Bakanlardan hangisi haklı?

  • Bakanlardan hangisi haklı?
    Prof. B.Gültekin Çetiner
    Haber 7

12 Ocak 2012 09:05 - 4 Yorum - 3,035 Okunma

Şimdi her iki bakan da mevcut Borca dayalı dediğimiz paradigma içerisinden olaya bakmaktalar.



Faiz lobisinin açtığı kur savaşında ABD doları neredeyse 2 TL’ye dayandı. İnsanlar haklı olarak şu soruyu sormaktalar: ABD ve Avrupa’daki Merkez Bankaları yüklü miktarlardaki düşük faizli  (%0.5-%1) “bedava” parayı bankalara pompalayıp dururken ve yabancı paraların değeri düşmesi gerekirken neden ülkemizde bu seviyelere çıktı?

Bunun nedenini artık dünyayı küresel kumarhaneye çeviren Borca Dayalı Para Sisteminde (BDPS) aramak gerekiyor.

Gerçek ekonomiyle bağını yitirmiş sürdürülemez hale gelmiş mevcut uluslararası finans sisteminde yeni para (eşittir yeni borçlar) kara deliği gittikçe büyütmesine rağmen küresel finans cambazları doymak bilmeyen hırslarla kazanmaya devam ediyor.

Artık dünya küresel bir köy ve bunlar istedikleri yerde cirit atabiliyor ya…

Güya ekonomiye kan olsun diye pompalanan bu neredeyse “bedava” paralar kullanılarak devletleri (dolayısıyla bizleri) borçlandırma ihalelerine (tahvil/bono hikâyeleri) veya başka para oyunlarına katılmakta ve en yüksek faiz getirisini sağlayacak yerlere yatırmaktalar.

Bu, iki senelik borçlanma faizi %100’e dayanan Yunanistan olabilir, düşük de olsa daha sağlam gördükleri Almanya’nın borçlanma ihaleleri olabilir…

Ya da daha karlısı Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar (GOP) olabilir. Alırlar %0.5 faizle Fed’den doları.. Getirir sokarlar ülkeye… Bir de ülke içinde spekülasyonlarla çıkarırlar faizleri tepeye. Ondan sonra gelsin faizler rantiyeciye…

Yetkililerimiz Mahathir’in ders aldığı olayı unutmamalı. 1997 yılında Malezya krize sokulmadan 1 hafta önce IMF ülkenin çok güçlü finans yapısı olduğunu söylemişti. Kısmi rezerv bankacılığı sayesinde piyasada başka kurlara çevrilen belli para kaldıraç dediğimiz etkiyle en az 10 ile çarpılmakta. Örneğin bir bankanın 1 milyar dolarlık Türk Lirasını dolara çevirmesi 10 milyar dolarlık etki yapacaktır.

Son günlerde Merkez Bankasının milyarlarca dolar satarak dengelemeye çalıştığı fakat pek başarılı olamadığı kuru düşünün. Nasıl olsun? Türkiye’de toplam fiziksel para 53 milyar lira. Bankaların mevduatı kısmi rezervle “yaratılan” hayali paralarla 700 milyar liraya çıkmış. Bu şekilde bankaların parayı istedikleri gibi kontrol etme gücü ve yetkisini bizzat kısmi rezerv mekanizmasıyla onlara vermişsiniz.

Onlara kızmaya hakkınız var mıdır?

İki bakanın tartışması

Son günlerdeki bu kur savaşı sırasında iki bakanın arasındaki söz düellosuna da tanık olduk. Genel ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan arasında gelişen bu olayı hatırlayalım.

Basından öğrendiğimize göre sayın Babacan, 2008’de 132 milyar dolarlık ihracat rekorunun 1.29 TL’lik dolar kuruna rağmen geldiğini, bu yüzden 1.67 ortalama dolar kuru ile 2011’de kırılan 134 milyar dolarlık ihracatın yetersiz olduğunu söylemiş. Buna karşı sayın Çağlayan’ın cevabı “İhracat rakamlarını eleştirenlere en büyük cevabı ihracatçılarımız 150 milyar dolarlık ihracatı yakalayarak verecek, güzel bir şamar vuracaktır. “ olmuş.

Şimdi her iki bakan da mevcut Borca dayalı dediğimiz paradigma içerisinden olaya bakmaktalar. Ancak sorun zaten sistemin kendisinden kaynaklandığından farklı bir paradigmayla değerlendirilmelidir.

Cumhuriyet Merkez Bankası’nın doların aşırı değerlenmesini önlemek amacıyla piyasaya bol miktarda döviz satmasına rağmen fazla etkili olmaması karşısında sayın Babacan kaygılanarak bir anlamda günah keçisi arar gibi gözüküyor. En azından basındaki açıklamalardan bu kanıya varmak mümkün…

Diğer taraftan sayın Çağlayan savunma olarak ihracatçının 150 milyarlık ihracat yapacaklarını söylüyor.

Öncelikle bu sistem içerisinde yani finansın reel sektörden bağımsız hale geldiği ve ekonomiyi tamamen bankaların yönlendirdiği finans sisteminde ne yaparsanız yapın bankaların elinden para “yaratma” yetkisini ve gücünü almadıkça klasik Merkez Bankası politikalarıyla bu tür vurgunların önüne geçmek mümkün değildir.

Piyasada mevcut paranın %90’ını bankalar kredi mekanizmasıyla havadan “yaratırken” , kalan %10’luk fiziksel kısmı da devleti bankalara faizli borçlandırma süreci dediğimiz borçlanma senetleriyle (tahvil/bono) üretilirken ihracatçıyı veya ihracattan sorumlu bakanı suçlamak haksızlık olur.

