Oğluyla evlendi diye!

Oğluyla evlendi diye!

17 Ocak 2012 10:57 - 3 Yorum - 5,032 Okunma

"Ufacık bir eylemde Allah en büyük kapıları açıyor! Görebilene, duyabilene, arayana, azmedene, Allah mükafatını veriyor! Herkese böyle mutlu evlilik nasip olmayabilir."



İstatistik-Derslerinde anfinin bir köşesinde oturur, ders bittiğinde hızla kapıdan çıkıp giderdi. Çekik-gözlü, orta boylu, hafif esmer genç bir kadın, tesettürlü. Kimdir acaba, hangi ülkeden geliyor, bir yerde oturduğunu gördüğümde mutlaka yanına gidip konuşacağım diyordum içimden.
Almanya’daki Müslümanlar genelde Türk, Kürt ve Araplardan oluşur. İranlı ve Iraklı mülteciler de var ama çok sayıda değiller. Frankfurt, Hamburg, Köln, Berlin, Münih gibi daha da büyük metropollerde Endonezyalı, Malezyalı, Afrikalı-Müslümanlarla da tanışabilirsiniz. Fakat genelleme yapılamaz, her şehirde çeşitli ülkelerden gelmiş insanlarla karşılaşabilirsiniz.

Çekik-gözlü üniversiteli genç-kadın tesettürüne çok riayet ediyor, başını düzgünce bağlamış. 

Bir gün yanına gidip selam verdim, nereden geliyorsun diye sordum. Moğolistan’dan, dedi…

Zehra: Yaaa, öyle mi, demek Moğolistanlı Müslümanlardansın?

Moğolistanlı Müslüman genç-kadın (Fatıma): Hayır, ben Almanya’da Müslüman oldum.
(Hep gülümseyerek konuşuyor)

Zehra: Şimdi daha çok şaşırdım…Nasıl oldu, anlatmak ister misin?

Fatıma: Benim eşim Suriyeli, o da Almanya’ya okumaya gelmişti. Üniversiteliler için Almanca-Kursu vardı, orada tanıştık. Bana elini bile vermiyordu, kadınlarla tokalaşmıyordu. Benim Moğolistanlı erkek tanıdığımla sohbet ediyordu, bazen birçok kurs-arkadaşlar birlikte sohbet ediyorduk. Böylelikle Suriyeli eşim ile telefonlaşmaya başladık. Ben Almanya’nın başka bir şehrine gittim, aramızda en az 500 kilometre vardı. İki sene süresince sadece telefonda sohbet ettik. Telefon görüşmelerimizde İslam-Dini hakkında da bilgiler alıyordum. O başka şehirde, ben başka şehirde okuyorduk. Telefon sohbetlerinde yakınlaşmaya başladık. Bir ara Suriye’ye gitmişti, telefonda sohbete devam ediyorduk. Bana „Benimle evlenmek ister misin?“ diye sordu. Ben de „Evet“ dedim.

Zehra: Hahh hahh haaa…

Fatıma:
 (Gülümsüyor) Suriye’den Almanya’ya döndüğünde, buradaki Arapların camisinde nikahımız kıyıldı.

Zehra: Düğün yapmadınız mı? Gelinlik giymedin mi?

Fatıma: Nikahımız kıyıldıktan sonra ev tuttuk, sonraki haftalardan birisinde camide yemek verdik. Gelinlik giymedim, ailem Moğolistan’dayken, neden tek başıma düğün yapayım ki, istemedim. Zaten paramız da yoktu.
(Düğün evvelinde ikisi de Almanya’nın batısında iki yakın şehirlere taşınarak üniversiteye gidiyorlar. Fatıma sosyal-bilimler ve İslam-Bilimleri, Suriyeli eşi ise tıp okuyor).

Zehra: Mihir vermişlerdir ama?

Fatıma:
 Bir uzun ve kalın altın kolye, bir kalın altın bileklik ve küpe takıldı ama ben altın takmayı hiç sevmiyorum. Evde dolapta duruyor.
(Parmağında gümüş-taşlı yüzük var sadece)

Zehra: Senin anne-babanla, eşinin anne-babası evliliğiniz hakkında bir şey dediler mi?

