19 Ocak 2012 10:32
- 6 Yorum
- 17,882 Okunma
2008 yılının Mart ayının üçüncü haftasında Aşağıdaki vaka ilk kez anlatıldığında Ankara, AK Parti'yi kapatma davasının sarsıntısını yaşıyordu.
Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanma sürecini Ankara’da gazetecilik yapan pek çok meslektaşım gibi, iç dünyamda değişik gel-gitler yaşayarak izledim.
Bazı anlarda içimi üzüntü ve merhamet duyguları kapladı.
Kimi durumlarda, O’nun görev süresinde olup bitenleri gözümün önünden geçirip, merhametle bakmaktan vaz geçtim.
Bu ‘duygu karmaşasını’ yaşamamızın nedenlerinden biri de; yıllarca karşımızda ülkenin en kudretli adamı olarak duran, söylediği sözlerin, verdiği emirlerin ülke kaderine etkisini her oturup kalkışta sürekli ölçüp durduğumuz birisinin; gün gelip soluğu Silivri’nin zemini soğuk betonlarla kaplı tek kişilik koğuşunda almış olması olmalı.
Ama bir gerçek daha var ki İlker Başbuğ, bu zor günlerinde kendisine sempatiyle bakmamızı sağlayabilecek çok az şey bıraktı geride.
Tutuklu mu yargılansın, tutuksuz mu? Yüce Divan’da mı yargılansın Özel Yetkili Mahkemede mi? soruları artık geride kaldığına göre, önümüzdeki dönemde Başbuğ’un yapıp ettikleri ve yargılandığı konular daha detaylı biçimde konuşulacaktır.
Ve hiç şüpheniz olmasın derim, kendisiyle ilgili tartışmaların ana eksenlerinden biri de, Ak Parti’ye, 2008 yılında açılıp, o yıl Asker Şura toplantısına iki gün kala karara bağlanan kapatma davasındaki rolü olacaktır.
AK PARTİYİ KAPATMA DOSYASINA KİMLER KATKI SAĞLADI
Çok değil 4 yıl öncesine ait, Ankara’nın o fırtınalı günlerine dair ileride, belki de yakın bir zaman diliminde pek çok şeyin ortaya çıkacağından eminim.
Kendimi şanslı addetmeli miyim bilmiyorum ama ileride çıkması muhtemel bu pek çok bilginin küçük bir özetini, o dava açıldıktan sadece birkaç gün sonra öğrenme imkanım olmuştu.
Anlatayım.
14 Mart 2008 akşamı, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, elindeki ‘google iddianamesi’ ile Anayasa Mahkemesi’nin kapısını çalmasından hemen sonra, herkesin derin bir şaşkınlık (sevinçten ayağı yerden kesilenleri saymıyorum tabi) içerisinde olduğu günlerde, ziyaretime gelen bir kişi bütün hikayeyi özetleyiverdi.
Ziyaretçim, “dur ben sana anlatayım bu dosyayı kimler nasıl hazırladı?” diye iddialı bir giriş cümlesinden sonra, davanın açılmasında rol alan isimleri ve dosyanın hazırlanış hikayesini bir bir anlatmaya başladı.
(Hikayede geçen isimlerin bir kısmını kodlayarak yazacağım ama bütün isimlerin kamuoyunun yakından tanıdığı kişiler olduğunu söyleyebilirim.)
Kendimi sonunda ağzım en az iki santim uzunluğunda açık vaziyette dinlerken bulduğum hikaye şöyle başladı.
“Şubat ayı dosyanın içinin doldurulmasıyla geçti. Bu arada İstanbul’da yaşayan ve kapatma davasının açılmasında büyük rolü olan İ.S. Ankara’da A.N.S ile konusu kapatma davası olan birkaç ayrı görüşme yaptı. Bu trafik içerisinde bu iki isim dışında, yüksek yargı organlarından birinde görev yapan O.P. ile o organlardan birinden emekli olan O.Ş de vardı. Bu isimler davayı açan Abdurrahman Yalçınkaya ile dirsek teması içerisindeydi. Bu isimlerin bir kısmı, o günlerde hayatını kaybeden emekli bir yüksek yargı mensubunun cenaze töreninde bir araya gelip, kapatma dava açılması konusunu ve dosyanın içeriğini konuştular.”
SONRA DOSYA BİR YERE ARZ EDİLDİ!..
Önce hikaye burada bitiyor zannettim.
Ama konuştuğum kişi devam etti.
“İş burada bitmiyor tabi. Dosya hazırlandıktan sonra bir yüksek makama da arz edildi.” Dedi.
“Yüksek makam ve arz etmek” lafını duyunca aklıma gelen ilk isim, dönemin Genelkurmay Başkanı oldu.
“Yaşar Büyükanıt’a mı arz edildi?” diye sordum.
“Yok O, artık bavullarını hazırlamakla meşgul.”
“O zaman...” dedim ve durdum.
O anda hikayenin finaline gelmiştik.
Gülümseyerek yüzüme bakan misafirim, herkesin ismini saymıştı ama, O’nunkini saymak istemiyordu.
Gerçi buna gerek de yoktu.
‘Kapatma dosyasının arz edildiği makam’, karmaşık çizgiler arasına gizlenmiş üç boyutlu bir vesikalık resmiyle kabak gibi karşımıza dikilmişti.
***
Ben bu hikayeyi dinlediğimde, 2008 yılının Mart ayının üçüncü haftası içerisindeydik.
Ankara kapatma davasının sarsıntısını yaşıyordu.
Aylar sonra Ak Parti’ye kapatılmama kararı verildikten de sonra, şöyle bir şey oldu.
Taraf Gazetesi’nde, Osman Paksüt - İlker Başbuğ görüşmesi başlığıyla bir haber yayınlandı.
Habere göre yanılmıyorsam 3 Mart 2008 tarihinde, yani Ak Parti’ye kapatma davası açılmasından 11 gün önce bu iki isim, -karargahtaki kameralar kapatıldığına göre- saklanmaya çalışıldığı anlaşılan sürpriz bir görüşme yapmışlardı.
Haberi gördüğüm anda şu an önemli bir mevkide görev yapan o ziyaretçimin gelip bana anlattıkları içerisinde geçen o cümle aklıma geldi.
“İş burada bitmiyor tabi. Dosya hazırlandıktan sonra bir yüksek makama da arz edildi.”
Mehmet Acet - Haber 7
acetmehmet@hotmail.com