diye sevinmeye başladı. Karşısındaki Rus askerler çay demleyip keyif yapmaya başladılar. İçlerinden biri siyah pala bıyıklı, diğerleri sarışın ve çelimsizdi.
Ali hayıflandı. “Adamlar bizim memlekette keyif yaparak bizi kırıyorlar, şimdi kalkıp şu üçünü de ben kırsam.” diye içinden geçirdi. Ama adamlar silahlarını ellerinden bırakmıyorlardı.
Ali üzerindeki tazyike dayanamadı, hafif kımıldadı. Rus askerlerinden sarışın olan işkillendi. Yanındakilere bir şeyler söyledi. Hep birden Ali’nin olduğu yere bakmaya başladılar. Sarışın çelimsiz olan doğruldu. Silahını alarak Ali’nin bulunduğu yere yöneldi. Süngüsünü hazır vaziyete getirdi. Türkçe seslendi:
—Hey Osman gardaş, Osman gardaş!
Ruslar Osmanlıyla savaştıkları için Türk askerlerine Osman diye sesleniyorlardı. Şehit yığınının içinden birisinin ses vermesini bekledi.
Ali kımıldamadı, ses vermedi. Elindeki silahını sımsıkı kavradı. Silahı görünmüyordu. Rus askeri, ortada üst üste yığılmış şehitlere bir göz gezdirdi yeniden geriye döndü. Ali rahatlamıştı.
Ali tehlikenin geçtiğini düşünüyordu ki bu sefer kara pala bıyıklı olan ayaklandı, şehitlere doğru yöneldi. Süngüsünü yere çakar gibi yaptı. Ali’nin başucuna geldi. Üzerindeki şehitleri savurup kenara itti. Süngüsünü kaldırdı.
Ali fark edildiğini anlamıştı. Ben ölürüm ama hiç olmazsa bunu da öldürürüm diye düşündü. Üzerindeki ağırlık kalkınca aniden ayağa fırladı, geriye çekildi. Ne var ki şehitlerden biri silahının üzerindeydi ve silahını yerden alamadı.
Kara pala bıyıklı Rus asker küfürler savurmaya başladı:
— Lao pis Türk, şimdi seni benim elimden kim kurtarır ha, diye öfkeyle bağırdı.
Süngüyü doğrultup Ali’ye saldırdı. Ali, karşısındakinin Rus ordusuna katılmış olan bir Ermeni asker olduğunu anlamıştı. Yalvarmak nafileydi. O an Ali’nin aklına Efendimiz Aleyhisselâm’ın başına gelen bir hadise geldi. Eline kılıcı geçiren bir müşrik de Peygamberimiz’e böyle “Şimdi seni benim elimden kim kurtaracak?” diye seslenmişti.
Ali kendini geriye çekti. Peygamber Efendimiz’in o müşrike seslendiği gibi bağırarak seslendi:
— Allaaaaaah!
Pala bıyıklı asker bir an durakladı. O anda top atışları hızlandı. Etrafta şiddetli bir çatışma başladı.
Sarışın olan diğer Rus askerlerinden biri Ermeni’yi itekledi.
—Esir, esir, diye söylendi.
Ali’yi kolundan tuttu.
—Hayde gardaş gumandan, gumandan, dedi.
Evet, Rabb’inin yardımıyla kurtulmuştu. Gerisine de Allah kerimdi. Ölüm de hayat da Allah’ın takdiri ileydi. Ömrü varsa kurtulurdu.
Sarı Rus askeri Ali’yi “Esir aldım.” diye kolundan çekiştirerek kumandanına götürmeye başladı. Hemen tepenin ardındaki karargâh çadırına vardılar. Sarışın asker Ali’yi kumandanına teslim etti. Ali içeriye girdiğinde birçok arkadaşının orada olduğunu gördü. Önce sevindi, sonra kumandanlarını da orada görünce on yedi yaşın yüreğiyle gözyaşı dökmeye başladı.
O gece Ruslar bütün esirleri kaldırarak bilinmeyen bir yere götürüyorlardı. Başlarında birkaç subay ve esmer birkaç asker vardı. Biraz sonra esirlerden birkaçını ayırıp tepenin gerisine götürdüler. Ali meraklıydı. Atikti. Bir yolunu bulup gidenleri gözetledi. Derenin içine götürülen esirler süngülenmeye başlandığında başlarına gelecek akıbeti anlamıştı.
Haber diğer esirler arasında yayılınca esirler bir anda hareketlendi. Kargaşayı fark eden Rus askerleri üzerlerine ateş etmeye başladılar. Kimisi Rus askerlerin üzerine çullanarak ellrinden silahı almayı başarmıştı. Esirler öbek öbek dört bir yana şuursuzca kaçışmaya başladılar.
Ali, birkaç arkadaşıyla sabaha kadar yol aldı. Allah yardım etmiş doğru yöne kaçmışlardı. Gün ışımadan karların üzerinde sabah namazlarını kıldılar. Günün ağarmasıyla ufuktaki köyü fark etmeleri zor olmadı. Bu bir Türk köyüydü.
Köylüler askerleri bağırlarına basıp ağırladılar. Esaretten kurtulduklarını söylediler önce. İhtiyar bir köylü merakla sordu.
— Evlatlarım peki nasıl kurtuldunuz?
Ali atıldı söze hemen:
— Allah’ın yardımıyla.
Arifhan Akpınar - Haber 7
arifhanakpinar@hotmail.com
arifakpinar1/twitter.com
NOT: BUGÜN SAAT 14 DEN SONRA MALATYA PARK NT KİTABEVİ’NDE OKURLARIMIZLA SARIKAMIŞ ETKİNLİĞİNDE OLACAĞIM.