Fatıma: (Suriyeli eşinin annesi) Kayınvalidem oğlunun yabancı bir kadınla evlendiğini duyduğunda üzüntüden ağlamış. Ama sonradan Suriye’ye ziyarete gittik, onlarla tanıştık. Annesi beni çok sevdi, hatta gelinlerinin içinde en çok beni sevdiğini söylüyor. Birlikte Moğolistan’a da gittik. Benim anne-babam da Suriyeli eşimle tanıştılar, onu çok sevdiler. Halbuki eşim bizim dilimizi konuşamıyor. Ailem de Arapça bilmiyor. Benim aracılığımla sohbet edebiliyorlar. Kendi oğlumuz gibi görüyoruz, diyorlar.

Zehra: Maşallah, ne güzel. Allah sizi birbirinize sevdirdi. Peki, senin annen-baban Müslüman olmana bir şey demediler mi? Nasıl büyüdün, hangi dini yaşıyorsunuz?

Fatıma: Biz Moğolistan’ın başkenti Ulan-Bator’da yaşıyoruz. Orada Müslümanları tanımıyordum. Sadece uzaklarda „Müslümanların“ olduğunu, „Çok sert davrandıklarını, bombalar uçurduklarını“ duyuyordum. Bir de „Türk-Okulları“ açılmıştı bizim orada (Ulan-Bator, yaklaşık 12 sene evvel!) ama yakından tanımıyordum. Ben ateist olarak büyüdüm diyebilirim. Biz senede bir defa bahar-bayramı kutlarız. Bunu Budistleri taklit ederek yapıyoruz. Bahar-Bayramında herkes ailelerini ziyaret eder, yaşlıların yanına gidilir, hediyeleşilir.

Zehra: Hmm, Bahar-Bayramı, Hıristiyanların Noel-Bayramı gibi bir şey demek? Sen o dönemlerde „Neden bu dünyaya geldim? Öldükten sonra ne olacak“ gibi düşünüyor muydun? Müslüman olma kararın nasıl gelişti? Suriyeli eşine aşık olduğun veya eşin öyle istediği için mi Müslüman oldun, yoksa İslam’ı gerçekten kalben kabul mu ettin?

Fatıma: Moğolistan’da yaşadığım dönemlerde arayış içindeydim. Mutlaka bu evreni yaratan var, diye düşünüyordum. 19 yaşımdayken Almanya’ya, Alman bir ailenin yanına, onların çocuklarına bakmak için geldim. Alman babanın şirketi vardı, hanımı da yanında çalışıyordu, 3 çocukları vardı. Bana harçlık da veriyorlardı. O zamanlar tabii ki başım açık idi. Üniversiteye başlayacağımı duyan Alman-Baba  bana kötü davranmaya başladı, meğer çocuklarına baktığım için bana iyi davranıyormuş. Suriyeli eşimle tanıştığımda İslam hakkında çok şey öğrendim, İslam hakkında çok kitap okudum. Almanya’daki Müslümanların yaşayışlarını da gördüm.

Zehra: Mesela Almanya’daki Türkler hakkında ne söylemek istersin?

Fatıma: Almanya’daki Türkler hakkında genel bir şey söyleyemem, çok çeşitliler. İslam’ı çok dengeli yaşayan da var, İslam-Kültürü’nden uzak yaşayanları da var. İslam hakkında bilgim yokken, Türkleri gördüğümde çeşit-çeşit İslam var zannetmiştim. Eşim bana telefonda evlilik teklif ettikten sonra Müslüman oldum, ama bunu kendim istedim. Evlenmeden kısa bir süre önce de başımı örttüm. Almanya’daki Moğol arkadaşım bir Arapla 10 sene birlikte yaşadı. O Arap erkek onu terk etti, Arap-Ülkesinde Arap kadınla evlendi. Arkadaşımın gençliği heba oldu, şimdi çok üzgün.

Zehra: Hmm, evet, Almanya’da çeşitli Arap erkekleri var. Bir kısmı yaşlı Alman kadınlarıyla evleniyorlar, burada kalabilmek için… Moğolistan’da hiçbir dini terbiye-ders görmemişsin diye anlatmıştın. Senin gibi birisi İslam’ı ve Müslümanları tanıdığında nasıl bir duygu yaşıyor acaba? İslam’da en çok neyi beğendin, Müslüman olmana en kuvvetli etken neydi?

