02 Şubat 2012 09:30
- 56 Yorum
- 42,330 Okunma
Erdoğan hükümetinin reform yapmaktan vazgeçip vazgeçmediği, ya da orduyla anlaşıp eski sisteme geri dönüp dönmediği iki ana başlık üzerinden test edilebilir.
Başbakan Erdoğan’ın ‘siyasi beyninin yarısı’ diyebileceğimiz kadar önemli bir yerde duran başdanışman Yalçın Akdoğan’la son birkaç ay içerisinde her karşılaştığımızda, her mülakat yaptığımızda, şu kısa soruyu mutlaka soruyorum.
“Ak Parti, reform yapmayı sürdürmekten vaz mı geçti?”
Akdoğan böyle bir soruya “yok hayır, vazgeçmedik” dese ve ben de buna kesin iman etmiş olsam, aşağıya yorum yapacak olanların ‘yandaşlıkta zirve noktası!’ eleştirilerine göğüs germek zorunda kalabilirdim.
Ama hayır, başdanışman her soruşumda şu cevabı veriyor bana.
“Reform yapmaktan vazgeçmek, Ak Parti’nin varlık nedenine aykırıdır”
Halbuki; yurtdışından uzun süre sonra Türkiye’ye giriş yapmış yabancı bir turist, havaalanında Ahmet Altan’ın Taraf Gazetesi’nde günlerdir devam eden yazılarını arka arkaya okusa, ‘ülkeye bu kış faşizm geldiğini’ düşünüp, pasaport kuyruğuna kaynak yaparak gerisin geri kaçabilir.
O kadar yani.
Mesela son yazısında bir yerde, “bir buçuk yıl içerisinde birbirine taban tabana zıt iki Erdoğan ve iki AKP görebiliyoruz” diyor Ahmet Altan.
Ki bu okuduklarım arasında en hafif kalanı.
ERDOĞAN HÜKÜMETİNİN REFORM YAPMA İRADESİ TÜKENDİ Mİ?
Doğrusunu söylemeliyim, böyle şeyler okudukça bazen dalıp dalıp gidiyorum.
Kendi kendime acaba gerçekten Erdoğan hükümeti, Altan’ın savunduğu gibi ‘tanınmaz hale mi geldi?’ diye sorular soruyorum.
Hatta bazen iç sesimi harekete geçirip “oğlum bak yandaşlık falan yapma! Gerçek öyleyse bunu sessizce kabul et” diye ciddi ciddi telkinlerde bulunuyor, kendimi kontrolden bile geçiriyorum.
Ama bütün yolları deneyip geri döndüğünüzde, Erdoğan’ın, radikal bir dönüşümden geçip ‘Ankaralılaştığı’ iddiasının sağlam bir zemine oturmadığı açıkça belli oluyor.
Verdiğim hüküm şu.
Altan ve o iklimden beslenen kimi yazarların-gazetecilerin son aylarda yazdıkları, eleştiriden çok ‘takıntılı bir kampanyaya’ dönüşmüş durumda.
Bu takıntının sebepleriyle ilgili sizleri, yazının sonunda bir test sorusuyla baş başa bırakmayı planlıyorum.
Ama şimdi burada bu suçlamaların bana neden saçma geldiğini anlatayım.
SAHİ ERDOĞAN STATÜKOYLA ANLAŞTI MI
Aslında Erdoğan hükümetinin reform yapmaktan vazgeçip vazgeçmediği, ya da Altan’ın dediği gibi orduyla anlaşıp eski sisteme geri dönüp dönmediği iki ana başlık üzerinden test edilebilir.
Yeni anayasa ve Kürt sorunu.
Bu iki başlıkta Erdoğan’ın tutumunda köklü bir değişiklik varsa eğer, suçlamaları ciddiye almak gerekiyor.
O halde devam edelim.
1-Yeni Anayasa konusunda her şey çok açık değil mi? Ak Parti tek başına anayasa yapabilecek aritmetik çoğunluğa sahip durumda değil. Muhalefet partilerinden en az biriyle işbirliği yaparak bu hedefe yürüyebilir ki, ağır aksak da olsa böyle bir süreç ilerliyor zaten. Bunun dışında Ak Parti’nin yeni anayasa yapma iradesinde gerileme olduğuna dair ikna edici gerekçeleri olan varsa buyursun buradan yaksın.
2-Kürt meselesi konusunda da her şey çok açık aslında. Ak Parti, bu konudaki çözüm iradesini de sapa sağlam koruyor. Seçimlerden sonra ortaya çıkan şiddet ortamının sorumlusu olarak bütünüyle hükümeti görmek en azından insafsızlıktır. Bu süreçteki şiddet olaylarının asıl sorumlusunun, hedefi anayasa yapım sürecini engellemek olan PKK olduğu açık değil mi?
Bütün bu tartışmalardan yeterince sıkılmış olmalı ki başbakan Erdoğan’da dün il başkanlarına hitap ederken “beyler…” diye başlayıp şöyle cümleler kurdu.
“Beyler… Biz burada, 150 yıllık köhne bir zihniyetle mücadele ediyoruz. İliklerimize kadar işlemiş, devletin bütün kılcal damarlarına kadar ilişmiş bir zihniyetle mücadele ediyoruz. Türkiye bir gecede değişsin, her reform anında yapılsın, Türkiye bir gecede değişsin diyenler var. Biz, İttihat ve Terakki zihniyetindeki CHP’ye, İttihat ve Terakki’nin izindeki MHP’ye Doğu ve Güneydoğu’nun CHP’si olmaya özenen bir BDP’ye rağmen bu mücadeleyi yürütüyoruz. Karşımızda ‘toprak altını karıştırma, kemiklerin üzerine ört’ diyen bir zihniyet var. Karşımızda, ‘Kürt meselesini, terör meselesini çözme’ diyen bir zihniyet var. Çünkü oradan nemalanıyorlar.”
Evet ne diyorsunuz?
Şimdi gelelim test sorusuna.
Sorumuz şu: Bu ‘takıntılı kampanyanın’ sebepleri sizce neler olabilir.?
Cevap verirken acele etmeden düşünün.
Ve unutmayın, yapmanız gereken doğru olan değil, yanlış olan şıkkı işaretlemek.
a-Ahmet Altan ve bir bölüm liberal yazarlar, kendilerini her şeyin en doğrusunu bilen, büyük rehber insanlar olarak görmektedirler.
b-Ergenekon ve Balyoz gibi darbe ile ilgili davalarda yaptıkları müthiş yayıncılık ve gösterdikleri cesaret, bir süre sonra ayaklarının yerden kesilmesine sebep olmuştur.
c-İktidar karşıtı yayıncılık yapınca, önceki dönemden daha fazla alkış aldıklarını fark etmişlerdir.
d-Etraftan gelen alkış sesleri nedeniyle adelet duygularıyla hareket etme kabiliyetlerini kaybetmeye başlamışlardır.
e-Şişik egolarıyla hareket ediyorlar (bu şıkkın sahibi Mehmet Barlas)
f-Hiçbiri.
Yanlış olan şıkkı buldunuz mu?
Mehmet Acet - Haber 7
acetmehmet@hotmail.com