16 Ocak 2012 08:40
- 7 Yorum
- 4,143 Okunma
Kendini "kültürel muhafazakâr" diye tanımlayan Edebiyatçı Beşir Ayvazoğlu muhafazakarlara, mimari, ekonomi, estetik ve eğitim konusundaki eleştirileri çok çarpıcı.
Ezgi Başaran'ın röportajı
Beşir Ayvazoğlu'yla muhafazakâr kesimin estetik anlayışını konuştuk: "Anadolu'dan çıkan bu kesim muazzam bir ekonomik güç elde etti ama parayla olmuyor bu işler. Nasıl harcayacağınızı da bilmelisiniz."
Neden?
Beşir Ayvazoğlu’nun, Türk edebiyatına hem kitaplarıyla hem de yıllar içinde yönettiği birçok edebiyat dergisiyle yaptığı katkı yadsınamaz. Kendisini kültürel muhafazakâr diye tanımlar ama belki de onun kadar gençlerle iletişim halinde olan, onları takip eden kültür insanı yoktur. Ayvazoğlu’yla buluşmamın en temel sebebi şuydu: Ona Türkiye, çok sevdiği bu ıstanbul şehri nasıl görünüyor? Ve tabii, ekonomik olarak güçlenen yeni muhafazakâr sınıfın estetik anlayışını nasıl buluyor?
Nasıl bir ülkeye uyandınız bu sabah?
İnternete girip gazetelerin başlıklarına baktım. Kaotik bir Türkiye… Kavga ediyor insanlar. Ergenekon, Balyoz davaları… Öte taraftan Kılıçdaroğlu’yla ilgili fezleke… Televizyondaki bültenlere baktığınızda da ilk haberlerde sürekli didişen bir ülke görüyorsunuz. Ama sokağa çıktığımızda bu kavga manzarasının aslında bir karşılığı olmadığını anlıyorsunuz. ınsanlar işlerinde güçlerinde. Fazla da aldırmıyorlar. Bizim toplumumuz kendi içinde barışık bana sorarsanız. Bakın bu coğrafya tarih boyunca yolgeçen hanı olmuştur. Bütün kavimlerin, kültürlerin, dinlerin, inançların harmanlandığı, dolayısıyla kavga konusu çıkarmanın hiç de zor olmadığı bir yerdir.
Siz bu kavgaların tarafı olmamak için gayret gösteriyor musunuz?
ıster istemez bazı konularda taraf oluyorsunuz. Türkiye’nin demokratikleşmesi söz konusu olduğunda kim yanlış adım atıyorsa, onun karşı tarafındayım. Bir de tabii kültürel meselelerde kavgamı vermekte tereddüt etmem. Mesela kültürel mirasın tahribi konusunda muhafazakârdır, devrimcidir tanımam. Kim yanlış yapıyorsa eleştiririm, zaten yazılarım da bunu gösteriyor. Ama siyasi taraf olmak anlamında, kendimi herhangi bir partinin adamı olarak görmüyorum. Zaten aşağı yukarı 1980’den beri hiçbir partiyle, hatta hiçbir cemaatle ilişkim olmadı. Birçok yerde yazıyorum ve evet her gazetenin bir yerle ilişkisi var. Ama dışarıdan aksi zannedilmesine rağmen hiçbir organik bağım yoktur. Bağımsız bir yerden bakıyorum.
Ne görüyorsunuz?
Uzun zamandır baskı hisseden, bu toprağın asli unsuru olduğu konusunda tereddüt beyan edilen, küçümsenen, fasa fiso vatandaş denilen, hatta gerektiğinde seçkin yerlere sokulmayan insanların zamanla bir güç haline gelerek taleplerde bulunduğu bir değişim görüyorum. Tabii bu kesim aynı zamanda daha önce ulaşamadığı şeylere ulaşmanın cazibesine de kapıldı. Buna bağlı olarak da zaaflar gösteriyor.
Bu zaaf çok normal değil mi?