Fatıma: Suriyeli eşim bana İslam hakkında çok bilgiler verdi. Bu evreni Yaratan’ın kim olduğunu tanıdım, aklımdaki bütün sorulara cevaplar buldum. Müslümanların abdest-temizliği, sade ve uyumlu yaşamaları, sevgi dolu aile hayatları beni etkiledi. Moğolistan’da ve Almanya’da çok içki içiliyor, yaşamları bozuk ve kirli.

Zehra: Başörtülü olduğunda Moğolistan’da nasıl karşılandın?

Fatıma:
 Moğolistan’da sokaklarda yanımdan geçen benimle alay ediyordu. Neden başörtüsü takıyorsun, çocuk mu doğurdun diye soranlar da vardı. Bizim  orada hiç kimse başörtüsü takmaz. Sadece lohusa dönemindekiler hasta olmamak için örtünürler. Müslüman olduktan sonra, Ulan-Bator’daki Müslümanları aradım ve onlarla da tanıştım. 

Zehra: Müslüman olmana ailen ne dedi?

Fatıma: Benim ailem ateist. Anne ve babam „Müslüman olduğunda mutlu oluyorsan bizim için sorun değil“ dediler. Karışmıyorlar.

Zehra: Anne ve baban nasıl insanlar? Senin haricinde çocukları var mı?

Fatıma: Babam ressam, annem ofiste çalışıyor. 4 kız- kardeşiz, en büyükleri benim. Kız-kardeşimin birisi Peking’de (Çin) sanat okuyor, yüksek lisans. Diğer kız-kardeşim kütüphanede çalışıyor. Diğeri ise Ulan-Bator’da tıp okuyor.

Zehra: Suriyeli eşinin ailesi nasıl bir aile? Nerede yaşıyorlar? 

Fatıma: Suriye’nin bir köyünde yaşıyorlar. 10 kardeşler, 5 kız, 5 oğlan. Benim eşim yedinci çocuk ve evin en küçük oğlu. Eşimden sonra iki küçük kız-kardeş geliyor. Babası tüccar, annesi ev-hanımı, kız-kardeşleri ve ablaları oradaki şartlar yüzünden okuyamadılar.

Zehra: Peki bu kadar çok çocuklu ailenin oğlu Almanya’da geçimini nasıl sağladı, nasıl okuyabildi?

Fatıma: Ben ve eşim Almanya’da okurken hep ek-işlerde çalıştık. Ailemizden para da aldık. Eşimin ailesi Suriye’nin bir köyünde yaşıyorlar ama, ağabeyleri Kuveyt’te kilim satıyor, mağazaları var. Ağabeyleri eşime hep „Sen oku, biz sana para göndeririz. Üniversiteni aksatma“ demişler.

(Şimdilerde ikisi de 30’lu yaşlardalar. Sade döşenmiş evleri ve küçük bir arabaları var. 8 yaşında çekik-gözlü, esmer-tenli çok güzel bir kızları var. Suriyeli eşi 8 sene içinde üniversiteden mezun oldu, üniversitede okurken 1 sene ara vermiş. Arap-eşi Almanya’daki „El-Kaide“ terörden korunma kanunları yüzünden „oturma izini“ alamıyor, bu yüzden doktor olarak çalışamıyor. Halbuki Almanya’da doktor ve mühendislere çok ihtiyaç var. Geçenlerde Almanya‘daki mahkemede Suriyeli eşine „burada oturma-izini verilmeli“ diye lehine karar çıktı. Alman-Başhekim, Suriyeli eşine „Ne zaman istersen, gel, bizim hastahenemizde doktor olarak çalış“ demiş. Suriyeli-doktorun „işi hazır“, oturma izini aldıktan sonra, „Çalışma-izini“ alabilir. Halen ailelerinden aldıkları para ile geçinebiliyorlar).

Zehra: Almanya’yı nasıl buluyorsun, Alman arkadaşların var mı? Türkiye’ye gittiniz mi?