Gelelim sayın Çağlayan’ın savunmasına. Öncelikle mevcut Borca Dayalı Para Sistemi tüm ülkeleri kaçınılmaz şekilde dolar elde etmeye yani ihracata yöneltmektedir. Çünkü uluslararası ticaret büyük oranda dolar üzerinden yürütülmektedir. 

Soru şu: Bir ülke neden çılgınca ihracata yönlenir?

En basit cevap: İthalat yapabilmek için gerekli miktarda dolar elde etmek için.

Zira en yakın komşunuzdan örneğin petrolü, doğalgazı satın alabilmek için önce gider ABD’den dolar satın alırsınız. Saniyenin çok küçük diliminde otomatik olarak basılan maliyeti duvar kâğıdı kadar olan 100 doları satın almak için aylarca yetiştirme zahmetinde bulunduğunuz 100 kilo domatesi verirsiniz. Sonra bunlarla dolar alıp ithalatınızı yaparsınız.

Cari açık dediğimiz şey de ne kadar dolar getiremediğimizle ilgili bir husustur. Bu yüzden ABD’nin cari açık problemi yoktur. Zira en büyük ürünü herkesin satın almak durumunda olduğu parasıdır.

Bir ülke sürdürülebilir bir ekonomiye sahipse kur savaşlarına karşı bu kadar hassas değildir. Yani oyunlardan fazla etkilenmez. Örnek isterseniz buyurun İran. Neredeyse 30 yılı aşkın süredir ambargo altındaki bu ülkenin üzerinde uygulanan son yıllardaki kur savaşlarını takip edin (Iran Central Bank diye araştırmanız yeterli). Maazallah… Oraya yapılan baskı/ambargonun bize yüzde biri yapılsaydı ne yapardık?

Öncelikle her iki bakanın sorgulaması gereken şey aynı zamanda sürdürülebilirliğin önündeki engel durumunda olan çılgın ithalat ve ihracattır. İhracat yapılacaksa bile sadece dolara dayalı ihracat yerine komşu ülkeler arasındaki para birimlerini de işin içine katan takas da dahil alternatifleri düşünmek ve parasal ürünleri çeşitlendirerek ekonomideki dolara bağımlılığı azaltmak gerekmektedir.

Körü körüne ihracat sorgulanmalıdır. İhracatımızın ne kadarı çocuklarımız/torunlarımızın geleceklerinden ödünç aldığımız kısma yani doğal kaynaklarımıza ait? Ne kadarını ara ithal elemanlarına ihtiyaç duymadığımız ürünlerle gerçekleştiriyoruz? Geçen seneki 70 milyar dolarlık cari açığın ana unsuru ithalatı nasıl azaltabiliriz? Nasıl kendi kendine yeter bir ülke haline gelebiliriz? En önemlisi; devlet parasını üretirken neden bankalara borçlanmak zorundadır? Tahvil/bono dediğimiz bileşik faizli borçlanma kâğıtlarını üreten devlet neden kendi parasını üretemez?

Özetle… Asıl sorgulanması gereken yapı öncelikle reel sektörden bağımsız hale gelen mevcut borca dayalı para sistemidir. Onun üzerine oturduğu faiz, kur ve enflasyon dediğimiz üçlü sacayağıdır.

Borçlanma, büyüme, ihracat ve ithalat başta olmak üzere ekonomideki pek çok temel kavram mevcut paradigma dışından bakarak yeniden sorgulanmalı ve tanımlanmalıdır.

Prof. Dr. B. Gültekin Çetiner / Haber 7
http://www.drcetiner.org
twitter.com/drcetiner
  • BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

    YORUM YAZ
  • Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım
  • Metin Ay

    Haber? 09 Haziran 2008 16:15 - Toplam 135 kişi beğendi.

    Editör bey.. Haber nerede Allah aşkına? Havalar ısındı ya artık..Klima yoksa gönderelim çalışma odalarınıza..

    + Bu Yorumu Beğen
  • dursun çiğdem

    09 Haziran 2008 15:50 - Toplam 76 kişi beğendi.

    yazıyı gören varmı ben göremiyorumda.

    + Bu Yorumu Beğen
  • Metin Yazar

    Neden şimdi (2) 06 Haziran 2008 14:02 - Toplam 80 kişi beğendi.

    Baykal bile, AKP için; “Bırakalım bunlar gelsin ve bu enkazın altında kalsınlar” dedi. AKP’nin iktidar olmasına pek ses çıkarmadılar.Hatta kartel medyası içinden destekleyenler bile çıktı. Desteklerken kıs kıs gülüyor,”Nasılsa bunlar ortalığı biraz toparlar, ama milletin kemerini sıkarak canına okurlar,biz de bir taşla iki kuş vurmuş oluruz” diye düşündüler. Düşündükleri gibi olmadı.Türk ekonomisi çok kısa sürede istikrara kavuştu. Bu istikrar AKP’nin oylarını artırmasıyla tescil edildi

    + Bu Yorumu Beğen Yorumun Devamı
  • askorozli

    31 Mayıs 2008 00:47 - Toplam 63 kişi beğendi.

    + Bu Yorumu Beğen
  • kaan kaya

    31 Mayıs 2008 00:12 - Toplam 46 kişi beğendi.

    + Bu Yorumu Beğen

Prof. B.Gültekin Çetiner Diğer Yazıları

  • IMKB100: 54.810 %-0.19
  • ALTIN: 93.374 %0.07
  • DOLAR: 1.8435 %-0.06
  • EURO: 2.3075 %-0.64
GAZETE MANŞETLERİ

NAMAZ VAKİTLERİ

İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

EN ÇOK OKUNAN

EN ÇOK YORUMLANAN

Nokta Elektronik Medya Ltd. Şti. Copyright © 2003-2012 Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Reklam İletişim