18 Ocak 2012 08:51
- 10 Yorum
- 19,031 Okunma
Devletin zirvesinin beklentilerine rağmen İlker Paşa'nın tutukluluk halinin devamına itirazın reddedilmesi, tüm davaları etkileyecek gibi görünüyor.
Yazı başlığında yer alan ‘Cübbeli’ kelimesi takılmayın...
Onun yerine ‘Aziz Yıldırım’ ya da Silivri’de tutuklu bir başka ünlü generalin ismini de koyabilirsiniz.
Hatta yurtdışında kaçak olarak yaşayan Bedrettin Dalan’ı da...
Ama yazıda anlatmayı düşündüğümüz konuda en kolay anlaşılabilecek en kısa kelime oydu.
Genelkurmay Eski Başkanı İlker Başbuğ’un cezaevine konulması, tutuksuz yargılanma beklentisindeki çok sayıda sanığın yüreğine kabus gibi çöktü...
"İnternet Andıcı" soruşturması kapsamında tutuklanan Genelkurmay Eski Başkanı İlker Başbuğ hakkındaki tahliye talebi dün reddedildi.
12. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti ayrıca, Başbuğ'un Yüce Divan'a gönderilmesi talebini reddeden ret kararını da oy birliğiyle aldı.
Mahkeme öyle bir karar verdi ki, hem
‘İlker Paşa tutuksuz yargılanmalı’ beklentisini dile getiren Başbakan Erdoğan’a da, hem
yargılanma yeri Yüce Divan’dır görüşünü seslendiren Cumhurbaşkanı Sayın Gül ve bu görüşteki diğer muhalefet partilerine de işimize karışmayın mesajı vermiş oldu.
Hükümet karşıtı internet sitelerine onay verdiği ya da gözyumduğu gerekçesiyle Genelkurmay Başkanlığı yapmış kudretli bir general tutuklanıp içeri atılmışsa, varın bundan daha ağır suçlamalarla içeride bulunan sanıkların halini bir düşünün.
Silivri ve Metris’te yüzler dünden bugüne büyük ölçüde asılmış olmalı.
İlker Paşa cezaevine girmekle pek çok kişinin umudunu da bitirdi.
Kendisine hangi suçlama yöneltilmiş olursa olsun, İlker Paşa’nın yargılanmak üzere cezaevine konulması bu ülkede büyük bir hadisedir.
Bakın şuraya kişisel görüşümü açık yüreklilikle yazıyorum...
Şu an yargı üzerinde siyaset kurumunun etkisinin olmadığının en güçlü alametlerinden biri bence şudur:
Eğer yargıçlar İlker Paşa hakkında tutuklama kararı vermeden önce Ankara’daki en güçlü 100 siyasetçiye tek tek ulaşıp fikirlerini sorsalardı ve, “
bu konuda ne düşünürsünüz, elimizdeki belgeler aslında tutuklanmasını gerektiriyor, ama nihai kararı siz verin” deselerdi, hiç mübalağa yapmadan söylüyorum,
yüzde 80’i kesinlikle
tutuklamayın derlerdi.
Bana göre son dönemde yürütülen kritik davalar büyük ölçüde yargı mensuplarının tamamen
yürekli davranışları ve mesleki
duyarlılıkları ile yürüyor.
Arkadaşlarını zora sokan sanıklar...
2008 yılı Temmuz ayında, benim de
“Kemal Sunal Filmlerinin Toplumsal Karşılığı” başlıklı bir tebliğle
katıldığım Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştirilen Psikoloji Kongresi’nde, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Beyza Sevim de, “
Fiziksel çekiciliğin jüri kararlarına etkisi” başlıklı bir sunum
yapmıştı.
Çalışmada, mahkeme jürilerinin kendilerini baskı altına alacak herşeyden tamamen sıyrılmalarının mümkün olmadığı bilimsel verilerle aktarılmıştı. Aynı suça verilen cezalarda, sanıkların tiplerinin bile bazen 2 kata yakın fark oluşmasında etkili olduğu görülüyordu.
Şu an devam etmekte davalarda sanıkları en zorda bırakan ve üzerlerine atılı suçlamalar karşısında ellerini en çok zayıflatan durum, diğer sanıkların tutumudur.
Örneğin geçtiğimiz Kasım ayında Türkiye tarihinde bir ilk gerçekleşti ve ilk kez bir general başka bir ülkeye kaçtı. İnternet andıcından yargılanan ve Rusya'ya kaçtığı belirlenen Tümgeneral Mustafa Bakıcı için interpol aracılığıyla yakalama emri çıkarıldı.
Ağustos 2011 Yüksek Askeri Şurası'nda Tümgeneralliğe terfi eden Mustafa Bakıcı’nın haklarındaki suçlamalardan kurtulmak için yurtdışına kaçışı, aynı davadan yargılanan isimlerin üzerine atılı olan suçların onlara yapışmasına neden olur.
Hakimler karar aşamasına geldiklerinde bu durumdan kesinlikle etkilenirler. İlker Paşa eğer bugün İnternet Andıcı davasından tutuklu yargılanıyorsa, bunun büyük ölçüde sorumlusu, benzer suçlamaya muhatap olduktan sonra kaçan Tümgeneral Mustafa Bakıcı’dır.
İlker Paşa’nın yapılan sorgusunda
ben yapmadım Hasan yaptı şeklindeki tutumu da, ortada bir suçun sabit olduğu algısını derinleştirmiştir.
Örneğin Bedrettin Dalan’ın yargılandığı davada Dalan burada olmuş olsaydı, benzer suçtan yargılananlar farzımuhal ortalama beşer yıl ceza alacaklarsa, aynı davada cezadan kaçmak isteyen sanık var diye verilen ortalama ceza 8-10 yıla çıkar. Çünkü aynı davadan yargılanan birinin kaçması diğerlerinin suçluluk durumunun ağırlık kazanmasına neden olur.
Devam etmekte olan davalarda karar aşaması yaklaştıkça,
ben yapmadım Hasan yaptı şeklindeki yaklaşımın artacağını ve bugüne kadar ismi hiç geçmeyen kişilerin de sanıkların ihbarıyla sürece dahil edileceğini öngörmek kehanet olmaz.
Sözün kısası şu:
Devletin üst birimlerindeki isimlerin beklentilerine rağmen İlker Paşa’nın tutukluluk halinin devamına karar verilmesi, Cübbeli Hoca ve Aziz Yıldırım gibi pek çok ismin de tutuksuz yargılanma heveslerini büyük ölçüde bitirmiş olmalı. Hatta kaçak durumdaki sanıkların bir gün bu ülkeye yeniden dönme umutlarını da...
Madem yazı başlığını öyle attık, son sorumuz da ona uygun olsun...
Sizce, varsın hakkındaki hiçbir iddia gerçekçi bir temele dayanmamış olsun, İlker Paşa içeride iken Cübbeli’nin tutuksuz yargılanmasını sağlayacak iklim var mı ülkede. Ne demiştik, hakimler de insandır ve belli şeylerden de ister istemez etkilenirler.
Allah hepsinin yardımcısı olsun. Hakikaten zor durum. Özellikle sanıkların aileleri için.
Prof. Dr. Osman Özsoy – Haber 7
www.osmanozsoy.com.tr
www.twitter.com/ozsoyyazilar