Fatıma: Ben Almanya’yı çok düzenli ve temiz buluyorum, ama insanları çok mesafeli ve soğuk. Egoistler, komşuluk-misafirlik diye bir şey yok. Yabancı olduğumu her zaman hissettiriyorlar, ama dürüst ve dakik insanlar. Hiçbir Alman arkadaşım yok. Başım açıkken de böyleydi, başım kapalıyken de. Eşimle bir defa Antalya’ya tatile gittik, orada çalışanların hemen hepsi Almanca konuşan Türklerdi. Zaten çok Alman vardı orada. Türkiye’yi çok tanımıyorum ama, Türkler Moğolistanlılar gibi cana-yakın, sıcak insanlar. Almanya’da da hep Müslüman Türk arkadaşlarım var.

Zehra:
 Moğolistan’dayken Türkiye diye bir devlet olduğunu duymuş muydun?

Fatıma:  Almanya’da üniversiteye başlamadan evvel, Ulan-Bator’da uluslararası İlişkiler okumaya başlamıştım. Orada Türkiye ve Atatürk hakkında bilgiler edinmiştim. Atatürk kitaplarda çok övülüyor, Türklerin-Babası deniliyor. Atatürk’ü o zamanlar çok sevmiştim. Almanya’ya geldikten sonra bu anlatılanlara çok daha değişik açıdan bakabildim, Atatürk hakkında şimdi aynı fikirde değilim.

Zehra: Evet, ben de aynı şekilde düşünüyorum. Evde hangi dili konuşuyorsunuz?

Fatıma: Evde genelde Almanca ve Arapça konuşuluyor. Kızımızın en iyi bildiği dil Almanca. Arapça ve Moğolca da biliyor. Ben eşimle Arapça da konuşuyorum, Almanca da. Eşimin ağabeyleri Almanya‘ya geldiklerinde onlarla İngilizce ve Arapça konuşuyorum. Kayınvalideme hediye gönderiyorum. O da bana hediyeler gönderiyor. Rusca da biliyorum. Moğolların Ruslardan aldığı eski yazısı Kyrilce de yazabiliyorum. Yeni Moğolca da yazabiliyorum. En iyi bildiğim dil Moğolca, sonra Almanca, İngilizce ve Arapça.


Zehra: Arap-Ülkesinde yaşamak ister misin?

Fatıma: Büyük şehirde, mesela Suriye-Şam’da yaşamak isterim, ama köyünde yaşamak istemem.

Zehra: Eşin Moğolistan’da yaşamak ister mi?

Fatıma: Moğolistan’da yaşayamayız, Moğolca bilmediği için iş bulabilme şansı yok. 

….

Suriyeli eşi evde  Mısırlı Ümmü-Gülsüm’ün parçalarını dinliyormuş  (Ümmü-Gülsüm’ü dinlemek isterseniz: Araplar YouTube‘a „Oum Kaltum, Oum Kholthoum“ diye yazıyorlar. 1950 yıllarında Mısırlılar Hazreti Rabia’nın filmini çekmişlerdi, o filmde de Ümmü-Gülsüm melankolik parçalar söylüyor).  Babası, kızını uyuturken de teybe Ümmü-Gülsüm’ün kasetlerini koyuyormuş. Evet kaset, CD değil! Bunu duyduğumda tabii ki güldüm. Kızı ise „Baba Kur’an’ı Kerim koy da dinleyeyim, bu müziği çıkar diyormuş. Annesine ise „Babamla evlenmeseydin, böyle güzel kızın olmazdı“ diyormuş. Kızlarını İslami terbiye ile büyütüyorlar.

Fatima ve Suriyeli eşi sonradan Almanya'da resmi nikahla evlenmişler. Suriye ve Moğolistan’daki aileleri konsolosluk işlerini halletmişler. Şimdilerde resmi nikahlı evliler.




Fatıma ile sohbetlerimizden bir özet çıkardım. Yazı çok uzadığı için burada kesiyorum. Allah arayan insanlara imân nasip ediyor işte! Ufacık bir eylemde Allah en büyük kapıları açıyor! Görebilene, duyabilene, arayana, azmedene, Allah mükafatını veriyor! Herkese böyle mutlu evlilik nasip olmayabilir. Türk Türkle evlendiğinde dahi böyle huzurlu yuva kuramayabilir. Allah onları birbirlerine yazmış ve karşılaştırmış, birbirlerini sevdirmiş…


TÜRKİYE’DE 19 MAYIS İLE İLGİLİ KARAR ÇIKTIKTAN SONRAKİ YAZILARI İLGİYLE OKUDUM… 
Engin Ardıç Ağabey’in, Mutlu Tönbekici, Nagehan Alçı ve Meryem Aybike Sinan’ın bu konuda yazdıklarına gönülden katılıyorum.

