31 Ocak 2012 08:32
- 5 Yorum
- 9,305 Okunma
Mehmet Acet, Sincan Başsavcılığı tarafından haklarında dava açılması talep edilen eski Deniz Feneri savcıları ile ilgili son gelişmeyi yorumladı, Nadi Türkaslan'a sorular yöneltti.
Deniz Feneri e.v soruşturmasını yürütürken, ‘resmi evrakta tahrifat’ yapmak suçlaması ortaya çıkınca dosyadan uzaklaştırılan savcılardan Nadi Türkaslan, kendisini çok yakından ilgilendiren son gelişme üzerine epey telaşlanmış olmalı.
Öyle olmalı ki, ‘kendi dünyasına’ yakın gazetelere demeçler vererek suçlamalardan yırtmaya çabalıyor.
Son gelişme şu: Sincan Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyadan el çektirilen üç savcıdan Nadi Türkaslan’la ilgili hem resmi evrakta tahrifat yapmak, hem de görevini kötüye kullanmak suçlamasıyla, diğer iki savcı Mehmet Tamöz ve Abdülvahap Yaren’le ilgili olarak da görevi kötüye kullanmaktan dolayı yargılanmaları talebiyle iddianame hazırladı.
İddianamenin mahkemece kabul edilmesi sonrası, bu üç savcının Yargıtay’da yargılanacakları yeni bir süreç başlıyor.
Bu son gelişmenin çok önemli bir yönü var.
O da şu: Bu üç savcıyla ilgili suçlamalar, (özellikle Nadi Türkaslan’la ilgili) şimdi çok daha ciddi hale geldi.
Çünkü bu yeni durumun şöyle bir anlamı var.
Her türlü telkinden uzak ‘bağımsız bir savcılık makamı’, iddiaları ciddiyetle inceledikten sonra, (aynı zamanda meslektaşı olan) üç savcının, görevlerini yaparken suç işledikleri kanaatine varıp yargılanmalarını istemektedir.
Bu yeni durum, savcıların hukuki gerekçelerle değil de başka başka faktörlerin etkisiyle dosyadan el çektirildikleri tezini de çürütmektedir.
NADİ TÜRKASLAN HANGİ GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASINDAN KORKUYOR
İddianame hazırlanınca hakkında ağır suçlamalar bulunan Nadi Türkaslan ‘hop diye’ yerinden fırlamış.
Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği demece bakılırsa savcı bey, pek bir tepkiliymiş.
Tepkili olmasını anlayabilirim ama, yaptığı açıklamalar doğruları yansıtmıyor ne yazık ki.
Mesela Türkaslan, Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada “iddianamede savcılar tahrifat yapmıştır” denmediğini öne sürüyor.
Halbuki benim önümde duran iddianame metninin Nadi Türkaslan’a yönelik suçlamaları içeren son sayfasında aynen şöyle bir cümle geçiyor.
“Adı geçen Cumhuriyet Savcısının (Nadi Türkaslan) bu suretle resmi belgede tahrifat suçunu işlediği kanaatine varıldığı…”
Siz bu cümleden ne anlıyorsunuz?
Nadi Türkaslan, soruların kolay yerden geleceğini bildiği için, hangi gazetelere demeç verileceğini iyi biliyor anlaşılan.
Ama muhatap olduğu soruların hepsi, Cumhuriyet muhabirlerinin sorduklarından ibaret değil yazı ki.
Mesala;
-Neden, suçlandığı konuyla ilgili kamuoyuna, hatta kendi meslektaşlarına ikna edici bir açıklama yapmak yerine, lafı dolandırıp başka yerlerden kendisini aklamaya çalışıyor, bu anlaşılmıyor.
-Eğer suçlu olduğuna inanmıyorsa, kendisiyle birlikte dosyadan el çektirilen isimlerden Mehmet Tamöz’e dönüp (tahrifatı ben yapmadım Nadi Türkaslan yaptı anlamına gelen) açıklamalar yapmasının gerekçesini sorabilirdi.
Hadi orada ‘satışa geldi’ diyelim, bugüne kadar kendisine her fırsatta kol kanat geren CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na bir sorabilirdi, neden benzer yönde bir açıklama yaptığını. (Kılıçdaroğlu, kısa bir süre önce grup toplantısında ‘hadi savcılardan birini tahrifat yaptı diye görevden aldınız öbürlerini niye tutmadınız diye açıklama yapmış, Türkaslan’ın suç işlediğini dolaylı da olsa kabul etmek zorunda kalmıştı)
Nadi Türkaslan, elinden alınan dosyayı, elinden alınana kadar geçen süre zarfında bir savcının temel görevi olan ‘tam objektiflik’ çizgisinden bütünüyle saparak yürüttü.
Elindeki kamu gücünü, bulunduğu kampın ideolojisine uygun bir biçimde kullandı.
Deniz Feneri e.v soruşturmasını yürütürken, CHP ile kol kola hareket etti.
Öyle olmasaydı, bu partinin bir milletvekili olan Atilla Kart’ın neredeyse her hafta adliye binasında kendisine yaptığı ziyaretlere makul bir açıklama getirebilirdi herhalde.
Oysa O, bunların hiçbirine cevap vermiyor, ama arkadaşlarıyla birlikte kendisine ‘suç işlediniz’ denilince kıyameti koparıyor.
Bu olmaz işte.