Elbette. Bir kesim yabancı okullarda onlar okudu, Avrupa’da dil okullarına onlar gitti. Dolayısıyla seçkinler olarak Türkiye’nin kültür, sanat, edebiyat ve ekonomi hayatına egemen oldular. Müesses nizamı oluşturdular. Fakat hem ekonomik hem de kültürel manadaki bu seçkinlerin genel kitleyle organik bağı zayıftı. Bu da çatışma hattı oluşturdu. şimdi ne oluyor?
Ne oluyor?
Bir altüst oluş yaşandı. Demokratik yollar açıldığı zaman büyük kitle varlığını gösterdi. Bir güç olarak ortaya çıktı. Fakat kendi seçkinlerinin, eğitim kurumlarının olmaması dolayısıyla bocalama yaşıyor. Çünkü kendi burjuvazisi yok.
Kimin var?
Buradaki kastım şu; sanattan, edebiyattan, estetikten anlayan, hayatı güzelleştirmesini bilen insanlar grubu. şimdi Anadolu’dan çıkan bu kesim muazzam bir ekonomik güç elde etti ama parayla olmuyor bu işler. Paranızı nasıl harcayacağınızı da bilmeniz lazım. Bilmeyince biraz kitsch’leşiyor iş. Ama bu ilanihaye böyle devam edecek değil. Ekonomik gücü artan bu kesimin çocukları bu sefer güzel okullarda okuyacak. Zaten yavaş yavaş sonuçları da görülmeye başlandı.
BAŞÖRTÜLÜLER DAHA GÜZEL ÖRTÜNMEYİ SORGULUYORLAR
Yönettiğiniz edebiyat dergisi vesilesiyle gençlerle bağınız var. Ne tür eğilimler görüyorsunuz?
Çok parlak gençler görüyorum etrafımda. Bu camianın da sanattan, edebiyattan, şehircilikten anlayan bir burjuvazisi oluşacak. şu anda sadece parası var. Bu da son derece normal. Bunu gayri ahlaki bulup dışlamak yerine yapıcı eleştiriler yapmak lazım. Benim yaptığım. şimdi gençlerden bir örnek: Bu çocuklar başörtüsü meselesi yüzünden yıllarca çok aşağılandılar, okullarından atıldılar. Ama haline bırakıldıklarında, kendilerini sorgulamaya başladılar.
Ne gibi bir sorgulama?
Yani acaba biz örtünüyoruz ama bu örtünüşümüz güzel mi? Daha güzel olabilir mi? Dışarı çıktığımızda dışlanmayacağımız bir estetiğe kavuşturabilir miyiz örtünmeyi? Bugüne kadar üstlerinde öyle bir baskı vardı ki, içlerine kapandılar. ıçine kapanan insan, kendi yanlışını bile savunacak duruma gelir. Hâlâ baskı tam olarak bertaraf olmamasına rağmen, artık muhafazakâr gençler özeleştiri yapmaya, kendilerini sorgulamaya başladı.
Bunu faydalı buluyor musunuz?
Elbette. ıslam medeniyetinin kodları ve normlarıyla yetişmiş, bu konuda kendine göre ahlaki kriterler edinmiş insanların, grupların, cemaatlerin iktidarın getirdiği, getireceği zaaflara eleştirel bakmasından daha normal ne olabilir? Ayrıca bir yenilik, o yeniliğin muhalifleri varsa önem taşır. Bu kesimin içindeki muhaliflerin tesir gücü olduğunu da düşünüyorum. Kendi içinde hesaplaşıyor insanlar. Ama bu kesimin yükselişinden rahatsız olanların zannettiği gibi bir iç çatışmaya dönmez. Bakın Türkiye’nin bu yaşadıklarını yaşaması gerekiyordu. Bu hesaplaşma kaçınılmazdı. Başka ülkelerde bu tür altüst oluşlar son derece kanlı geçmiştir, bizde öyle olmadı.
Doğru bir yerden başladı, doğru bir yere gidiyor. Biraz zaman alacak, belki kültürel miras ve şehircilik açısından tahribatlar yaşanacak ama doğal bir süreç bu.
SİLÜETİN KENDİSİNİ MAHVETTİK BARİ ÇEVRESİ KALSIN (Sayfa 2'de)