Almanya Nazi-Dönemi 1933-1945 : Adolf Hitler Nasyonal-Sosyalist düşünceyi aşılamak için gençleri kamplarda topluyor, onlarla çeşitli etkinlikler düzenletiyordu. Özellikle genç-kızlar Bund[1]-Deutscher-Mädel’e (Alman-Kızları-Birliği) kayıt oluyorlardı. Erkekler için de „İzci veya gençlik-spor dernekleri“ vardı. Bu derneklere sadece Almanlar yazılabiliyordu. Sarışın, mavi-gözlü, sağlıklı, uzun boylu, atletik vücutlular tercih ediliyordu. Hem spor yapılıyor, hem de Nasyonal-Sosyalist düşünceyi aşılayan sohbetler oluyordu. Spor gösterileri de yapılıyordu. Almanya’da büyüdüğüm için Türkiye’deki 19 Mayıs törenlerini pek bilmezdim. Televizyonda gördüğümde Nazilerin spor-gençliğine benzetmiştim. İşte Almanya’nın Nazi-Dönemi’ndeki spor-gösterilerinden bir fotoğraf:

kullan

Bu konuda „Türkiye’nin Nazileri“ yazımı okumak isteyen varsa, linki burada:

http://www.haber7.com/haber/20100326/Turkiye8217nin-Nazileri.php

 

Zehra YAVUZ / Almanya / Haber 7
zyavuz@ymail.com

 

 


[1] Bund: Birlik,  federasyon, kuşak,  sendika, dernek.
  • BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

    YORUM YAZ
  • Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: ip adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle pa ylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım
  • Metin Ay

    Haber? 09 Haziran 2008 16:15 - Toplam 135 kişi beğendi.

    Editör bey.. Haber nerede Allah aşkına? Havalar ısındı ya artık..Klima yoksa gönderelim çalışma odalarınıza..

    + Bu Yorumu Beğen
  • dursun çiğdem

    09 Haziran 2008 15:50 - Toplam 76 kişi beğendi.

    yazıyı gören varmı ben göremiyorumda.

    + Bu Yorumu Beğen
  • Metin Yazar

    Neden şimdi (2) 06 Haziran 2008 14:02 - Toplam 80 kişi beğendi.

    Baykal bile, AKP için; “Bırakalım bunlar gelsin ve bu enkazın altında kalsınlar” dedi. AKP’nin iktidar olmasına pek ses çıkarmadılar.Hatta kartel medyası içinden destekleyenler bile çıktı. Desteklerken kıs kıs gülüyor,”Nasılsa bunlar ortalığı biraz toparlar, ama milletin kemerini sıkarak canına okurlar,biz de bir taşla iki kuş vurmuş oluruz” diye düşündüler. Düşündükleri gibi olmadı.Türk ekonomisi çok kısa sürede istikrara kavuştu. Bu istikrar AKP’nin oylarını artırmasıyla tescil edildi

    + Bu Yorumu Beğen Yorumun Devamı
  • askorozli

    31 Mayıs 2008 00:47 - Toplam 63 kişi beğendi.

    + Bu Yorumu Beğen
  • kaan kaya

    31 Mayıs 2008 00:12 - Toplam 46 kişi beğendi.

    + Bu Yorumu Beğen

KATEGORİSİNDEKİ DİĞER HABERLER

  • IMKB100: 54.810 %-0.19
  • ALTIN: 93.374 %0.07
  • DOLAR: 1.8435 %-0.06
  • EURO: 2.3075 %-0.64
GAZETE MANŞETLERİ

NAMAZ VAKİTLERİ

İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı

EN ÇOK OKUNAN

EN ÇOK YORUMLANAN

Nokta Elektronik Medya Ltd. Şti. Copyright © 2003-2012 Kullanım Şartları Yayın İlkeleri Reklam İletişim